Ad, Dil ve Bellek: Türk Etnoniminin Katmanlı Tarihi ve Ardışık Etnogenezlerdeki Rolü (6.–17. Yüzyıllar)
Can Serdar · Bağımsız araştırmacı, Ankara · ORCID 0009-0003-3341-3098
Sürüm 1.1, 30 Ekim 2026 (sürüm 1.0: 29 Ekim 2026). Türk: Ad ve Halk, Bölüm I. DOI: https://doi.org/10.5281/zenodo.23779799. Lisans: CC BY 4.0. Bu metin, İngilizce asıl metnin (Sürüm 1.1) tam Türkçe çevirisidir; atıf ve karşılaştırma için İngilizce asıl metin esastır. Kaynaklarla denetlenemeyen noktalar metinde ya da kaynakça girdilerinde belirtilmiştir.
Atıf. Serdar, Can. 2026. “Name, Language and Memory: A Layered History of the Ethnonym Türk and Its Role in Successive Ethnogeneses (6th–17th Centuries).” Türk: Name and People, Part I. Version 1.1. Zenodo. https://doi.org/10.5281/zenodo.23779799. Türkçe çeviri: https://turk.kim/makale/turk-adi-katmanli-tarih.html. Lisans: CC BY 4.0.
Özet
744’te Türk Kağanlığı yıkıldıktan sonra Türk etnonimine ne oldu? Bir görüş, 6. yüzyıldan bugüne esasen kesintisiz bir Türk kimliği varsayar. Barthold’un ortaya koyduğu ve Joo-Yup Lee’nin geliştirdiği öteki görüşe göre ad, Kağanlığın ardılları arasında öz-ad olarak sürmemiş, sonraki geniş anlamı Müslüman yazarların eseri olmuştur. İki bölümlü bir çalışmanın ilk bölümü olan bu makale üçüncü bir okuma önerir: adın katmanlı tarihi. Beş işlev ayırt eder: çekirdek etnonim, esnek siyasi ad, dil adı, İslam dönemi öz-adı ve soy kütüğü çerçevesi. Her tanıklığı açıkça yazılmış ölçütlere göre kodlar. Bu ölçütler, bir adın iç aktarımını içeriden ve dışarıdan kullanımın buluşmasından, içselleştirilmiş dış addan, dış sınıflandırmadan ve eşadlılıktan ayırır. Kanıt, 6.–8. yüzyılların Çince, Soğdca, Moğol dilli ve Eski Türkçe kayıtlarından başlar; Eski Uygurca kolofonlar, Kâşgarlı Mahmud’un Dîvân‘ı, Karahanlı sikkeleri ve Kutadgu Bilig üzerinden İlhanlı, Timurlu ve Cengizli soy kütüklerine uzanır. Çince, Japonca, Rusça ve Türkçe literatür, Avrupa literatürüyle birlikte okunur. Tang sarayı 630 zaferini daha o zaman Xiongnu (Asya Hunları) belleği üzerinden okumuştu; bu, adın 6. yüzyıldan eski olduğunun kanıtı olarak değil, bir dış sınıflandırma olarak ele alınır. 744’ten sonra adın kullanımları ayrıştı. Aşina hanedanını tek bir siyasi ve dilsel dünya içindeki bir üstünlük mücadelesinde deviren Uygurlar kendilerine Türk demedi; ama Budist ardılları kendi dillerine türk tili dedi. Müslüman Türk dilli topluluklar ise adı öz-ad olarak benimsedi. 744–991 aralığında batıda adın iç taşıyıcısı belgelenmez. Karahanlıların öz-adı da kesintisiz süreklilik ya da basit bir yeniden alıntı olarak değil, en iyi, dışarıda taşınan genel bir adın içeride taşınan öğelerle buluşması olarak açıklanır. Bu öğeler, Eski Türkçenin devamı olan bir yazı dili ve, daha zayıf olarak, kağanlık unvanlarıdır. Moğol sonrası dönemde ad, Moğol merkezli bir cins anlamında bir soy kütüğü çerçevesi olarak işledi; bunun yanında bir dilin ve o dili konuşan bir nüfusun da adıydı. İzlenen süreklilik ad, dil ve seçilmiş bellek sürekliliğidir; gerçektir, ama aynılık demek değildir ve Smith’in ethnie kavramı anlamında modern Türk uluslarının sonradan içinden oluştuğu malzemedir. Soy bir kimlik ölçütü olarak kullanılmaz, ama etnogenezle ilgisiz de değildir: addan önce gelenler, adı taşıyan nüfuslar (eski DNA kanıtı dahil) ve adın, bu malzemenin modern ulusların oluşumunda benimsenip zenginleştiği bugüne uzanan akışı Bölüm II’nin konusudur.
Makalenin bulguları
- Türk Kağanlığı’nda (552–744) Türk hem çekirdek bir halkın adıydı hem de kağanlığın halklarına genişletilen siyasi bir addı.
- 744’ten sonra kullanımlar ayrıştı. Aşina’yı tek bir siyasi ve dilsel dünyanın içinde deviren Uygurlar kendilerine Türk demedi. Ama Türk Kağanlığı’nı kendi egemenliklerinin öncülü olarak anlattılar; ardılları da dillerine türk dedi.
- Batıda ad yaklaşık iki buçuk yüzyıl (744–991) dışarıdakiler tarafından taşındı. Türkçe yazı dili ise içeride taşındı; dışarıdakilerin aktardığına göre kağan unvanı da öyle. Sonra Karahanlılar adı kendi adları olarak benimsedi. Bu ilk kez, kanıt değeri belirsiz bir 991–92 sikkesinde görünür; kesin olarak ise 1060’ların ve 1070’lerin Türkçe metinlerinde.
- 1070’lere gelindiğinde Kâşgarlı ve Kutadgu Bilig, kendine ve diline türk diyen Müslüman bir Türk dilli topluluğu gösterir.
- Moğol fetihlerinden sonra Türk bir soy kütüğü çerçevesi, bir dilin adı ve, Babür’de, o dili konuşan bir nüfusun adı olarak işledi.
Makalenin iddia etmedikleri
- Süreklilik gerçektir, ama aynılık değildir. Ad, dil ve seçilmiş bellek taşındı, değişti ve zenginleşti; modern Türk ulusları sonradan bu malzemeden oluştu, nasıl oluştuğu da Bölüm II’nin konusudur. Türdeş bir Türk halkı değişmeden sürmedi.
- Soy kimlik ölçütü değildir, ama etnogenezle ilgisiz de değildir. Nüfuslar ve eski DNA kanıtı Bölüm II’nin konusudur.
- Bölüm I bugünkü kimlikler hakkında hüküm vermez, ama çalışma onları dışarıda bırakmaz. Bugünkü Türk ve Uygur kimliği, öteki Türk kimlikleri gibi, bu çalışmanın konusudur; adı ve onu taşıyanları 17. yüzyıldan bugüne izleyen Bölüm II’de ele alınır.
Anahtar sözcükler: Türk; etnonim; etnogenez; siyasi ad; gömülülük (sınandı); Xiongnu; Eski Türk yazıtları; Eski Uygurca; Karahanlılar; Kâşgarlı Mahmud; soy kütüğü; İç Asya
Yazım, harf çevirisi ve kısaltmalar üzerine not. Eski Türkçe ve Eski Uygurca biçimler, adı verilen edisyondan alınır (Aydın 2017; T. Tekin 1968; Moriyasu vd. 2009; Fu Ma 2019; Wilkens 2021) ve normalleştirilmiş bir Türkolojik transkripsiyonla verilir (q, γ, ï, č, v; Aydın bunların yerine örneğin k, g, ı, ç, w yazar). Edisyonların okuyuşu ayrıldığında anılan edisyonun okuyuşu korunur; türk/türük ve erti/ärti gibi değişkenler bu yüzden tek bir normalleştirmeyi değil, edisyonları yansıtır. Türkçe metinde kişi, yer, halk ve eser adları yerleşik Türkçe yazımlarıyla verilir (Kâşgarlı Mahmud, Reşîdüddîn, Ebulgazi Bahadır Han, Dokuz Oğuz, Karluk, Kıpçak, Koço, Tavgaç Buğra Han, Şecere-i Türk); İngilizce asıl metindeki transkripsiyon biçimleri için İngilizce sürüme bakılabilir. İtalik yazım (Toquz Oγuz), bir ad biçiminin kaynakta geçtiği biçimiyle aktarıldığını gösterir. Yalnızca Eski Uygurca metinlerden bilinen kişiler edisyondaki biçimleriyle anılır (Šiŋqo Säli Tutuŋ). Arapça ve Farsça adlar ile eser adlarının özgün biçimleri kaynakçada sadeleştirilmiş Library of Congress sistemiyle verilir. Çince pinyinle yazılır; terimler ve alıntılar ilk geçtikleri yerde Çince karakterleriyle birlikte verilir, kaynak adlarının karakterleri kaynakçadadır. Rusça eser adları aksan imleri kullanılmadan Library of Congress sistemiyle verilir; Rus yazarlar Batı dillerindeki yayınlarında kullanılan biçimle anılır (Kljaštornyj, Livšic), kendi İngilizce künyesi olan eser adları da yayımlandıkları biçimle verilir. Alıntılar kaynağın yazımını korur. Türkçe kaynaklardan yapılan alıntılar özgün metinden verilir; öteki dillerden yapılan alıntıların Türkçeleri, aksi belirtilmedikçe, bize aittir. Yazıt kısaltmaları, kaynakçadaki atıflarla uyum için İngilizce asıl metindeki gibi bırakılmıştır: KT = Kül Tigin, BQ = Bilge Kağan, T1 ve T2 = Tonyukuk yazıtının birinci ve ikinci taşı, ŠU = Şine Usu; E, N, S, W = doğu, kuzey, güney ve batı yüzü, ardından o yüzün satır numarası. Fu Ma, 2019 tarihli Çince baskısından anılır; ondan yapılan çeviriler bize aittir.
Okuyucu anahtarı.
- Katmanlar (L1–L5) adın beş işlevidir: L1 çekirdek etnonim; L2 esnek siyasi ad, yani egemen bir halktan egemenliği altındaki halklara genişletilen siyasi bir ad; L3 dil adı, doğu ve İslam olmak üzere iki satırda verilir; L4 İslam dönemi öz-adı; L5 soy kütüğü çerçevesi (§2.5, §7.1).
- Bellek öğeleri (H1–H5) soy kütüğü, unvanlar ve kurumlar, kutsal coğrafya, köken mitleri ve hatırlanan olaylardır (§2.3). H harfi hafıza sözcüğünden gelir.
- Ölçütler (K1–K5) öz-gönderme, aktarım, devralınan içerik, bağımsızlık ve çürütmedir (§2.5). K harfi kriter sözcüğünden gelir.
- Kanıt sınıfları iç tanıklık, iç aktarım, buluşma, içselleştirilmiş dış ad, uyumlu dış anma, ayrışan dış sınıflandırma, eşadlılık, anlam türevi ve belirlenemeyendir (§2.5).
- Terimler. Etnonim bir halkın adıdır; siyasi ad (politonim) bir siyasi yapının ve ona dahil olanların adıdır; dış ad (eksonim) dışarıdakilerin verdiği addır. Taşıyıcı, bir kimlik öğesinin aktarıldığı araçtır; bir öğe, bir iç taşıyıcıda korunduğu ama kullanılmadığı zaman gömülüdür (§2.3). Buluşma, dışarıda taşınan bir adın içeride taşınan öğelerle buluşmasıdır (§2.5).
| Siyasi yapı | Geleneksel tarihler |
|---|---|
| Juan-juan (Rouran) Kağanlığı | 5. yy–552 |
| Birinci Türk Kağanlığı | doğuda 552–630; Batı Türk Kağanlığı 659’a kadar |
| Doğu Türkleri üzerinde Tang egemenliği | 630–682 |
| İkinci Türk Kağanlığı | 682–744 |
| Uygur Kağanlığı | 744–840 |
| Koço’daki Batı Uygur Krallığı; Ganzhou Uygurları | 9. yy’ın ikinci yarısı–13. yy; 9. yy sonu–1028 |
| Karahanlılar | 10. yy sonu–13. yy başı (sikkeler 991–1209; Kochnev 2006) |
| Selçuklular | 11.–12. yy |
| İlhanlılar; Cuci Ulusu | 1256–1335; 13.–15. yy |
| Timurlular | 1370–1507 |
| Mâverâünnehir’de Şibanî Özbekler | 16. yy |
| Ebulgazi döneminde Hive Hanlığı | 1644–63 |
Tablo 0. Metinde anılan siyasi yapılar ve dönemler.
1. Giriş
Sekizinci yüzyılın başlarında İkinci Türk Kağanlığı’nın hükümdarları, Orhon vadisinde türk bodun‘a, yani “Türk halkı”na seslenen anıtlar diktiler. On iki yüzyıl sonra aynı ad, Avrasya’nın dört bir yanında modern ulusal ve ulusüstü kimliklerin merkezinde durmaktadır. Zimonyi, 19. yüzyılın sonlarından beri Türk Kağanlığı’nın ve etnoniminin Türk dilli halklar arasında ulus inşasına nasıl dahil edildiğini not etmiştir (Zimonyi 2018, 79). Bu iki nokta arasında uzun ve tartışmalı bir tarih uzanır. Bu makale, bu tarihin nasıl modellenmesi gerektiğini soruyor.
Süreklilik modeli diye adlandırılabilecek bir model, esasen sürekli bir Türk kimliği varsayar: adı, dili ve bilinci Kağanlıktan sonraki Türk dilli topluluklara olduğu gibi geçen tek bir halk. Bu modelin en güçlü bilimsel biçimi daha dardır. Kafesoğlu, Barthold’a yanıt olarak, Kağanlığı oluşturan halkların, Türk soyundan geldikleri için, Türk adını aldıklarını ve yıkılıştan sonra kendi adlarının yanında ortak bir ad olarak koruduklarını, adın kapsamının da Barthold’un kabul ettiğinden çok daha geniş olduğunu savunmuştur (Kafesoğlu 1966, §IV, y. 318–19). Karşıt görüşün de uzun bir geçmişi vardır. Daha 1920’lerde V. V. Barthold, Türk adının geniş anlamının, tek bir halkın adını bozkırın bütün göçebelerine genişleten Müslüman yazarların eseri olduğunu ileri sürmüştü. Adın sonra İslamlaşmış Türk dilli topluluklarca öz-ad olarak benimsendiğini ve Karahanlıların “kendilerine yalnızca Türkler ve Efrasiyab hanedanı” dediğini de gözlemlemişti (Barthold [1927] 1968, 40, 93; Barthold 1934, 903, 905). Joo-Yup Lee, bu görüşün ilk yarısını kapsamlı bir revizyonist açıklamaya dönüştürmüştür (Lee 2016; 2019; 2021; 2023; 2026). Onun okumasına göre:
- Türk adı yalnızca Kağanlığın çekirdeği için kullanılırdı.
- Ad, Moğolistan’da Türklerin yerini alan Uygurlar ve Yenisey Kırgızları arasında öz-ad olarak sürmedi.
- Ad, ancak Müslüman yazarlar Türk‘ü “İç Asya göçebelerinin eşanlamlısı” yaptığında genişledi; bu kullanım daha sonra İslamlaşmış Türk dilli topluluklarca benimsendi.
- (a) Moğol sonrası dönemde Orta Asya’nın yönetici seçkinleri kendilerini öncelikle Moğol olarak tanımladılar; Türk etnodilsel bir terim değil, Tacik‘e karşıt ilişkisel bir terimdi. (b) “Modern anlamda” Türk kimliği modern çağdan önce yoktu (Lee 2021, 215).
Her iki kutup burada ideal tip olarak tanımlanmaktadır. Pek az bilim insanı bunlardan birini burada yazıldığı saf biçimiyle savunur; aşağıdaki argümanlar da fiilen savunuldukları biçimlere yöneliktir: süreklilik için Kafesoğlu’nunkine, kopuş için Barthold’un ve Lee’ninkine.
Fu Ma’nın Batı Uygur Krallığı üzerine çalışması (Fu Ma 2019; İngilizce çevirisi Fu Ma 2026) bu iddiaların ikincisine, etnonim bakımından, ağırlık katmıştır. Eski Uygurca kanıtları bir araya getiren çalışma, Batı Uygur edebiyatında türk‘ün tarihsel düşmanlar ve “barbar” yabancılar için bir terim olarak kullanılabildiğini gösterir (Fu Ma 2019, 155–77); aynı çalışma Batı Uygurlarının kendi dillerine türk dediğini de gösterir (§4.3).
Bu revizyonist bulgularla ortak zemin, tartışmanın kimi zaman düşündürdüğünden daha geniştir. Lee, Karahanlı Türklerinin Türk adını kendileri için kullandığını kabul eder (Lee 2023, 3, 25); Fu Ma da 11. yüzyıla gelindiğinde Orta Asya’da “‘Türk’ kimliği merkezli bir etno-kültürel topluluk” oluştuğu sonucuna varır (Fu Ma 2019, 161). Bu makale Lee’nin ilk iddiasını bir değişiklikle, ikincisini kısmen kabul eder. Üçüncü iddiada ve dördüncünün ilk kısmında ayrılır; bunları asıl ayrılık noktaları sayar ve reddetmek yerine sınırlandırır. Dördüncü iddianın ikinci kısmı ise makalenin dönemi dışındadır ve Bölüm II’de ele alınır (§7.2). Üçüncü iddia konusunda makale, adın genelleşmesinin Soğdca kullanımda İslam öncesi öncülleri olduğunu savunur. Bu öncüller arasında, okuyuşu belirlenemeyen resmî bir Uygur Kağanlığı anıtı da olabilir (§4.2). Adın bozkır halkları için genel bir ad olarak kristalleşmesi ise İslam dönemine aittir. Dördüncü iddia konusunda makale, Moğol sonrası kaynakların Türk‘ü birden çok anlamda kullandığını gösterir: Yezdî’nin saray soy kütüğü ve Ebulgazi’nin tarihleri, Lee’nin savunduğu gibi, Moğolları bir Türk cinsi içine yerleştirir; ama Babür adı konuşulan bir dile ve bir nüfusa bağlar, Ebulgazi de Türkçeyi ve Moğolcayı iki ayrı dil olarak ayırır.
Kopuş kutbunda revizyonist kanıttan çıkarılan sonuç, yani etnonimin 744’te fiilen sona erdiği ve daha sonra dışarıdan yeniden yaratıldığı sonucu, bir topluluğun belirli bir anda belirli bir etnonimi kendine ya uyguladığı ya da uygulamadığı bir modele dayanır. Böyle bir modelde, kendine uygulanan addaki her değişiklik kopuş, kayıttaki her boşluk da yok oluş gibi görünür. Peter Golden’ın yakın tarihli sentezi farklı bir okumaya işaret eder. Golden etnonimleri, siyasi adlara yükseltilip yeniden indirgenebilen, toplumsal örgütlenmenin düzeyleri arasında aktarılabilen ve onları ilk taşıyanlardan başka gruplarca yeniden benimsenebilen Geary’nin deyişiyle “yenilenebilir kaynaklar” olarak ele alır (Golden 2022, 1–6). Daha önce de, bir bozkır siyasi yapısı çöktüğünde “eski klan adlarının kendiliğinden yeniden yüzeye çıktığını” gözlemlemişti (Golden 1992, 6).
Golden, böyle bir okumanın gerektirdiği kullanımlar dizisini tek bir paragrafta da taslak hâlinde çizmiştir (Golden 2018, 295; bk. §2.4). Bu makale o okumayı açık bir modele dönüştürür ve buna adın katmanlı tarihi der. Ad beş işlev gördü: çekirdek etnonim, esnek siyasi ad, dil adı, İslam dönemi öz-adı ve soy kütüğü çerçevesi. Bu işlevler birbirinin yerini almadı, birikti; dinî ve siyasi çizgiler boyunca da ayrıştı. İki iddia daha modeli önceki formülasyonlardan ayırır.
- Katmanlar gömülü olabilir ve bu iddia sınanır. Bir katmanın aktarılması için her yüzyılda etkin olması gerekmez. Öğeleri, yani bir ad, bir unvan, bir soy kütüğü, bir yer adı, taşıyıcılarda saklanabilir ve siyasi koşullar değiştiğinde yeniden benimsenip kullanılabilir. Gömülülük yalnızca, belirli bir öğenin taşıyıcısı aralık içinde belgelendiğinde ileri sürülür; makale her taşıyıcının hangi öğeyi taşıdığını belirtir. Sessizlik tek başına yansız sayılır. Sınamanın bu makalede iki sonucu var: gömülülük 630–682 arasında Türk unvanları ve kağanlık için bulunur (§3.4), ama 744–991 arasında batıda ad için bulunmaz; orada kanıt bunun yerine buluşmayı destekler (§5.1).
- Soy kütüğü bir kayıt değil, bir iddiadır. Toplulukları Türk adı altına yerleştiren soy kütükleri, belirli anlarda belirli amaçlarla yazılmış aidiyet ve meşruiyet çerçeveleri olarak okunur. Burada izlenen süreklilik bir soy iddiası değil; ad, dil ve seçilmiş bellek sürekliliğidir. Bunları taşıyan nüfuslar Bölüm II’nin konusudur.
Yöntem. Türk adının tanıklıkları beş açık ölçüte göre kodlanır ve bir kanıt sınıfına yerleştirilir (§2.5): iç tanıklık, adın iç aktarımı, içeriden ve dışarıdan kullanımın buluşması, içselleştirilmiş dış ad, uyumlu dış anma, ayrışan dış sınıflandırma, eşadlılık, anlam türevi ya da belirlenemeyen. Bir katman belli bir dönemde etkin değilse, onun durumu (gömülü, yeniden etkinleşmiş) metinde tartışılır.
İncelenen kaynaklar şunlardır: Orhon ve Uygur Kağanlığı yazıtları (Karabalgasun yazıtının Soğdca metni dahil); Eski Uygurca Budist ve Maniheist kolofonlar; Kâşgarlı’nın Dîvânu Lugâti’t-Türk‘ü ve Kutadgu Bilig; Karahanlı sikkeleri; Çin hanedan tarihleri; Arapça ve Farsça coğrafya ve tarih eserleri; İlhanlı, Timurlu ve Cengizli tarih yazımı ve soy kütükleri. Toplulukların kendilerinden, dillerinden ve geçmişlerinden söz ettikleri öz-gönderimsel türlere özel ağırlık verilir.
Katkılar. Makalenin dört katkısı vardır.
- Açık ölçütler. Neyin bir adın iç aktarımı sayılacağına ilişkin bir ölçütler takımı ve bu ölçütleri karşılamayan kullanımlar için bir sınıflandırma sunar. Ölçütler ve her katmanın, her tartışmalı sınıflamanın hangi koşullarda çürütüleceği açıkça yazılmıştır (Tablo 2).
- Sınanmış bir hipotez olarak gömülülük ve yeniden etkinleşme. Depo bellek ile işlevsel bellek arasındaki ayrımı bir İç Asya etnoniminin tarihine taşır; gömülü taşıyıcı modelini Viyana okulunun Traditionskern (gelenek çekirdeği) kavramından ayırır; hipotezin nerede tuttuğunu (630–682’de unvanlar) ve nerede tutmadığını (744–991’de ad) bildirir.
- Birden çok literatür birlikte. Türkler ve ortaçağ Uygurları üzerine Çince ve Japonca çalışmaları (Chen Yinke, Luo Xin, Fu Ma, Chen Hao, Katayama Akio, Moriyasu Takao, Suzuki Kōsetsu, Yoshida Yutaka), Rusça ve Türkçe çalışmaları (Kljaštornyj, Tishin, Trepavlov, Sultanov; Kafesoğlu, Aydın, Sümer) Avrupa ve İngilizce tartışmayla birlikte okur; iki tarafın topladığı kanıtların büyük bölümünün katmanlı bir model benimsendiğinde bağdaşır olduğunu gösterir.
- Karşılaştırmalı bir çerçeve. Türk örneğini, susup yeniden ortaya çıkan başka adların yanına koyar; benzerlikler kadar benzemezlikleri de not eder. Onu ayrıca karşıt bir örnekle, Macarların Batı’dan gelen Hunni etiketini benimseyişiyle karşılaştırır.
Yapı. 2. bölüm çerçeveyi ortaya koyar: soy, soy kütüğü ve etnogenez; bellek ve taşıyıcıları; gömülülük ve yeniden etkinleşme; ölçütler ve sınıflar; şimdiciliğe (presentism) yöneltilen itiraz. 3. bölüm Kağanlık dönemini, 4. bölüm 744’ten sonraki Uygur seyrini, 5. bölüm 744–991 köprüsünü ve İslam dönemi öz-adını inceler. 6. bölüm Moğol sonrası soy kütüğü çerçevesini ele alır. 7. bölüm modeli sunar, Lee’nin dört iddiasını yeniden değerlendirir, örneği karşılaştırmalı bir bakışa yerleştirir ve argümanın sınırlarını belirtir. 8. bölüm sonuçlandırır.
Bölüm I ve Bölüm II. Bu makale iki bölümlü bir çalışmanın birinci bölümüdür. Adı ele alır: adın 6. ile 17. yüzyıllar arasındaki belgelenmiş işlevlerini, açıkça yazılmış ölçütlere göre değerlendirir. Ayrı bir çalışma olan Bölüm II halkı ve akışı ele alır: Xiongnu, Dingling ve Tiele dünyalarında ve onları Türklere bağlayan Çin soy kütüğü dilinde addan önce gelenler (§3.4); en erken Türk dili sorusu; kimlik değil demografik taşıyıcılar için kanıt olarak okunan nüfus tarihi ve eski DNA kanıtı (§2.1); adın ve onu taşıyanların 17. yüzyıldan bugüne akışı; modern Türk uluslarının burada belgelenen ad, dil ve bellekten nasıl oluştuğu da buna dahildir (§2.6). İki bölüm ayrı tutulur, çünkü kanıtlarının büyük kısmı türce farklıdır: Bölüm I’in iddiaları kendini adlandıran metinlere dayanır; Bölüm II’ninkiler ayrıca nüfus kanıtına ve, addan önce gelenler için, böyle metinlerin bulunmadığı yüzyıllara uzanan yeniden kuruluşa dayanır.
2. Çerçeve: Adlar, Bellek ve Süreç
2.1 Soy, soy kütüğü ve etnogenez
Türk Kağanlığı’nın yıkılışından sonra “Türklerin” sürüp sürmediği sorusu, neyin sürmesi gerektiği belirtilmeden yanıtlanamaz. Literatürde ve kamusal tartışmada iki yanlış okuma yaygındır. Birincisi, etnik grubu sürekliliği soyla ölçülebilen sınırları belli bir nüfus olarak görür. İkincisi, etnonimi anlamı ilk tanıklığında sabitlenmiş bir etiket olarak görür; böylece göndermedeki sonraki her değişiklik, adın bir zamanlar gösterdiği grubun sonu diye okunur. Bu makale ikisini de reddeder.
Bu yüzden üç şey birbirinden ayrı tutulmalıdır:
- soy: nüfusların biyolojik kökeni; bu makale soyu bir kimlik ölçütü olarak kullanmaz;
- soy kütüğü: bir metinde ya da gelenekte ileri sürülen ortak ata iddiası;
- etnogenez: adlandırılmış bir topluluğun oluştuğu, yeni gelenleri soğurduğu ya da üye yitirdiği süreç.
Soy kütükleri ikincisi için ve onun aracılığıyla üçüncüsü için kanıttır. Birincisi için kanıt değildir.
Yine de soy etnogenezle ilgisiz değildir. Adlar, diller ve bellekler insanlarla birlikte yol alır; bir adı alan topluluk genellikle o adı önceden taşıyanların bazı torunlarını, onlardan gelmeyen pek çok kişiyle birlikte içerir. Arkeoloji ve eski DNA, bir dilin ve bir adın aralarında yol almış olabileceği nüfusların hareketlerini ve karışımlarını belgeleyebilir. Bu insanların hangi kimliği taşıdığını gösteremezler; bir nüfusu bir ada ya da bir dile bağlamak metin kanıtı gerektirir. §2.3’ün terimleriyle, göç eden bir nüfus bir demografik taşıyıcıdır. Bu makale genetik kanıt kullanmaz; eski DNA kanıtı dahil nüfus tarihi, bu çalışmanın Bölüm II’sinin konusudur (§1).
Max Weber’den beri etnik gruplar, “ortak soylarına öznel bir inanç besleyen” ve bu inancın grup oluşumu için “nesnel bir kan bağı bulunsun bulunmasın” önemli olduğu insan grupları olarak anlaşılmıştır (Weber 1978, 389). Weber “siyasi eylemin kan bağı inancını doğurabileceğini” ve boy bilincinin “öncelikle ortak soydan değil, ortak siyasi deneyimlerden” oluştuğunu da eklemiştir (Weber 1978, 393–94). Anthony D. Smith’in ethnie tanımı, altı boyutundan biri olarak ortak ata mitini sayar; ama bunu “atfedilmiş” bir atalık olarak tanımlar ve “genetik ve kan bağlarını” dışarıda bırakır (Smith 1986, 22–31, özellikle 24). Walter Pohl ortak soyu “soy kütüğüne dayalı bir kurgu” olarak adlandırır (Pohl 2010, 14).
Çin tarih yazımı benzer bir konuma bağımsız olarak ulaşmıştır. 1940’ların başında yazan Chen Yinke, Kuzey Hanedanlar döneminde Han ile Hu ayrımının kana değil kültüre dayandığını savunmuştur: “Kuzey Hanedanlar döneminde Han ile Hu ayrımında kültür kandan daha önemliydi. Hanlaşmış olan Han, Hulaşmış olan Hu sayılırdı; kanının ne olduğu ise hiç dikkate alınmazdı” (漢人與胡人之分别,在北朝時代文化較血統尤爲重要。凡漢化之人即目爲漢人,胡化之人即目爲胡人,其血統如何,在所不論; Chen 2001a, 200). Tang hanedanının resmî soyunun 6. yüzyılda kurgulandığını, bunun karma Xianbei–Han seçkinleri arasında “ortak bir kökene inanç” (同出一淵源之信仰) yaratma politikasının parçası olduğunu da göstermiştir (Chen 2001a, 194, 198–99). Sui–Tang toplumu üzerine sonraki çalışmalar bu noktayı genelleştirmiştir: “ünlü atalardan geldiğine dair sahte iddialar yaygındı” (Skaff 2012, 12). Chen’in ölçütünün burada önem taşıyan sınırları vardır. Ölçüt yalnızca tek yönde, bir Han kültür merkezine doğru ya da ondan uzağa harekete izin verir; Tang kaynakları da bireyleri anne babalarına göre sınıflayabiliyordu. Nitekim An Lushan kendini Hu bir babanın ve Türk bir annenin oğlu olarak tanıtmıştı (我父是胡,母是突厥; Jiu Tang shu 104, Chen 2001a, 216’da aktarıldığı gibi; krş. Abramson 2008, 27–28).
Bozkırda soy kütükleri siyasi ilişkileri akrabalık diliyle ifade ediyordu ve bu ilişkiler değiştikçe yeniden yazılıyordu: yeni gelenler eklendi, kollar yeniden sıralandı, en üstteki atalar değiştirildi (Golden 1992, 4–7; Khazanov 1994, 142–43; Bacon 1958, 108). Bu yüzden soy kütüğü burada, Malinowski’nin teriminiyle, bir “çerçeve” (charter) olarak ele alınır: kimin üye sayılacağını, kimin kimden üstün olduğunu ve kimin meşru olarak hükmedebileceğini belirleyen bir dayanak anlatı (Malinowski 1926, 23, 56; Smith 1986, 24). Anlattığı soyun değil, yazıldığı anın ve ortamın kanıtı olarak okunur.
2.2 Bir süreç olarak etnogenez
Fredrik Barth dikkati, bir grubun içine aldığı “kültürel malzeme”den grubu tanımlayan sınıra ve o sınırın, üyeler ve kültürel içerik değişirken korunmasını sağlayan süreçlere çevirmiştir (Barth 1969, 15). Sonraki çalışmalar, bu modelin dayandığı iki inceltme getirmiştir.
Birincisi, etnik kimliğin üretildiği edimleri birbirinden ayırır. Pohl bireysel öz-atfı, kolektif temsili ve dış algıyı ayırt eder ve üçünün “nadiren tam olarak örtüştüğünü” (selten völlig zur Deckung) not eder (Pohl 2018b, 31; yazarın kabul edilmiş el yazmasının sayfa numarasıyla). Jenkins’in iç tanımlama ile dış tanımlama, yani sınıflandırma karşıtlığı da aynı ayrıma dayanır (Jenkins 2008, 55). Brubaker ve Cooper “grupluğu”, yani “kendine özgü, sınırları belli, dayanışmacı bir gruba ait olma duygusu”nu, verili bir şey değil bir değişken olarak ele alır (Brubaker ve Cooper 2000, 20). Bu görüşe göre etnogenez, bir etnonimle adlandırılan bir kategorinin grupluğunun arttığı, azaldığı ya da yeniden dağıldığı ucu açık süreçtir. Burada kullanılan kaynaklar (hükümdar yazıtları, kolofonlar, saray edebiyatı, soy kütükleri), grupluğun bir nüfus içinde ne kadar yaygın ve ne kadar güçlü paylaşıldığını ölçmeye elvermez: topluluk adına konuşan hükümdarların, çevirmenlerin ve saray yazarlarının sözlerini kaydeder; bireylerin kendileri için söylediklerini ise ancak seyrek olarak (K1b). Gösterebildikleri şey daha dardır, ama doğrudan grupluğa ilişkindir: bir topluluğun kendini bu adla temsil edip etmediği, dışarıdakilerin onu aynı adla tanıyıp tanımadığı ve adın işlevler ile üreticiler arasında nasıl dağıldığı. Kolektif temsil ile dış algı ad üzerinde buluştuğunda makale bunu grupluğun kanıtı sayar; bu grupluğun metinleri üretenlerin ötesinde ne kadar paylaşıldığı açık kalır.
İkinci inceltme, sınırların hangi yollarla hareket ettiğini adlandırır. Wimmer bir sınırın yeni grupları içine alacak biçimde genişlemesini, daralmasını, ayırdığı kategorilerin değerinin değişmesini, bir grubun var olan bir hiyerarşi içinde yeniden konumlanmasını ve sınırın kendisinin bulanıklaşmasını ayırt eder (Wimmer 2013, 3. bölüm; stratejiler 73’te tablo hâlinde verilir). Horowitz’in daha eski kaynaşma, katılma, bölünme ve çoğalma tipolojisi de benzer bir alanı kapsar (Horowitz 1975). Bu terimler aşağıda kodlanmış değişkenler olarak değil, betimleyici olarak kullanılır. Wimmer’in stratejileri, iyi belgelenmiş modern ortamlardaki aktörler için formüle edilmiştir. Ortaçağ kaynaklarında bir strateji ancak bir aktörün kaynakta konuştuğu yerde atfedilebilir; dışarıdakilerin kullanımındaki bir kayma strateji değil, dış sınıflandırmadır.
2.3 Bellek, taşıyıcılar ve gömülülük
Bellek burada, bir topluluğun geçmişinin toplumsal olarak aktarılan ve bugününü tanımlamak ya da meşrulaştırmak için kullanılan temsili anlamına gelir. Beş öğe ayırt edilir:
| Öğe | İçerik | Örnekler |
|---|---|---|
| H1 soy kütüğü | ileri sürülen atalar ve adını veren atalar | Yafes > Türk; Oğuz ve torunları |
| H2 kurumlar ve unvanlar | unvan dağarcığı ve siyasi makamlar | qaγan, tegin, yabγu, “Türk Hakan” |
| H3 kutsal coğrafya | yetki yüklenmiş yerler | Ötüken, Suyab, Ordu-kend |
| H4 köken mitleri | başlangıç anlatıları | kurt, Efrasiyab, Yafes |
| H5 tarihsel olaylar | hatırlanan olaylar | Tang egemenliğindeki elli yıl; Kağanlığın yıkılışı |
Bir öğe yalnızca bir kaynak onu gösterdiğinde kodlanır. Kayıtta bulunmaması tek başına yokluğunun kanıtı değildir (Pohl 2018b, 31), ama varlığının kanıtı da değildir. Süregiden uygulamalar (cenaze töreni yuγ, ongun, tamγa) belleğin kendisi değil, belleğin taşıyıcıları olarak ele alınır.
Kolektif belleğin aktarılması için sürekli etkin olması gerekmez. Aleida Assmann, bir grubun seçtiği ve içinde yaşadığı işlevsel belleği, “gelecekteki işlevsel bellekler için önemli bir birikim olarak görülebilecek” depo bellekten ayırır (A. Assmann 2011, 130). Jan Assmann bozkır için belirleyici bir kayıt ekler: sözlü kültürlerde artık kullanılmayan şey yitirilir; bu yüzden deponun kullanımı aşmasını yalnızca yazı sağlar (J. Assmann 2006, 5; krş. J. Assmann 2008). Bu nokta kurumlara da genişletilirse, gömülü aktarım iddiası yazılı, kurumsal ya da dış taşıyıcılara dayanmalıdır, asla aralığın kendi sessizliğine değil. Siyaset bilimi literatürü buna koşut bir ayrım sunar: bir bireyin ya da grubun elindeki nominal kimlik kategorileri ile belirli bir bağlamda etkinleştirilen kategoriler (Chandra 2012, 12, 62–63). Smith’in “yeniden keşif”, “yeniden kuruluş” ve “uydurma” ayrımı, geri dönenin ölçeğini verir: bunlardan hangisinin gerçekleştiği geçmişin ne kadar iyi korunduğuna bağlıdır; eski öğelerin yeniden bileşiminin kabul görmesi için de “karakterine uygun olması” gerekir (Smith 1986, 177–78). Geleneğin icadı kavramının sahibi Hobsbawm bile “gerçek geleneklerin gücünü ve uyarlanabilirliğini” onların icadından ayırmıştır (Hobsbawm 1983, 8).
Bu çerçevelerin belirtilmesi gereken sınırları vardır. Aleida Assmann’ın depo belleği, bir kültürün kendi arşividir. Arap coğrafyacıların el yazmaları, sonraki aktörlerin onlara eriştiği gösterilmedikçe bozkır halklarının depo belleği değildir; erişmişlerse de aktarım yolu dışarıdandır. Chandra’nın kategorileri, bireylerin belirli bir anda erişebildiği dağarcıkları betimler; onları yüzyıllarca süren bir aralığa taşımak, gösterilmesi gerekeni, yani bir adın ilgili nüfusun dağarcığında kaldığını, önceden varsaymak olur.
Model yapısal olarak Reinhard Wenskus’un Traditionskern kavramına da yakındır: bir gens‘in geleneklerini kesintiler boyunca taşıyan ve çevresinde yeni halkların oluştuğu küçük grup (Wenskus 1961). Kavramın eleştirmenleri, bu tür taşıyıcıların ince ve geç kanıtlardan çıkarıldığını ve yaklaşımın analize sürekli bir etnik öz soktuğunu ileri sürmüştür (Gillett 2002; Gillett 2006); Pohl da kavramdan uzaklaşmayı kayda geçirmiştir (Pohl 2018b). Gömülü taşıyıcı modeli iki bakımdan farklıdır. Birincisi, bir taşıyıcı grup varsaymaz; yalnızca belirli öğelerin (bir unvan, bir soy kütüğü, bir yazı dili) belgelenmiş taşıyıcılarını varsayar ve bunların her birinin aralık içinde tanıklanması gerekir. İkincisi, her taşıyıcının hangi öğeyi taşıdığını ayrı ayrı kodlar; böylece bir unvanın sürmesi bir adın sürmesiyle karıştırılmaz. Böyle bir taşıyıcı gösterilemediğinde model, yeniden kuruluş ya da dışarıdan içselleştirme sonucunu kabul eder.
Buradan, metin boyunca kullanılan üç terim çıkar.
- Gömülü. Kolektif öz-tanımın bir öğesi (bir ad, bir unvan, bir soy kütüğü iddiası, kutsal bir yer), bir iç taşıyıcıda korunduğu ama günümüze ulaşan kayıtta öz-adlandırmada kullanılmadığı zaman gömülüdür. Terim halklara değil, kategorilere ve dağarcıklara uygulanır. Makale, dirilişi bekleyen uyuyan bir halk varsaymaz.
- Yeniden etkinleşme. Gömülü bir öğe, aralık boyunca bağımsız olarak tanıklanan bir taşıyıcı aracılığıyla, tarihlenebilir bir anda, önceki kullanımına tanınabilir biçimde bağlı olarak öz-adlandırmaya ya da işlevsel belleğe döndüğünde yeniden etkinleşmiş olur.
- Taşıyıcı. Bir öğeyi aralık boyunca koruyan araç: unvan dağarcığı ve hanedan kurumları, bir yazı dili, soy kütüğü, yer adları ve belgelenmiş temasa dayanan dışarıdakilerin metinleri. Göç eden bir nüfus bir başka, demografik taşıyıcıdır: bir dilin ve bir adın aralarında yol almış olabileceği bir nüfus. Hareketleri arkeoloji ve eski DNA ile belgelenir, bir ada ya da bir dile bağı ise yalnızca metinlerle (§2.1); Bölüm II’de ele alınır. Bir taşıyıcı, topluluğun kendi metinlerine, kurumlarına ya da unvan dağarcığına ait olduğunda iç, yalnızca dışarıdakilerin metinlerinde bulunduğunda dış taşıyıcıdır; bir iç taşıyıcı aralık içinde yalnızca dışarıdakilerin bildirimleriyle bilinebilir, 744–991’de kağanlık unvanında olduğu gibi (§5.1), ve böyle olduğunda bu zayıflık belirtilir. Bir öğeyi yalnızca bir iç taşıyıcı gömülü kılar; yalnızca dışarıdakilerin metinlerinde korunan bir öğe dışarıda taşınmıştır ve sonradan benimsenmesi buluşma ya da içselleştirilmiş dış ad olarak kodlanır (§2.5).
Aralığın uzunluğu önemlidir. Yaklaşık üç kuşağa kadar bir aralık, iletişimsel bellekle aşılabilir: Kül Tigin yazıtının kendisi, Türk unvanlarının bırakıldığı ve kağanlığın yitirildiği elli yılı, ardından da bunların yeniden kurulmasını anlatır (§3.4). 744 ile 990’lar arasındaki iki buçuk yüzyıl böyle aşılamaz. Bu uzunluktaki aralıklar için model, en az bir yazılı, kurumsal, soy kütüğüne dayalı ya da dış taşıyıcı gerektirir.
2.4 İç Asya’da etnonimlerin değişkenliği
Golden’ın sentezi, Türk örneği için doğrudan en ilgili çerçeveyi sağlar. Onun açıklamasında etnik kimlikler “durumsal ve örtüşen, bireylerce belirli toplumsal bağlamlarda kurulan ve pazarlık konusu edilen” kimliklerdir (Golden 2022, 1, S. T. Smith 2008’den aktararak). Janhunen’i izleyerek “etnonimlerin değişkenliğine” dikkat çeker: etnonimler “etnik ve toplumsal örgütlenmenin başka düzeylerine kolayca aktarılır ve oralardan geri alınır”; bir etnonim “onu taşıyan grubun ötesine yükseltilerek” bir imparatorluk siyasi adına dönüşebilir ya da “imparatorluk sonrası bağlamlarda toplumsal örgütlenmenin alt bölümlerine indirgenebilir” (Golden 2022, 2). Bozkırdaki ad aktarımı örüntüsünü doğrudan dile getirir: “Siyasi bakımdan egemen boy ya da klan çoğu zaman adını kurduğu boy birliğine ya da konfederasyona verirdi. Bu siyasi yapı çöktüğünde yeni egemen klanın ya da boyun adı öne çıkar ya da eski klan adları kendiliğinden yeniden yüzeye çıkardı” (Golden 1992, 5–6). Bütünü “çok katmanlı bir süreç” olarak betimler (Golden 1992, 1); ama adlar değil nüfuslar anlamında. Bu model, metaforu tek bir adın işlevlerine uygular. Golden yine de bu diziyi Türk adının kendisi için de taslak hâlinde çizmiştir. Ad “bir siyasi ada dönüştü ve tebaa halklarını kucakladı; bunların hepsi onu gönüllü olarak kabul etmedi”; Uygurlar “daha sonra ‘Türk’ adını bir Türk edebî koinesini adlandırmak için kullandı”; Kağanlığın halkları arasında yönetim ve unvan sürekliliği “‘Türk’ siyasi köklerine ilişkin belli bir bilince” işaret eder; göç ve İslam da “yeni soy kütüğü düzenlemeleri” getirdi (Golden 2018, 295). Bu model o taslağın bir geliştirmesidir: kullanımları katmanlara ayırır, her biri için ölçütler koyar ve onları hangi taşıyıcıların aktardığını sorar.
Trepavlov’un Orda sonrası bir ad üzerine çalışması hem işe yarar bir ölçüt hem de bir karşı örnek sunar. Ona göre bozkırın boylar üstü adları genellikle siyasi ad işlevi görürdü. Bunların bazıları sonradan başka halklar içinde boy adlarına küçüldü (Kıpçak gibi), bazıları ise etnonim oldu. Taşıyıcılarının birinci şahısta kullandığı bir ad, iç etnonim ya da başlangıçta iç siyasi ad olarak ele alınabilir. Şibanî hanlarının tebaasının 15. yüzyıldaki adı olan Şiban (šibanlïγ) yalnızca dışarıdakilerin anlatımlarında geçer. Kalıcı bir siyasi yapıdan yoksun kaldığı için hiçbir zaman etnonim olmadı (Trepavlov 2019, 352, 356, 362).
İşlevsel bir çözümlemenin öncülleri vardır. Pohl, erken ortaçağ etnoniminin gösterebileceği on grup türünü ayırt eder ve aynı adın farklı kategorilerde “aynı anda ya da sırayla” iş görebildiğini not eder (Pohl 2010, 15–17).¹ Türk adı özelinde Gumilev üç evre çizmiştir: bir öz-ad, Araplarca savaşçı göçebeler için kullanılan ve göçebelerin kendilerince benimsenen genel bir ad, bir dil ailesinin adı (Gumilev 1967, giriş). Kononov da terimi bir boy birliğinin ortak adı olarak ele almıştır (Kononov 1949, 40–47). Zimonyi ara bir konumda durur. Szűcs’ten türettiği açık ölçütleri uygulayarak, terimin 9. yüzyıldan itibaren “hiçbir etnik ya da siyasi çağrışımı” olmadığı, ama “birkaç özel parçalı biçimde” sürdüğü sonucuna varır: Kuran’daki soy kütüğüne katılan ortak soy düşüncesi, göçebe yaşam biçimiyle ilişki ve karşılıklı anlaşılabilir dilleri konuşanların adlandırılması (Zimonyi 2018, 82, 87). Bu makale o hükmü varsaymak yerine sınar. Batıda 744–991 için adın hiçbir iç kullanımının belgelenmediğini kabul eder (§5.1); ama 1070’lere gelindiğinde Kâşgarlı ve Kutadgu Bilig, kendine ve diline türk diyen bir topluluk gösterir (§5.3–§5.4) ve Zimonyi’nin “parçalarının” bazıları, en başta bir dilin adlandırılması, taşıyıcıları kısmen belirlenebilen katmanlar (L3) olarak daha iyi anlaşılır.
¹ “Katmanlar” terimi Baski (2025) tarafından farklı bir anlamda kullanılır. Baski, Orta Asya Türk etnonim dağarcığının kronolojik tabakalarını ayırt eder (13. yüzyıla kadar eski bir katman, Moğol döneminin orta katmanı ve 16. yüzyıldan sonraki yeni bir katman) ve boy ve klan adlarını işlev, anlam ve yapı bakımından sınıflar. Bu modelin katmanları ise tek bir adın işlevleridir.
2.5 Ölçütler ve sınıflar
İç Asya çalışmalarında ya da erken ortaçağ tarihinde etnogenez için üzerinde uzlaşılmış ölçütler yoktur (“etnik”i açık biçimde tanımlamanın güçlüğü üzerine krş. Pohl 2018a, 10–12). Bu yüzden burada kullanılan ölçütler açıkça yazılmıştır. Adın beş işlevine (L1–L5) katman denir; belirli bir tanıklığın bir katmanın iç aktarımını mı yoksa başka bir şeyi mi belgelediğine aşağıdaki ölçütlerle karar verilir.
| Ölçüt | İçerik |
|---|---|
| K1 öz-gönderme | Ad bir topluluk tarafından kendisi için kullanılır: ya kolektif temsilde (K1a: topluluk adına konuşan bir yazıt, kolofon, sikke yazısı ya da saray metni) ya da bireysel öz-atıfta (K1b: bir kişinin kendini bu adla tanıtması). Bir kişinin başkalarınca bu adla sınıflandığını bildirmesi dış algıdır, K1b değildir. |
| K2 aktarım | Adlandırılmış bir taşıyıcı aracılığıyla adı önceden taşımış olanlara belgelenmiş bir bağ. Taşıyıcılar öğe öğe (ad; bir unvan; bir soy kütüğü; bir yer; bir yazı dili) ve iç ya da dış olarak kodlanır (§2.3). Aktarım sürekli (K2a) ya da gömülü (K2b: aralık içinde tanıklanan bir iç taşıyıcı ve aralığın sonunda bir yeniden etkinleşme) olabilir. Tamγa gibi uygulamalar yalnızca destekleyici kanıttır. |
| K3 devralınan içerik | Kaynakta devralınmış en az bir öğe görünür ve yeniden etkinleşen içerik önceki kullanımın “karakterine” tanınabilir biçimde uygundur (Smith 1986, 178). Değerin tersine dönmesi, yani bir adın aşağılayıcı hâle gelmesi, K3’ü çürütmez. |
| K4 bağımsızlık | Bağımsız üreticilerin en az iki tanıklığı: birbirinden kopyalamayan farklı yazarlar, çevirmenler ya da kançılaryalar. Tür farklılığı güçlendirir ama zorunlu değildir. Aynı çevirmenin iki kolofonu tek sayılır; tek bir sarayda tek bir yazarın kaleme aldığı yazıtlar da öyle (KT ve BQ, ikisi de Yollıg Tigin’in; KT SE, BQ SW; Aydın 2017, 68–69, 100–101). |
| K5 çürütme | Her katman ve her tartışmalı sınıflama için açıkça yazılmış iki önerme: hangi olumlu kanıt onu çürütür, hangi yokluk çürütmez. Bunlar Tablo 2’de (§7.1) verilir. |
Tanıklıklar aşağıdaki sınıflara yerleştirilir.
| Sınıf | Koşul | Örnek |
|---|---|---|
| İç tanıklık | K1 + K3 + K4; adı önceden taşımış olanların söz konusu olmadığı ya da adın izlediği yolun belirlenemediği durumda topluluğun adı kendisi için kullanması | Eski Uygurca kolofonlarda türk tili (§4.3) |
| İç aktarım | K1 + adın iç taşıyıcısı + K3 + K4 | Orhon yazıtlarında türk bodun: Kağanlığın ilk anıtıyla süreklidir ve Kül Tigin yazıtı onu Tang aralığı boyunca korunmuş olarak sunar (§3.1, §3.4); Ebulgazi’nin soy kütüğü (§6.5) |
| Buluşma | K1; ad dışarıda taşınır, ama devralınmış en az bir başka öğe (bir unvan, bir soy kütüğü, bir yer) içeride taşınır; K3 | Karahanlıların öz-adı (§5) |
| İçselleştirilmiş dış ad | K1; ad yalnızca dışarıda taşınır ve içeride taşınan devralınmış hiçbir öğe görünmez | Macarların Hunni adını benimseyişi (§7.3) |
| Uyumlu dış anma | dışarıdakilerin, topluluğun kendi öz-adıyla örtüşen kullanımı | Çince Tujue; Uygurların Türkler için türük demesi (yalnızca etnonim bakımından dış; ortak bir yazı, edebî dil ve siyasi dağarcık içinde, §4) |
| Ayrışan dış sınıflandırma | dışarıdakilerin, topluluğun belgelenmiş öz-adından farklı kullanımı | Bizans’ın Macarlar için Turkoi demesi |
| Eşadlılık | aynı biçim, tarihsel bağ yok | türk “güç” |
| Anlam türevi | tarihsel bağ var, ama gösterilen bir topluluk değil | Fars şiirinde turk “sevgili” |
| Belirlenemeyen | K1 sınanamaz ve iç kaynak kalmamıştır | — |
Buluşma ile içselleştirilmiş dış ad arasındaki ayrım, ilgili toplulukların yüzyıllar boyunca “aynı grup” olduğunu varsaymaz; bu makalede süreklilik aynılık değildir. Ayrım belgelenmiş bir olguya dayanır: adın kendisi dışında devralınmış herhangi bir öğenin içeride taşınıp taşınmadığına. Bizans’ın Macarlar için Turkoi demesi, hiçbir zaman içselleştirilmemiş bir ayrışan dış sınıflandırmanın örneğidir: Pohl’un belirttiği gibi, “bu hiçbir zaman bir öz-ada dönüşmedi” (Pohl 2018a, 14). Bu sonuç, yeniden etkinleşme için bir iç aktör ve bir iç taşıyıcı gerektiren modelle tutarlıdır; ama kendisi bir sınama değildir. Modelin başarısız olabileceği sınamalar Tablo 2’deki çürütme koşullarıdır; gömülülük sınamasının olumsuz sonucu da §7.1’de belirtilir.
§§3–6’nın sonundaki özet tabloları yalnızca bu dokuz sınıfı, iki niteleyiciyi ve iki ek etiketi kullanır. Niteleyiciler, birlikte sayılmaması gereken iç tanıklık ya da iç aktarım türlerini işaretler: (türetilmiş biçim), Türk üzerine kurulmuş bir ad için (Türkmen); (saray soy kütüğü), taşıyıcısı sürekli öz-adlandırma değil yazılı bir soy tarihi geleneği olan §6’daki soy kütükleri için. Etiketler şunlardır. Bellek (H1–H5), adın bir kullanımını değil bir bellek öğesini belgeleyen satırı işaretler; böyle satırlar bir katmanın tanıklığı değil, taşıyıcılar (K2) için kanıttır. Sınıflanmamış, eksiksizlik için bildirilen ama sayılmayan bir satırı, gerekçesi ayraç içinde olmak üzere işaretler: tartışmalı bir tanık, bir bireyin sınıflandırılmasına ilişkin bir dışarıdakinin bildirimi, bir statü terimi ya da bir yönetim formülü. İslam coğrafyacılarının, adı kendi adları farklı olan halklara genişleten genel kullanımı, genel türden bir ayrışan dış sınıflandırmadır.
Bir katmanın durumu (etkin, gömülü ya da yeniden etkinleşmiş) metinde yalnızca önem taşıdığı yerde, L1 ve L4 için tartışılır. Bir katman, ancak bir dönem için hiçbir öz-gönderimsel tanıklık (K1) kalmamışken adın o işlevdeki bir iç taşıyıcısı o dönem içinde tanıklanıyorsa ve bu taşıyıcı adıyla belirtiliyorsa gömülü sayılır. Böyle bir dönem boyunca taşınan bir unvan ya da bir yazı dili katmanı değil, o öğeyi gömülü kılar; yalnızca dışarıdakilerin taşıdığı bir ad ise gömülülüğe değil, buluşmaya ya da içselleştirilmiş dış ada götürür (§2.5). Böylece gömülülük hiçbir zaman sessizlikten çıkarılmaz.
2.6 Şimdiciliğe yöneltilen itiraz
Etnonim sürekliliğine ilişkin her açıklamaya sıkça yöneltilen bir itiraz, modern ulusal kategorileri modern öncesi aktörlere yansıttığıdır. İtiraz, ereksel (teleolojik) anlatılara karşı geçerlidir; ama belgelenmiş öz-göndermeye dayanan bir argümana uygulanmaz: Türk adı en erken Türkçe anıtlarda, o anıtların adına konuştuğu bir halkın adı olarak geçer. Model, “hayalî cemaati” matbaaya ve modern devlete bağlayan modernist ulus kuramlarının bir uygulaması da değildir (Anderson 1983). Uluslar çağından önce bir adın belgelenmiş kullanımlarını, yani ulusların oluşumunun kendisini değil, modern ulusların sonradan içinden oluştuğu malzemeyi konu alır; daha yakın benzeri Smith’in ethnie‘sidir (§2.1).
Fei Xiaotong’un Çin örneğine ilişkin açıklaması iki yararlı çözümsel ayrım sunar. Fei, Batılı güçlerle karşılaşmada ortaya çıkan “kendinin bilincinde bir etnik varlık” (zijue de minzu shiti) olarak Çin ulusunu, uzun bir tarihsel süreçte oluşan “kendinde” aynı varlıktan (zizai de minzu shiti) ayırmıştır (Fei 1989a, 1; Fei 1989b, 1; Huang 2017, 3–4’te aktarıldığı gibi). Etnonim tarihi için genel bir kural da formüle etmiştir: bir etnik grubun adı “önce dışarıdakilerce verildi, sonra yavaş yavaş grubun kendisince benimsendi” (从”他称”转为”自称”; Fei 1989b, §4; Fei 1990, 177–78). Fei’nin büyük tezi ereksel ve Han merkezli olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir (Leibold 2007, 1–6; Bulag 2024) ve burada benimsenmez. Şunu da belirtmek gerekir: Fei’nin kuralı, Barthold ile Lee’nin Türk için önerdiği yolu, yani dışarıdakilerin verdiği bir adın içselleştirilmesini, tam olarak betimler. Bu makale, o yolun nerede geçerli olduğunu ve nerede olmadığını sorar. İddia, ortaçağ aktörlerinin modern bir ulusal bilince sahip olduğu değildir. İddia, modern Türk uluslarının yararlandığı adın, dilin ve seçilmiş belleğin aradaki yüzyıllar boyunca değişen biçimlerde belgelendiğidir: Smith’in ethnie kavramı anlamında (§2.1), burada izlenen katmanlar bu ulusların sonradan içinden oluştuğu etnik malzemedir. Bu malzemenin modern dönemde nasıl benimsendiği, genişletildiği ve zenginleştirildiği Bölüm II’nin konusudur. §2.5’in ölçütleri, süreklilik kanıtına da kopuş kanıtına da, benzer her ada uygulanacağı gibi aynı biçimde uygulanır: bir siyasi yapının çöküşü, yönettiği halkın adının sonu olarak tek başına kabul edilmez (§3.4).
3. Kağanlık: Çekirdek Etnonim ve Esnek Siyasi Ad (6.–8. Yüzyıllar)
Not. Orhon yazıtlarından yapılan alıntıların Türkçeleri Aydın 2017’den alınmıştır; KT S1–2, KT E14, KT E18, BQ E16 ve BQ E30–31’in çevirileri bize aittir.
3.1 En erken tanıklıklar
Etnonim tarih kaydına 540’larda girer. İlk tanıklık, 542–543 kışında Türklerin Batı Wei sınırına yaptığı bir akındır ve Yuwen Ce’nin biyografisinde kayıtlıdır: Datong’un 8. yılının on ikinci ayında Türkler Liangu yolundan girmiş, yolları boyunca yakılan ateşler onlara büyük bir ordunun yakında olduğunu düşündürünce kaçmışlardır; aynı pasaj, Türklerin “her yıl ırmak donduktan sonra” akın ettiklerini de söyler (每歲河冰合後,突厥即來寇掠) (Zhou shu 27: 454; Thierry 2005, 202–3 ve n. 37; Tishin 2023, 72). Ecsedy akını 23 Aralık 542 – 20 Ocak 543 arasına tarihler, ama Türklere ayrılmış bölümlerde de hanedan yıllıklarında da geçmediği için ona çekinceyle yaklaşır (Ecsedy 1968, 151–52 n. 3). Zizhi tongjian, Datong’un 11. yılı (545) kaydında, Türklerin yönetiminde “ilk kez güçlendiği ve sık sık Wei’nin batı sınırına akın ettiği” önder olarak Bumın’ı (土門) anar (Zizhi tongjian 159; krş. Ecsedy 1968, 133).
Zhou shu Türkleri (Tujue 突厥) “Xiongnu’nun ayrı bir kolu (biezhong), soyadı Aşina” olarak tanıtır (突厥者,蓋匈奴之別種,姓阿史那氏) ve onları Çin etnografyasının soy kütüğü diliyle sınıflar. Bugünkü Wei shu‘daki Türklerle ilgili kayıtlar Bei shi‘den alınmış sonraki eklemelerdir; bu yüzden ilk tanık Zhou shu‘dur (Tishin 2020, 61). Kljaštornyj, boyun Türk adını ancak Juan-juan (Rouran) egemenliği altında Altay’a yerleştirildikten sonra aldığını, eski adı Aşina’nın ise yönetici soyun adı olarak kaldığını ileri sürmüştür (Kljaštornyj 1964, 111; krş. 104–13). Zhou shu, Datong’un 11. yılında (545) Soğdlu An Nuopantuo başkanlığında onlara gönderilen bir elçiliği kaydeder (Zhou shu 50: 907–8; krş. Golden 2022, 9). Aynı bölüm Çince yazıya geçirilmiş bir Türkçe sözcüğü de korur: kağanın muhafızlarına fuli 附離 denirdi, “bu da Çincede kurt demektir” (夏言亦狼也); yani Eski Türkçe böri (Zhou shu 50: 909). Golden Türkleri, Çin kaydındaki İç Asya halkları arasında “güvenle” tanımlanabilen pek az halktan biri sayar (Golden 2022, 4, Sinor 2005’e dayanarak).
Batı kaynakları bir kuşak içinde gelir. Soğdlu Maniakh’ın başkanlığındaki bir Türk elçiliği 568 sonu ya da 569 başında Konstantinopolis’e ulaştı; ardından gelen yazışmaları Muhafız Menandros korur (Menander frr. 10.1–10.5, ed. Blockley 1985, 110–27; tarih için 262 n. 110). Bunu 576’da Valentinos başkanlığında bir Roma elçiliği izledi (frr. 19.1–19.2, ed. Blockley 1985, 170–79). Theophylaktos Simokattes, bir Türk kağanının İmparator Maurikios’a (582–602) mektubunu aktardıktan sonra gelen ara bölümde, Çin için Türkçe Taugast (Ταυγάστ) biçimini kullanır (Golden 2022, 3–4 n. 8).
Kağanlığın kendi en erken anıtları Türkçe değildir. 580’lerin Bugut yazıtı Soğdcadır. Kljaštornyj ile Livšic’in edisyonunda ilk satır, dikilitaşın “Türkler” (tr’wkt) tarafından dikildiğini kaydeder; ikinci satır ise “Türk efendisi Nivar Kağan”ı (trwkc βγy nw”r γ’γ’n) anar (Kljaštornyj ve Livšic 1972, 72, 85; krş. Golden 1992, 116). Moriyasu ile Ochir ilk satırı farklı okur: “Türk Aşina boyunun kralları”; buna göre ad ile soy yan yana durur. Golden “okumaların sorunlu kaldığını” belirtir (Golden 2018, 294 n. 12, Moriyasu ile Ochir’in ön raporuna dayanarak). Hangi okuma kabul edilirse edilsin, Kağanlığın ilk anıtı adı yöneticilerine ve onların halkına uygular. Bugut ve Hüis Tolgoi’nin Brāhmī metinleri erken bir Moğol dili olarak okunmuştur; Vovin bu dili kendinden önceki Juan-juan imparatorluğunun diliyle özdeşleştirir (Vovin 2019, 163; Bugut 584’e, en geç 587’ye tarihlenir). İlk Türk sarayı, demek ki, Soğdlu yöneticilerinin dilinde ve devralınmış bir Moğolca kançılarya dilinde yazıyordu. Modelin ilk katmanının dil ile değil ad ve siyasi yapı ile tanımlanması bundandır. Yalnızca 8. yüzyıl başının runik anıtlarında türk bodun, “Türk halkı”, yazıtların adına konuştuğu topluluk olarak görünür; üstelik yazıtların kendilerinin o topluluğun kendi dili saydığı bir Türk dilinde.
Öteki Brāhmī metni Hüis Tolgoi, Türk sarayına aynı kolaylıkla mal edilmemelidir. Metin iki kez “Türklerin kağanı Niri Kağan”ı (niri qaγan türüg qaγan) anar; bu, 595’ten itibaren hüküm süren ve Tielelere yenilen Batı Türk hükümdarı Niri’dir (泥利). Editörlerine göre yazıt Niri’yi anar ama “ondan ya da onun için değildir”. Yazıtın Tieleler arasında Uygurların yükselişini işaret ediyor olabileceğini öne sürerler; bu durumda Uygurlar, Bugut’u örnek alarak Brāhmī yazısını ve Moğol dilini seçmiş olacaklardır (Maue vd. 2018, 79–80, 88). Tarih bölümünü yazan de la Vaissière bunu yalnızca “olası bir hipotez … sonraki okumalara bağlı” olarak sunar (de la Vaissière 2018, 315). Bu okumaya göre yazıt, adın Türklerden başka bir halkın yazdığı Türkçe dışı bir bozkır dilindeki en erken tanıklığıdır: 7. yüzyıl başından bir uyumlu dış anma. Vovin dikilitaşı 604 ile 620 arasına tarihler ve türǖg ~ türüg biçimini “Türk” olarak açıklar (Vovin 2019, 163, 168).
3.2 Kağanlık döneminde iki anlam
István Zimonyi, Türk‘ün İkinci Kağanlık’ta iki temel çağrışım taşıdığını ileri sürmüştür (Zimonyi 2018, 82, 86–87):
- etnik çağrışım: ortak soy inancına, kültür ve dile, istikrarlı bir siyasi çerçeveye, seçkinlere de halka da uygulanan törelere ve yasalara dayanan bir “soy temelli milliyet ya da etnik topluluk” olarak türk bodun;
- siyasi çağrışım: bir siyasi topluluk olarak Türk Kağanlığı (türk el, qaγan); tebaası “siyasi anlamda Türk” idi.
Bu ayrım, Orhon kanıtının her okumasının başlangıç noktasıdır. Türk‘ü yalnızca siyasi bir ad olarak okumak, anıtların bir kökeni ve belleği olan bir halktan söz eden kendi dilini görmezden gelir. Yalnızca etnik bir ad olarak okumak ise adın kağanın egemenlik alanı boyunca açıkça görülen esnekliğini görmezden gelir. Sinor sonucu açıkça söylemiştir: “Türk devletinin bütün sakinleri Türk, hatta Türkçe konuşan değildi ve … bütün Türkler Türk devletinin yönetici tabakasına mensup değildi” (Sinor 1985, 157).
Golden, adı taşıyan birliğin sonunda otuz boydan oluştuğunu anlatır: Doğu Türklerinin iç çekirdeğini oluşturan Aşina ve on boy daha; On Ok’un (Batı Türkleri) on boyu; ve jiu xing 九姓 öbeği, yani Dokuz Oğuzlar. “Dokuz Oğuz dahil bu öbeklerin hepsi,” diye bitirir, “Türk siyasi adını aldı”; gerçi “görünüşe göre farklı derecelerde istekle” (Golden 2022, 4–5, Dobrovits 2004’e dayanarak). Çin kaydı dışarıdan bir koşutluk sunar. Katayama, jiu xing‘in Toquz Oγuz‘u karşıladığını gösterdiği gibi, Tang tarihlerindeki “Türklerin Dokuz Soyu” (突厥九姓) deyiminin “Tielelerin Dokuz Soyu” yerine yapılmış bir yazıcı yanlışı sayılamayacağını da göstermiştir, çünkü Kaiyuan dönemine gelindiğinde Tiele adı artık kullanılmıyordu (Katayama 1981, 1788–89). Lingzhou’ya yerleştirilen Dokuz Soy öbekleri “Türk Dokuz Soyu boyları” olarak kaydedilmiştir (突厥九姓部落所處; Jiu Tang shu 38: 1416); “Türk Dokuz Soyu yeni gelip tâbi oldu” ve Taiyuan’ın kuzeyine dağıtıldı (時突厥九姓新來內附; Jiu Tang shu 99: 3090); “Kaiyuan’ın başında Türk Dokuz Soyu karışıklık çıkardı” (開元初,突厥九姓亂; Xin Tang shu 110: 4126). Katayama, böyle adlandırılan öbeklerin Dokuz Soy’un bir bölümünü bir Türk klanıyla birleştirmiş olabileceği uyarısını yapar. Bu pasajlar, demek ki, Dokuz Oğuzların öz-adlandırmasını değil, Çin kullanımının adı bu öbeklere genişlettiğini gösterir. Sinor aynı kullanımı not etmişti (Sinor 1985, 156; Sinor 1990, 289); bağımsız bir tanık da onu doğrular: kuzey halklarına ilişkin Tibetçe rapor Toquz Oγuz‘u drugu rus dgu, “dokuz kemikli Türkler” diye karşılar (Venturi 2008, 24 ve n. 59, aktaran Golden 2018, 296 n. 24).
Çin kaydı, Dokuz Oğuzların ve Uygurların çıktığı Tieleleri Türklere uyguladığı terimlerle sınıflamıştır. Sui shu onlara ilişkin kaydını bir soy kütüğü sınıflamasıyla açar — “Tielelerin ataları Xiongnu’nun soyundandır” (鐵勒之先,匈奴之苗裔也) — ve “törelerinin genel olarak Türklerinkiyle aynı olduğunu” (其俗大抵與突厥同) söyler; yalnızca evlilikte ikamet ve gömme âdetlerindeki farkları belirtir (Sui shu 84: 1879–80). İlk ifade, Zhou shu‘nun Aşina’ya uyguladığı soy kütüğü dilinin aynısıdır (§3.1); ikincisi ise yazıtların kağanın egemenlik alanının adlandırılmış bileşenleri olarak türk bodun ile Dokuz Oğuz arasında yaptığı ayrımın iki yanındaki ortak uygulamaya ilişkin bir dışarıdakinin gözlemidir (§3.3). Kategorinin kendisi bir dışarıdakininkiydi. Tiele, Türkler dışındaki Türk boyları için kullanılan bir Çince toplu addı. Kayıtları yalnızca kendi adlarını bilen Türkler bu adı kullanmadı; adın özgün biçimi yazıtlarda belirlenemez; ve ad, kapsadığı boylar sürerken İkinci Kağanlık döneminde Çin kaydından kaybolur (Katayama 1981, 1786). §2.5’in sınıflarında bir ayrışan dış sınıflandırmadır. Jiu Tang shu Uygurları bu düzen içine yerleştirir: Uygurlar “Sonraki Wei döneminde Tiele boyları diye anılırdı … Gaoche’ye dayanıyor ve Türklere tâbi bulunuyorlardı” (在後魏時,號鐵勒部落……依託高車,臣屬突厥; Jiu Tang shu 195: 5195).
Tonyukuk yazıtı adı, öteki bir bileşen halkın adıyla bileşik olarak kullanır. “Türk halkı öldü” diye yas tutar ve “Türk Sir halkının topraklarında” boy kalmadığını söyler (türk bodun ölti … türk sir bodun yerinte bod kalmadı; T1 W3–4; Aydın 2017, 104–5); Kağanlığın düşmanlarına “Türk Sir halkı (oldukları) yerde hiç hareket edemesin” diye plan yaptırır (türk sir bodun yerinte idi yorımazun; T1 S4; Aydın 2017, 106–7; krş. Semet 2014); Oğuzlarla birlikte “Türk Bilge Kağan”dan ve “Türk Sir halkı”ndan söz eder (türük bilge kagan türük sir bodun; T2 N4; Aydın 2017, 118–19). Sir‘in kimliği tartışmalıdır ve bu pasajlardan ikincisi düşmanların aktarılan sözüdür; üçüncüsü yazıtın kendi sesidir.
3.3 “Kendi halkım”: yazıtlarda Dokuz Oğuzlar
Dokuz Oğuz pasajları iki anlamın birlikte işlediğini gösterir. Kül Tigin yazıtında kağan şöyle der: toquz oγuz bodun kentü bodunum erti, “Dokuz Oğuz halkı kendi halkım idi.” Gök ve yer karıştığı için “düşman oldular” (yaγï boltï) ve bir yıl içinde beş kez savaşıldı (KT N4; Aydın 2017, 64–65; Golden 2022, 5). Bilge Kağan yazıtı kalıbı tekrarlar: Dokuz Oğuzlar gök ve yer karışıp düşman olana kadar “halkımdı” (BQ E29–30; Aydın 2017, 90–91). Başka yerde Dokuz Oğuzlar yalnızca düşman olarak anlatılır (KT E14; Aydın 2017, 54–55; Golden 2022, 5).
Bilge Kağan’daki koşut pasajda türk bodun, savaş sırasında “sendeleyen” ayrı bir aktör olarak görünür (türk bodun adaq qamšattï, BQ E30–31; Aydın 2017, 90–93). Fu Ma buradan, Dokuz Oğuzlarla türk bodun‘un “birbirine karşıt iki ayrı topluluk” olduğu ve Türk‘ün bu dönemde çekirdekle sınırlı “dar anlamda bir boy-siyaset topluluğu kavramı” olduğu sonucunu çıkarmıştır (Fu Ma 2019, 159). Türgiş pasajını da aynı biçimde okur: Türgişler kendi kağanlarını tahta çıkardıktan sonra “artık Türk değildi” (Fu Ma 2019, 160).
İki husus bu sonucu sınırlar.
- Daha büyük bir topluluk içinde adlandırma katmanlıdır. Anıtlar çekirdek türk bodun‘u öteki bileşen halklardan ayırır; ama bunu, imparatorluk kaynaklarının bileşen halkları çoğu zaman ayrı adlarla anıp bununla onları siyasi yapının dışına yerleştirmediği türden bir ayrımla yapar (krş. §3.2, “Türk Dokuz Soyu”). “Kendi halkım idi … düşman oldular” türünden bir kalıp, çatışmayı dışarıdakilerle bir karşılaşma olarak değil, kağanın topluluğu içinde bir kopuş olarak çerçeveler.
- Siyasi ad, kanıtların gösterdiği gibi, genişletilebilirdi. Kül Tigin yazıtı, Bilge Kağan’ın ağzından, kendi kağanlığını kurmuş bir Batı Türk (On Ok) halkı olan Türgişler için şöyle der: türgiš qaγan türkümüz bodunumuz ärti, “Türgiş kağanı (ve halkı) bizim Türklerimiz, bizim halkımızdı” (KT E18, kısmen tamamlanmış; krş. BQ E16, türüküm bodunum erti; Aydın 2017, 56–57, 84–85; T. Tekin 1968, 266, aktaran Zimonyi 2018, 86). Ad, doğu çekirdeğinin dışındaki bir öbeğe — Kağanlığın batı (On Ok) kanadından, kendi kağanı olan bir halka — uygulanır ve savaş bağlamında uygulanır: “bizim Türklerimiz”diler, ama yanıldıkları için kağanları öldü. Zimonyi bu pasajı Türk‘ün siyasi anlamının bir örneği olarak okur (Zimonyi 2018, 86); buradaki okuma ona katılır ve o siyasi anlamı modelin ikinci katmanı olarak ele alır. Çizgi öbür taraftan da çizilebiliyordu. Tonyukuk yazıtında Türgiş kağanı kendi halkını türk bodun‘dan ayırır (T1 E4–5; Fu Ma 2019, 160); demek ki adın kapsamı yalnızca bahşedilmiyor, tartışılıyordu da.
Wimmer’in terimleriyle, ad kağanın halklarını kapsayacak biçimde genişletilebiliyor, onlar ayrıldığında ya da adı reddettiğinde daraltılabiliyordu. Golden’ın Janhunen’i izleyerek İç Asya etnonimlerine özgü saydığı hareket budur.
Bu kanıtın niteliği hakkında iki noktayı belirtmek gerekir. Birincisi, konuşan kağandır. Bu, kanıtı küçümsemek için bir neden değildir. Bir hükümdar yazıtı bir dışarıdakinin etiketi değil, topluluğun kendi kolektif temsilidir (K1a) ve betimlediği halka seslenir: Kül Tigin yazıtı “küçük kardeşlerim ve oğullarım, birleşik soyum ve halkım”a, sağdaki ve soldaki beylere, Otuz Tatarlara ve “Dokuz Oğuz beyleri, halkı”na sözlerini dinlemeleri için seslenerek açılır (toquz oγuz begleri bodunï bo savïmïn edgüti ešid; KT S1–2; Aydın 2017, 46–47). Dokuz Oğuzları dinleyicilerinin bir parçası olarak anan kamusal bir anıt, dinleyicilerinin tanıyabileceği bir aidiyet iddiasını önceden varsayar. Seslenme onları, anıtların öteki bileşen halkları andığı gibi, Türk çekirdeğinin yanında anar; yukarıdaki birinci husus gereği bu, onları kağanın topluluğunun dışına değil içine yerleştirir. Dokuz Oğuzların kendi bireysel sesi (K1b) korunmamıştır ve yazıt tek başına iddiayı kabul edip etmediklerini göstermez. Ardıllarının yaptıkları ise iddianın dile getirildiği siyasi çerçeveyi paylaştıklarını gösterir: Uygur kağanları aynı katılma kalıbını, aynı unvanları ve yazıyı devraldılar ve kendi egemenliklerinden önce Türk yönetiminin yıllarını saydılar (aşağıda ve §4.1).
Bu seslenmenin tarihi tartışmalıdır. Chen Hao, Kül Tigin dikilitaşının güney yüzünün 732’de Bilge Kağan tarafından değil, küçük oğlu Tengri Teg Tengride Bolmış Türk Bilge Kağan tarafından, imparatorluk dağılırken 740’ta tahta çıktığında yazıldığını ileri sürmüştür (Chen Hao 2021, 133–39, 148–49). Ama buradaki çıkarım yalnızca o yüze dayanmaz. Bilge Kağan’ın 732 tarihli kendi metni olan doğu yüzünde kağan Türklere ve Oğuzlara birlikte seslenir: “Türk (ve) Oğuz beyleri, halkı dinleyin” (türük oγuz begleri bodun ešidiŋ; KT E22; krş. büyük ölçüde onarılmış BQ E18–19; Aydın 2017, 58; Chen Hao 2021, 183, 208). Kalıp tek bir dinleyici kitlesi içinde iki halkı anar: tek bir siyasi topluluk, adlandırılmış iki bileşen. Seslenildikleri ad merkezden gelmiş de olabilir: Katayama Toquz Oγuz‘u Türklerin konfederasyon için kullandığı ad olarak okur; ad Çinlilere yeniden kurulan Türk devleti aracılığıyla ulaşmıştır (Katayama 1981, 1788). Öyleyse Uygur kağanlarının daha sonra kendi halklarını andıkları ad (§4.1), Kağanlık içinde, onun merkezince verilmişti. Bu yüzden §2.5’teki anlamda bir içselleştirilmiş dış ad değildir, çünkü o sınıf yalnızca dışarıdakilerin taşıdığı bir ad gerektirir. Ad aynı siyasi dünyanın içinden gelmiştir ve Dokuz Oğuzlarca benimsenmesi de o ortak dünyanın bir başka işaretidir.
İkincisi, kalıp bir yönetim kalıbıydı. Şine Usu yazıtının Uygur kağanı, bağışladığı yenik Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatar halkı için aynı sözleri kullanır: “kendi halkım” (käntü bodunum), “ardımdan gel” (ŠU E2; Moriyasu vd. 2009, 12, 25, 35). Käntü bodunum bir kağan altında katılmayı dile getirir. Kalıp Türk adını içermez ve bu yüzden siyasi adın bir tanıklığı sayılmaz; adı içeren tanıklıkların — “bizim Türklerimiz” olarak Türgişlerin ve türk sir bodun‘un — okunması gereken bağlamdır (L2). Uygur kağanlarının bu dağarcığı devralmış olması da bozkırın siyasi dilindeki sürekliliğin bir kanıtıdır.
3.4 Bellek, gömülülük ve 682’de yeniden kuruluş
Orhon yazıtları kendileri kolektif belleğin araçlarıdır. Türk beylerine ve halkına seslenirler; topluluğun kökenlerini, düşüşünü ve yeniden kuruluşunu gelecek kuşaklara ders olarak anlatırlar.
Merkezdeki olay, 630’dan sonra Tang’a elli yıllık tâbiliktir. Kül Tigin yazıtı, beylerin Türk unvanlarını bırakıp Çin unvanlarını aldığını, Tang imparatoruna tâbi olduğunu ve elli yıl ona işini gücünü verdiğini anlatır (KT E7–8 = BQ E7–8: türük begler türük atïn ïdtï, tavγačγï begler tavγač atïn tutupan tavγač qaγanqa körmiš elig yïl; Aydın 2017, 52–53, 82–83). Halk sonra şöyle sordu: “Ülkesi (il) olan halk idim, ülkem şimdi hani? … Kağanı olan halk idim, kağanım hani?” Tang’a karşı ayaklandılar ve İkinci Kağanlık kuruldu (KT E9: illig bodun ertim, ilim amtï qanï … qaγanlïγ bodun ertim, qaγanïm qanï; Aydın 2017, 54–55).
§2.3’ün terimleriyle yazıt, iletişimsel bellek içinde bir gömülülük ve yeniden etkinleşme döngüsü anlatır; ama neyin gömülü hâle geldiği kesin olarak belirtilmelidir. Gömülü hâle gelen ad değildi. Eski Türkçe at hem “ad” hem “unvan” anlamına gelebilir; bu yüzden türük atïn ïdtï ifadesi meseleyi tek başına çözmez. “Unvan” okuması, beylerin Çin unvanlarını aldığını söyleyen koşut cümleye ve aynı pasajda türk bodun‘un kullanılmayı sürdürmesine dayanır. Pasajın kendisi türk bodun‘un ağzından konuşulur; Çin kaynakları da Tang yönetimi altındaki teslim olmuş Türkleri bu adla kaydeder: 630’da Taizong “teslim olan Türk kitlesini” (突厥降眾) “onları yönetmek için” (以統其眾) kurulan askerî valiliklere yerleştirdi, önderlerine de sarayda general rütbeleri verildi (Zizhi tongjian 193, Zhenguan 4 [630]). Bırakılan Türk unvanları ve kağanlıktı; 682’de yeniden kurulan da bunlardı. Taşıyıcı, onları yeniden kuranların sahip olduğu “ülkesi olan halk” ve “kağanı olan halk” olmuş olmanın belleğiydi. Diriliş kendisi de seçiciydi. Suzuki Kōsetsu, soy bağı Birinci Kağanlık’ın soyuyla neredeyse kopuk olan İkinci Kağanlık kağanlarının yeni krallıklarını doğrudan Bumın’a bağlayarak meşrulaştırdıklarını ve bu amaçla Birinci Kağanlık’ın kuruluş anlatısını yazıtlarda yazıya geçirdiklerini ileri sürmüştür (KT E1–6); onun okumasında süreklilik bir “Bumın meşruiyeti ilkesi” aracılığıyla ileri sürülmüştür (Suzuki 2008a, 115; 2008b, 35). Anıtların koruduğu bellek, demek ki, §2.1’deki anlamda zaten yeniden kuranların siyasi bir kurgusudur.
Kaydın Çin tarafı bunun ayna görüntüsünü gösterir. Chen Yinke, Tang’ın kurucusu Li Yuan’ın kuzeydeki öteki bütün taht adayları gibi Türk kağanını metbu olarak tanıdığını ve “Sui’nin sonunda ve Tang’ın başında Asya halklarının çoğunun efendisinin Çinliler değil, Türkler olduğunu” ileri sürmüştür (亞洲大部民族之主人是突厥,而非華夏也; Chen 2001a, 323; Chen 2001b, 108–21). Chen’e değinmeyen Skaff, Tang–Türk antlaşmalarının “muhtemelen Tang’ın utanç verici sayılan çok sayıda ödün verdiği için” zayıf belgelendiğini ve metinlerin “kaybolmuş ya da kasıtlı olarak bastırılmış” olduğunu belirtir (Skaff 2012, 195). Her iki taraf kendi tâbiliğini kendi yoluyla hatırladı: Türk yazıtları kendi tâbiliklerini bir ders olarak kaydetti, Tang tarihçileri kendilerininkini bastırdı. Tang sarayı zaferini çok daha eski bir geçmiş üzerinden de okudu. 629’un sonunda Tuli Kağan tâbi olduğunda Taizong ondan Xiongnu unvanı chanyu ile söz etti ve babasının tâbiliğinin utancının artık silinebileceğini söyledi; 630’da İllig Kağan yakalandığında tahttan çekilmiş imparator Li Yuan, MÖ 200’de Baideng’de Xiongnu tarafından kuşatılan Han Gaozu’nun “öç alamadığını; şimdi oğlumun Türkleri yok edebildiğini” söyledi (今單于稽顙,庶幾可雪前恥; 漢高祖困白登,不能報;今我子能滅突厥; Zizhi tongjian 193, Zhenguan 3 [629] ve 4 [630]). Bu söz, Zhou shu‘nun Türklere “Xiongnu’nun ayrı bir kolu” dediği soy kütüğü diline aittir (§3.1). §2.5’in sınıflarında, Çin’in olaylara ilişkin belleğiyle (H5) birleşmiş bir ayrışan dış sınıflandırmadır: Tang seçkinlerinin Türkleri Mete’nin (Modu) Xiongnu’sunun çizgisine yerleştirdiğini gösterir, Mete’nin zamanında Türk adlı bir halkın var olduğunu değil. Addan önce gelenler, bu çalışmanın Bölüm II’sinin konusudur (§1).
Pasaj, siyasi yapı ile kimlik arasındaki ilişkiye ışık tutar. Anlatım yeniden kuranların kendi kurgusudur, ama bu noktada dış kayıt onunla çelişmez: Tang yönetimi altındaki teslim olmuş Türklere ilişkin Çin kaydı (yukarıda), yeniden kuranların topluluklarının ayakta kaldığını ileri sürdükleri gibi, adın siyasi yapıdan uzun ömürlü olduğunu gösterir. Etnik kimliği siyasi bağlılıkla eşitleyen bir modelde böyle bir iddiaya yer olmazdı.
3.5 Kağanlık kanıtının özeti
| Tanıklık | Kaynak | K1 | Sınıf | Gösterdiği |
|---|---|---|---|---|
| Batı Wei sınırına Tujue akını, 542–543 kışı | Zhou shu 27: 454 (Yuwen Ce’nin biyografisi) | — (Çince) | uyumlu dış anma | adın tarihlenebilen en erken kaydı |
| Tujue, “Xiongnu’nun ayrı bir kolu, soyadı Aşina”; 545 elçiliği | Zhou shu 50; Zizhi tongjian 159 | — (Çince) | uyumlu dış anma (ad); ayrışan dış sınıflandırma (Xiongnu soy kütüğü, §3.4) | ilk etnografik kayıt |
| tr’wkt; trwkc βγy “Türk efendisi” | Bugut yazıtı (Soğdca), 584–587 (Kljaštornyj ve Livšic 1972, 85; tarih: Vovin 2019, 163) | K1a (Soğdca kançılarya) | iç tanıklık (L1) | Kağanlığın ilk anıtında halka ve hükümdara uygulanan ad |
| niri qaγan türüg qaγan “Türklerin kağanı Niri Kağan” | Hüis Tolgoi (Moğolca, Brāhmī), 604–620 (Maue vd. 2018, 79–80, 88; Vovin 2019, 163) | — (muhtemelen Tiele/Uygur) | uyumlu dış anma | muhtemelen Türk olmayan bir öbeğin Moğolca metninde ad |
| 568/569’dan itibaren Bizans’a Türk elçilikleri | Menandros | — (Yunanca) | uyumlu dış anma | adın çok batıda tanınması |
| türk bodun | KT, BQ (tek üretici); T1–T2 | K1a | iç aktarım (L1; K2a, §3.4) | anıtların adına konuştuğu halk |
| toquz oγuz bodun kentü bodunum erti | KT N4; BQ E29 | K1a | sınıflanmamış (yönetim kalıbı; ŠU E2’de olduğu gibi L2 için bağlam) | Dokuz Oğuzlar “kendi halkım” sayılır; Türk adı geçmez |
| türgiš qaγan türkümüz bodunumuz ärti | KT E18 (kısmen tamamlanmış); krş. BQ E16 | K1a | iç tanıklık (L2) | adın, kendi kağanı olan batı (On Ok) kanadından bir halka genişletilmesi |
| türk sir bodun | T1 W3–4, S4; T2 N4 | K1a | iç tanıklık (L2) | adın başka bir bileşen halkın adıyla bileşik kullanımı (Sir’in kimliği tartışmalı) |
| Türk unvanlarının bırakılması ve yeniden kurulması | KT E7–9 | K1a | bellek (H2, H5) | unvanlar ve kağanlık 630–682 arasında gömülü; ad değil |
Kağanlık kanıtı, demek ki, modelin ilk iki katmanını kurar: kendi köken anlatısı olan bir çekirdek halkın öz-adı olarak Türk ve kağanın egemenlik alanındaki halklara genişletilen, onlarca tartışılan esnek bir siyasi ad olarak Türk. L1, K4’ü Kağanlığın kendi kaydı içinde karşılar: Bugut kançılaryası, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları (tek üretici) ve Tonyukuk yazıtı; Çince, Moğolca ve Yunanca tanıklar da buna uyar. L2, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarına ve, Sirler çekirdekten başka bir halk olduğu ölçüde, Tonyukuk yazıtına dayanır; Çince ve Tibetçe kullanım da adı aynı biçimde genişletir (§3.2). Uygurların Aşina’yı devirdiği 744’ten sonra bu katmanlara ne olduğu §4’ün konusudur.
4. 744’ten Sonra: Uygur Yolları
Kapsam. Bu bölüm, 8. ile 13. yüzyıllar arasında Türk adının Uygurlarca ve Uygurlar için nasıl kullanıldığını ele alır. Bugünkü Uygur kimliği, bugünkü Türk kimliği gibi, bu çalışmanın konusudur. Burada belgelenen ad, dil ve bellek, Uygurlar da dahil olmak üzere modern Türk uluslarının yararlandığı malzemenin bir parçasıdır (§2.6); Bölüm II bu malzemeyi ve onu taşıyanları bugüne kadar izler (§1). §2.1’deki ilkeye göre bir standart dilin soyu, bir nüfusun tarihini tek başına belirlemez (n. 2).
Uygur örneği, kopuş görüşünün en güçlü kanıtıdır ve burada ayrıntılı biçimde incelenir. Uygurlar İkinci Türk Kağanlığı’nı yıktılar, bu yıkımı anıtlarda andılar ve — Lee ile Fu Ma’nın gösterdiği gibi — Türk‘ü etnonim olarak benimsemediler (Lee 2019; Fu Ma 2019, 155–61). Bu bölüm, etnonim için bu sonucu kabul eder. Ama Uygur kanıtının basit bir kesintiden daha ilginç bir şey gösterdiğini savunur: bir dallanma. Bu dallanmada kazananlar kendi egemenliklerini Türk Kağanlığı’nın ardılı olarak konumlandırmıştır (§4.1); adın boylar üstü anlamı Uygur hükümdarı için bile kullanılmış olabilir (okuma belirlenemez, §4.2); Eski Türkçeyle sürekli olan dile türk denmeye başlanmıştır (ilk tanıklığı 10. yüzyıldandır); etnonim ise tarihsel düşmanların ve dışarıdakilerin adına dönüştürülmüştür.
Tek siyasi dünya içinde bir mücadele. 742–744 çatışması, bir yazıyı, bir edebî dili, bir siyasi dağarcığı ve birkaç on yıl boyunca bir siyasi yapıyı paylaşan halklar arasında yaşandı. Uygur yönetici hanedanının çıktığı Dokuz Oğuzlar, Türk kağanlarına karşı ayaklanmadan önce Türk yazıtlarında “kendi halkım” diye anılmış ve kağanın dinleyicilerinin bir parçası olarak onlara seslenilmişti (§3.3); Aşina’yı deviren koalisyon — Basmıllar, Uygurlar ve Karluklar — Tang’ın teşvikiyle hareket etti (§4.1); yeni hükümdarlar da Türklerin unvanlarını, yazısını ve yönetim kalıplarını devraldı (§4.1). Sinor, Türklerle Uygurlar arasındaki farkın “tamamen siyasi olmuş olması gerektiği” sonucuna varmıştır (Sinor 1997, V: 4–5). İkinci Kağanlık’ın düşüşü, demek ki, tek bir siyasi dünyanın bileşen halkları ve yönetici soyları arasında bir üstünlük mücadelesiydi — Aşina’ya karşı Uygur Kağanlığı’nın yönetici klanı Yağlakar (Kasai 2020, 69) — ve adlandırılmış halklar arasına bir sınır da çizdi. İkisi birbirini dışlamaz. Sınır etnonim için gerçekti: Uygurlar kendilerine Türk demedi; Lee ile Fu Ma da kanıtı başlıca bu ışıkta okur (Lee 2016, 103; Fu Ma 2019, 155–61). Ama sınır ortak bir dünyanın içinde çizildi ve kazananların ardılları sonradan kendi dillerine türk der oldu (§4.3).
4.1 Uygur Kağanlığı: yenik siyasi yapı olarak Türk
İkinci Türk Kağanlığı 742–744’te Basmıl, Uygur ve Karluk koalisyonuna yenildi.
- Tang’ın rolü. Zizhi tongjian, Shuofang askerî valisi Wang Zhongsi’nin, Türk kağanının teslim olma önerisinden kuşkulanarak “Basmılları, Uygurları ve Karlukları ona saldırmaya ikna etmek için elçiler gönderdiğini” kaydeder (忠嗣知其詐,乃遣使說拔悉蜜、回紇、葛邏祿使攻之; Zizhi tongjian 215: 6854–55, Tianbao 1 [742]).
- Düşüş ve ardıllık. 744’ün sekizinci ayında Basmıllar kağan Wusu’yu öldürüp başını Tang başkentine gönderdi. Ardından Uygurlar ve Karluklar Basmıl kağanını öldürdü ve Uygur önderi Gulipeiluo 骨力裴羅 kendini Kutlug Bilge Köl Kağan (骨咄祿毘伽闕可汗) ilan etti; Tang onu Huairen Kağan olarak tanıdı (Zizhi tongjian 215: 6860, Tianbao 3 [744]).
Yeni Uygur Kağanlığı’nın anıtları bu sonucu, Orhon yazıtlarıyla aynı runik yazıda ve aynı Eski Türkçede, kazananların tarafından anlatır.
- Şine Usu yazıtı (759). İkinci kağan Moyun Çor için dikilen yazıt, onun Dokuz Oğuz halkını “toplayıp derlediğini” söyler: toquz oγuz bodunumïn terü quvratï altïm (ŠU N5; Moriyasu vd. 2009, 10; Fu Ma 2019, 158). Türkler hakkında ise son Türk kağanının eşinin ele geçirilmesinin ardından şunu kaydeder: türük bodun anta ïnγaru yoq boltï, “Türk halkı o zamandan sonra yok oldu” (ŠU N10; Moriyasu vd. 2009, 11; Aydın 2018, 19, buradaki türük‘ü Kök Türkler olarak okur).
- Tariat yazıtı. Aynı kağana, yirmi sekiz yaşında, yılan yılında “Türk ülkesini (türük el) karıştırıp yok ettiğini” söyletir (säkiz otuz yašïma yïlan yïlqa türük elin anta bulγadïm anta artatdïm; Tariat E5, Fu Ma 2019, 160–61’de; krş. Berta 2004, 249, 258, aktaran Zimonyi 2018, 86). Zimonyi, türük el ifadesinin (onun çevirisinde “Türk İmparatorluğu”) runik kayıtta ancak Kağanlık’ın düşüşünden sonra, onu fetheden Uygurların yazıtlarında göründüğünü belirtir (Zimonyi 2018, 86).
Bunlar tek tük örnekler değildir. Aydın’ın bu anıtlarda adın bütün geçtiği yerleri taraması, Tariat ve Şine Usu’da türük‘ün Kök Türk ülkesini ve halkını gösterdiğini, Tes yazıtının ise adı hiç kullanmadığını ortaya koyar. Yenisey yazıtları da bir “Türk kağanı”nı (türk kan; Uybat III, E 32, 10. satır) bir “Uygur kağanı”ndan (uygur kan; İyme I, E 73, 7. satır) ayırır (Aydın 2013, 82, 85–86). Tek belirsiz örnek, Tariat E7 ve Şine Usu N8’de geçen ve Kömür Tag ile Yar Ügüz yakınlarına yerleştirilen üč tuγluγ türük bodun, Aydın’ın çevirisiyle “Üç Tuğlu Türk boyu”dur (Aydın 2013, 82–83). Kimliği bilinmez; Aydın, “Kök Türklerin güney bölümlerinde bulunan Kök Türk kökenli bir boy” olabileceğini önerir (Aydın 2013, 83–84, 86).
Bu metinlerde türük yenik bir siyasi yapıyı ve onun halkını adlandırır ve şimdi “halkım” olan Dokuz Oğuzların karşısına konur. Uygur Kağanlığı’nın hükümdarları topluluklarını Dokuz Oğuz ve Uygur olarak tanımladı ve Türkleri düşman saydı (Lee 2016, 103; Lee 2019; Lee 2023, 3, 25). §2.5’in sınıflarında bunlar uyumlu dış anmalardır: Uygurlar Türkler için, Türklerin kendileri için kullandığı adı kullanır, ama onu Türklerle sınırlar. Bunlar yalnızca K1 anlamında dıştır, çünkü Uygurlar adı kendilerine uygulamaz; adı Uygurların kendi anıtlarında, dolayısıyla adın dil adına ulaşmış olabileceği iki yolun ilki olan yazılı gelenekte kullanımda tutarlar (§4.3).
Bu anıtların ayrıca gösterdiği şey, kazananların kendilerini yenilenlerin aracıyla anlatmasıdır: aynı yazı, aynı edebî dil ve aynı siyasi dağarcık (qaγan, el, bodun). Bu türden siyasi düşmanlık tek başına etno-dilsel bir sınır çizmez. Uygur yazıtları ortak bir dağarcıktan daha ileri gider. Hem Şine Usu hem Tariat, Türk Kağanlığı’nın yıkılışını anlatmadan önce onun tarihini anlatır ve yönetim yıllarını sayar: Tariat 682’deki Türk yeniden kuruluşundan, Şine Usu Ötüken’in yeniden alınmasından başlayarak. Moriyasu ve yayın arkadaşları bunu, Uygurların Türkleri kendi öncülleri olarak görmesinin ve hem Türkleri hem Uygurları içine alan bir Türk halkları tarihi yazma niyetinin bir ifadesi olarak açıklar; Şine Usu’da Ötüken’i elinde tutan meşru hükümdardı. Tariat S5’te yabγu unvanları gelecekteki kağana verilen “ataların” önceki Türk Kağanlığı’nı da kapsadığını düşünürler (Moriyasu vd. 2009, 46–47, 54–55). Uygurlar, demek ki, Türklerin adını kendileri için almadılar ve devletlerini yıktılar, ama kendi egemenliklerini onun ardılı olarak konumlandırdılar. §2.3’ün terimleriyle bu, hanedan değişikliği boyunca taşınan olaylara ve kurumlara ilişkin bellektir (H5, H2). Golden’ın formülü noktayı yakalar: 743/744’ten sonra siyasi ad, “Eski Türkçeden gelişen edebî Türk koinesini adlandırmak dışında” soldu (Golden 2022, 5).
Sinor, erken Uygur kanıtını daha ileriye işaret ediyor diye okudu. Türklerle Uygurlar arasındaki farkın “tamamen siyasi” olduğu sonucunu (yukarıda) şu olgulara dayandırdı: aynı dili konuşuyor, aynı yazıyı kullanıyor ve aynı devlette yaşıyorlardı; Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar her biri Türk siyasi yapısının mirasçısı olduğunu ileri sürebilirdi (Sinor 1997, V: 4–5). Tariat yazıtında kağan Bumın Kağan’ı ve iki yüz yıllık Türk yönetimini anar; Sinor bunu o ardıllığa yönelik bir iddia olarak aldı. Birkaç yıl sonraki Şine Usu ise Bumın’ı anmaz ve Türk halkının sonunu kaydeder (türük bodun … yoq boltï; Sinor’un çevirisinde Türklerin “yok edildiği söylenir”); Sinor’un sözleriyle “Türk mirasına karşı tutum o zamana kadar değişmişti” (Sinor 1997, V: 24–25). Tariat’taki Türk ülkesiyle ilgili satırı “Türk halkını harekete geçirdim ve onu büyüttüm” diye okumayı da önerdi; bu okumayı kendisi spekülatif saymıştır (aynı yer). Hangi okuma kabul edilirse edilsin, erken Uygurların Türk geçmişiyle ilişkisi sabit değildi: on beş yıl kadar içinde vurgusu kurucudan ve iki yüz yıllık Türk yönetiminden Türk halkının sonuna doğru kaydı. İki okuma özde değil vurguda ayrışır. Moriyasu ve yayın arkadaşları iki yazıtın da Türk yönetiminin yıllarını saydığını ve Şine Usu’nun meşru egemenliği Ötüken’e bağladığını vurgular; Sinor ise Şine Usu’nun kurucu Bumın’ı ve iki yüz yılı düşürdüğünü vurgular. İkisi de Uygur anıtlarının Türk geçmişini hatırladığında ve Şine Usu’nun onu sona ermiş bir geçmiş olarak çerçevelediğinde birleşir.
4.2 “Türk ülkesinin kralı”: Uygur Kağanlığı’nda boylar üstü anlam
Uygur Kağanlığı’nın kendi resmî kaydı yine de adın daha geniş bir kullanımını içerir. 808’den 821’e kadar hüküm süren kağan için dikilen üç dilli Karabalgasun yazıtı, Soğdca metnine hükümdarı twrkcʾny ʾβcʾnpδykw ʾxšywny, “Türk ülkesinin kralı” diye adlandırarak başlar; ardından taht adı Ay Tengride Kut Bulmış gelir (2. satır; Yoshida 2020, 32). Burada Türk, Türk Kağanlığı’nı yıkmış hanedanın bir devlet anıtında, Uygur kağanının kendi ülkesini niteler.
Tanıklığın açık sınırları vardır ve iki okumaya elverir. Türkçe değil Soğdcadır; bir halkı değil bir ülkeyi niteler; satırın birkaç sözcüğü tamamlanmıştır. Yoshida’nın çevirisinde aynı satır hükümdara ayrıca “bir Uygur prensi” der (Yoshida 2020, 32); yazıt da başka yerde twrk‘ü tarihsel Türkler için kullanır. Bir okumaya göre “Türk ülkesi”, bozkır için kullanılan genel bir terimdir ve Türk‘ün Türk dilli halkları bir kategori olarak adlandırmaya başladığı Soğd kullanımını yansıtır; Fu Ma böyle bir Soğd kategorisini savunur (Fu Ma 2019, 172–76). Öbür okumaya göre bu bir toprak ve hanedan iddiasıdır: Türklerin eski ülkesinin hükümdarı olarak Uygur kağanı; bu, Uygur yazıtlarının yıktığını ileri sürdüğü türük el ile tutarlıdır. İkinci okuma Lee’nin ikinci iddiasına uyar, çünkü ad Uygurları değil ülkeyi niteler; ama Uygur yazıtlarının ileri sürdüğü Türk Kağanlığı ardıllığına da uyar (§4.1). Birincisi Lee’nin üçüncü iddiasını sınırlar. İfade ikisi arasında karar veremez ve sınıfı belirlenemeyendir. Batı Türk Kağanlığı henüz ayaktayken yazılan 639 tarihli Soğdca twrkstn de (Fu Ma 2019, 172–73) daha belirleyici değildir, çünkü o zaman “Türklerin ülkesi” onun düz anlamıydı. Bögü Kağan’ın din değiştirmesini anlatan ve genellikle Soğdcadan çevrildiği kabul edilen bir Maniheist metin (U 72–73), bir okumaya göre aynı yöne işaret eder: bir Maniheist rahip kağanı, “bütün Türk halkının” (qamaγ türk bodun) Tanrı’ya karşı günah işleyeceği konusunda uyarır. Moriyasu ile Zieme buradaki türk bodun‘u “cahil halk” diye çevirir; Fu Ma “Türk halkı”nı korur ve ifadeyi Uygur Kağanlığı’nın tebaası için kullanılan Soğd kullanımı olarak alır (Fu Ma 2019, 174–76, Moriyasu’nun ve Zieme’nin çevirisi üzerine 175 n. 4 ile; Zieme 2011’e dayanarak, Zieme görülmedi). Sinor ise buna karşılık pasajı, Uygurlara 763’ten sonra da “hâlâ ‘Türk halkı’ denildiğini” gösteren bir kanıt olarak almıştır (Sinor 1997, V: 5). Pasaj böylece üç okumaya elverir — iç kullanım, çeviri yoluyla Türkçeye taşınmış bir Soğd sınıflandırması ya da §4.4’te ele alınan aşağılayıcı türev — ve sınıfı belirlenemeyendir. Bu tanıklıklar birlikte ve Fu Ma’nın bir Soğd kategorisi lehindeki argümanıyla okunduğunda (Fu Ma 2019, 172–76), adın genelleşmesinin Soğd kullanımındaki İslam öncesi öncüllerine işaret eder; gerçi hiçbiri tek başına belirleyici değildir. Genelleşmenin İslam’dan önce tamamlandığını göstermezler; Fu Ma da bunun kristalleşmesini İslam dönemine yerleştirir (Fu Ma 2019, 176–77).
4.3 840’tan sonra: dil adı türk tili
Uygur Kağanlığı 840’ta Yenisey Kırgızlarına yenildi. Turfan’daki (Koço; Çin kaynaklarının “Batı Uygur” krallığı) ve Gansu’daki ardıl devletleri, Eski Uygurca zengin bir Budist ve Maniheist edebiyat geliştirdi. Bu edebiyatta türk sözcüğü, Uygur Kağanlığı’nın runik anıtlarında sahip olmadığı bir rolle yeniden ortaya çıkar: Uygurların kendi dilinin adı olarak.
Kanıt her şeyden önce çevirmen kolofonlarından gelir; öz-gönderimsel niteliği bu türü özellikle değerli kılar.
- Maitrisimit (Sängim yazması). Eski Uygurca Maitrisimit nom bitig iki redaksiyondan bilinir: biri Turfan bölgesinden (Sängim ve Murtuk), biri Hami’den (Pinault 2022, 352). Sängim yazmasının bölüm kolofonu, eseri “Hint dilinden Toh(a)r diline” (änätkäk tilintin tohrı tilinčä yaratmıš) yazmış olan Āryacandra’yı ve onu “Toh(a)r dilinden türk diline çevirmiş” olan Prajñārakṣita’yı anar (pr(a)tinakšit k(a)rmavazike tohrı tilintin türk tilinčä ävirmiš maitrisamit nom bitigdä) (MaitrSängim II, verso 15–28; Ş. Tekin 1980, I: 61; Kasai 2008, 184–86; aktaran Pinault 2022, 358). Pinault ifadeyi “Türk (yani Uygur) diline” diye açıklar (Pinault 2022, 353). Hami yazmasındaki karşılık gelen kolofonda bu aktarım bildirimi yoktur (Pinault 2022, 358, Geng ve Klimkeit 1988’e dayanarak). Toharca A aslı “yaklaşık 8. yüzyıla tarihlenebilir” (Pinault 2022, 352); bağışçı kolofonu taşıyan Sängim yazması 10. yüzyıla tarihlenir (Kasai 2022, 380); Toharcadan çeviriler de Uygur Budizminin erken evresine aittir (Kasai 2022, 374).
- Xuanzang’ın Eski Uygurca biyografisi (Ci’en zhuan). Beşbalıklı çevirmen Šiŋqo Säli Tutuŋ, eseri “Çin dilinden türk diline yeniden çevirdiğini” kaydeder (tavγač tilintin yana beš balïqlïγ šïŋqo šäli tutuŋ yaŋïrtï türk tilinčä ävirmiš; 9. kitabın kolofonu, ed. Barat 2000, 158, aktaran Fu Ma 2019, 164). Fu Ma, muhtemelen Beşbalık Budist topluluğunun başı olan Šiŋqo Säli Tutuŋ’u 10. yüzyılın sonu ile 11. yüzyılın başına yerleştirir (Fu Ma 2019, 21, 164, 189).
- Bileşik dil adları. Altun Yaruk‘un kolofonunda çevirinin “Çin dilinden Türk Uygur diline” yapıldığı söylenir (… tavγač tilintin türk uyγur tilinčä ikiläyü ävirmiš, 10. kitabın kolofonu, ed. Gulcalı 2015, 1581–86. satırlar; krş. Wilkens 2021, 775, türk uygur tili maddesi).
- Topluluk adıyla yan yana kullanım. Eski Uygurca metinler dile uyγur tili ya da uyγurča da der (Fu Ma 2019, 155, 163).
Başka konularda Batı Uygurlarında bir Türk kimliği bulunduğuna karşı çıkan Fu Ma, kesin bir sonuç çıkarır. Batı Uygurları “kendi dillerine gerçekten de zaman zaman Türk dili demiştir”; “bu dil sınıfının genel adının ‘Türk dili’ olduğunu kabul ediyordu” ve “kendi dillerinin ‘Türk dili’ne ait olduğunu kabul ediyordu” (Fu Ma 2019, 163–64; çeviri bizim). Sonuç bölümünde, dışarıdan bakıldığında görünen bu ortaklığın bilincini Batı Uygurlarının kendilerine yükler: Batı Uygurları “dışarıdan bakıldığında Türklerle ve Türk dilli boylarla aralarındaki ortaklığın ayrılıktan çok daha ağır bastığını kuşkusuz çok iyi biliyorlardı; bu ortaklığı dile getirmek için kullanılan sözcük de tam olarak ‘Türk’ idi” (Fu Ma 2019, 176–77). Kitabının İngilizce baskısı dilsel öncülü doğrudan söyler: “Uygurların ana dili, Eski Türkçenin bir lehçesi olan Eski Uygurcaydı” (Fu Ma 2026, 2).²
² Dil adı bir lehçe sürekliliğini kapsıyordu. Johanson, Orhon yazıtlarını, Eski Uygurcayı ve Karahanlıcayı tek bir Doğu Eski Türkçe dönemine yerleştirir; Orhon yazıtlarının dilinin daha o zaman “sonradan Oğuzcaya özgü olan bazı özellikler gösterdiğini” belirtir ve Karahanlıcayı “Eski Uygurcaya yakın” olarak betimler (Johanson 2022, 83, 86). Adın ve dilin sonraki tarihleri ayrıştı. Bugünkü Uygurca güneydoğu (Karluk) koluna aittir (Johanson 2022, 84) ve Eski Uygurcadan değil, Kâşgarlı’nın kaydettiği, Karahanlıların saray dili olan “Hakaniye dili”nden gelir (§5; Clauson 1965, 57); ikisi de yukarıda betimlenen Doğu Eski Türkçe sürekliliğine aittir. Bugünkü Uygurlar, demek ki, §4.5’teki kollardan birinin adını taşır ve öbürünün dilinden gelen bir dili konuşur; ad ile dilin nasıl bir araya geldiği Bölüm II’de ele alınır (§4, Kapsam).
Bileşik türk uyγur tili özel bir ilgiyi hak eder. İki adı karşıt kılmaz, iç içe yerleştirir: uyγur, daha geniş türk kategorisi içinde bir türü belirtir. §2.4’ün terimleriyle dil adı, topluluk adından daha yüksek bir sınıflandırma düzeyinde işler; Golden’ın, etnonimlerin toplumsal örgütlenme düzeyleri arasında hareket ettiğini betimlemesine çok benzer biçimde. Batı Uygurları, demek ki, Türk‘ü halklarının adı olarak — öncüllerinin yıktığı Kağanlığın adı olarak — reddederken, dillerini daha geniş bir türk kategorisinin içine yerleştirebiliyordu.
Bu, modelin üçüncü katmanının doğu biçimidir (L3 doğu). Kolofonlar K1a’yı (çevirmen metin ve topluluğu adına konuşur), K3’ü (ad) ve K4’ü (iki bağımsız üretici: Toharca çizgisinde Prajñārakṣita ve Çince çizgisinde, iki kolofonu tek sayılan Šiŋqo Säli Tutuŋ) karşılar. K2 öğe öğe kodlanmalıdır. Yazı dili sürekli olarak aktarılmıştır (K2a): Orhon ve Uygur yazıtlarının dilidir. Dil adının ilk tanıklığı ise 10. yüzyıldandır ve izlediği yol belgelenmemiştir. Ad, Uygurların kendi yazılı geleneği yoluyla gelmiş olabilir; bu gelenekte ad Türkler için 750’lerin runik yazıtlarında (§4.1) ve Karabalgasun yazıtının Soğdca metninde, 808–821’de (§4.2), tanıklanır; ya da Türk‘ün Türk dilli halkları bir kategori olarak adlandırmaya başladığı Soğd kullanımı yoluyla (§4.2; Fu Ma 2019, 172–76). Birinci yolda sınıf iç aktarımdır; ikincisinde buluşmadır, çünkü devralınmış bir öğe olan yazı dili içeride taşınmıştır. Makale kolofonları, yolu belirlenemeyen iç tanıklık olarak kodlar (Tablo 2). İfadeyi kullanan her çevirmen Uygur değildi — Pinault, Prajñārakṣita’nın etkinliğini daha doğuya yerleştirir; Fu Ma da dile türk diyen bazı çevirmenlerin Uygur olmadığını belirtir (Pinault 2022, 353; Fu Ma 2019, 163) —; bu yüzden katman tek bir topluluğa değil, Eski Uygurca edebî ortama aittir. Kolofonların sistemli bir taraması savı güçlendirirdi (§8). Kalıplaşmış türk tilinčä ifadesinin anlamı gözetilmeden kopyalandığı itirazını, ifadenin çeşitlenmesi — türk tili, türk uyγur tili, uyγur tili — ve Fu Ma’nın kendi okuması karşılar. Barthold, Budist türk uyγur tili‘ni, geniş adın bir Müslüman yaratımı olduğu tezinin bir istisnası olarak daha önce not etmişti (Barthold [1927] 1968, 40). Dil, Smith’in sözleriyle, kültürün “hem üyeleri birbirine bağlamaya hem de onları dışarıdakilerden ayırmaya yardım eden” öğeleri arasındadır (Smith 1986, 26); yerel dilde edebiyat da Hastings’in anlatımında böyle bir öz-farkındalığın oluştuğu başlıca araçlardan biridir (Hastings 1997, 2–3). Batı Uygurlarınca etnonim olarak reddedilen Türk adı, onları da içine alan bir dil topluluğunun adı olmuştu.
4.4 “Öteki” olarak Türk: tarihsel düşman ve dışarıdaki
Aynı edebiyat, bu dilsel içermenin neden ortak bir etnonime varmadığını da gösterir. Birkaç Batı Uygur metninde türk olumsuz bir yük taşır. Fu Ma, Peter Zieme’nin ve Yasin Ušur’un çalışmalarına dayanarak başlıca kanıtları bir araya getirir (Fu Ma 2019, 164–66; Yasin Ušur 2006; Zieme 2011):
- Tarihsel Türkler. Eski Uygurca Ci’en zhuan‘ın 5. kitabında türk, Xuanzang’ın bir Tohar şehrinin törelerinin “Türklerinkiyle tamamen aynı” olduğunu belirttiği yerde Çince Tujue‘yi karşılar (törüsi toqusï barča türk birlä bir ärip; Dietz, Ölmez ve Röhrborn 2015, 179, aktaran Fu Ma 2019, 164). Çevirmenler sözcüğün tarihsel göndergesini biliyordu.
- “Uygarlığın dışındaki barbarlar.” Yasin Ušur, 6. kitapta çevirmenin türk yučul bodun‘u (“göçebe Türk halkı”) özellikle “Xiongnu”yu karşılamak için kullandığını önermiştir (Yasin Ušur 2006, 15–20, aktaran Fu Ma 2019, 165 nn. 1–2). Zieme buna, aynı pasajlarda türk ve türk yučul bodun‘un aralarında “Koguryo”nun da bulunduğu başka Çince terimleri de karşıladığını söyleyerek yanıt vermiş ve türk‘ün orada Çince “uygarlık sınırının ötesindeki uygarlaşmamış barbarlar” (huawai yidi 化外夷狄) kavramını çevirdiği sonucuna varmıştır (Zieme 2011, görülmedi; Fu Ma 2019, 165 ve n. 5 ile Şehitoğlu 2021, 24–25’teki özetlere göre; bu ikisi farklı sayfa göndermeleri verir). Fu Ma, türk yučul bodun‘un aslında 高麗小蕃’i, “küçük barbar devleti Koguryo”yu karşıladığını ekler (Fu Ma 2019, 165 n. 4). Aşağılayıcı okuma tartışmasız değildir. Şehitoğlu, türk yočul bodun‘un bağlamında “güçlü, kuvvetli; yüksek (statülü), seçkin” bir halk olarak okunması gerektiğini ve “barbar, göçebe” karşılığının Uygur çevirmenin kullanımından değil, eserin Çince ve İngilizce çevirilerinden geldiğini savunur (Şehitoğlu 2021, 24–25). Wilkens’in sözlüğü ise ifadeyi “uygarlaşmamış halk” diye açıklar (Wilkens 2021, 775).
- Barbar ülkeler. Hami Maitrisimit’inde aliterasyonlu türk türgiš ikilemesi, kuzeydoğunun “barbar ülkelerini” gösterir (türk türgiš ulušta balïqta); Bodhisattva Maitreya’yı tanımayan bir kişinin oradan geldiği söylenir (Hami yazması, 4. yaprak verso, 1–4. satırlar; Geng ve Klimkeit 1988, 70–71, aktaran Fu Ma 2019, 165–66). Türgiş kağanlığı çoktan ortadan kalkmıştı; buradaki iki ad da barbarlığı anlatmak için kullanılan tarihsel halklardır (Fu Ma 2019, 166).
- Sözlükbilim. Wilkens’in Eski Uygurca sözlüğü iki eşadlı ayırır (Wilkens 2021, 775). ¹türk (~ törk) “güç, kuvvet”, ayrıca “gençliğin baharında” anlamına gelir. ²türk “Türk; Türk dili”, ayrıca “uygarlaşmamış, göçebe, barbar; uygarlaşmamış halk” diye açıklanır. Sözlük ²türk‘ün eşdizimleri arasında türk tili “Türk dili, Eski Uygurca”, türk uygur tili “Uygurca, Eski Uygurca”, türkčä “Türkçe, Eski Uygurca; Türkçe sürüm” ve uygarlaşmamış barbarların (Skr. mleccha) ülkesinin adı olarak açıklanan türk türgeš uluš “Türklerin ve Türgişlerin ülkesi” ile türk yučul bodun “uygarlaşmamış halk”ı sayar. Hem dil adı hem aşağılayıcı anlam böylece sözlükbilimsel olarak doğrulanır.
- Tartışmalı bir belge. Fu Ma, köle Taš Qara’nın türk qara-baš diye nitelendiği bir köle satış sözleşmesini de (U 5968 + U 5971; Moriyasu’ya göre 9.–12. yüzyıllar) kanıt olarak getirir (Fu Ma 2019, 166–67). Wilkens türk karabaš‘ı ¹türk altında “güçlü köle” olarak verir (Wilkens 2021, 775). Fu Ma bu okumayı reddeder ve sözcüğü, köleyi Uygur olmayan biri, büyük olasılıkla Karahanlı ülkesinden Müslüman bir Türk olarak işaretleyen etnik bir etiket olarak alır (Fu Ma 2019, 166–68). Okuma tartışmalıdır ve burada kanıt olarak kullanılmaz.
§2.5’in sınıflarında bu kullanımlar üç öbeğe ayrılır. Türk “güç” bir eşadlıdır. Türk olarak karşılanan tarihsel Tujue bir uyumlu dış anmadır. Barbar ülkeleri anlatan türk türgiš ve aşağılayıcı türk yučul bodun, tarihsel halkların adlarını barbarlığın bir mecazı olarak kullanır ve en iyi olumsuz değerli anlam türevleri olarak sınıflanır; Şehitoğlu’nun okumasına göre ikincisi hiç aşağılayıcı değildir.
Bu yükü iki bağlam açıklar.
- Düşmanlık belleği. Uygur devleti Türk Kağanlığı’nın yıkımı üzerine kurulmuştu ve anıtları bunu söylüyordu.
- Çağdaş rekabet. 11. yüzyılda Batı Uygurları, Fu Ma’nın deyişiyle “kendilerini ‘Türklerin’ torunları sayan” Müslüman Karahanlılarla savaş hâlindeydi (Fu Ma 2019, 171). Kâşgarlı’nın sözlüğü, Uygur topraklarındaki Budist tapınaklarının yağmasını kutlayan Karahanlı savaş şiirlerini korur. Yağma ve Tuhsılar arasında tat sözcüğünün kâfir Uygurları gösterdiğini de kaydeder (Kâşgarlı, känd maddesi, “Uygurlara karşı yapılan gazayı tasvir ederek diyor ki: … Puthanelerini yıktık”, Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 270–71; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 149; bäčkäm maddesi, “Uygur itlerine yöneldik”, I: 358–59; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 211; üs maddesi, bir dizedeki tat “bir Uygur kâfiri” diye karşılanır, I: 88–89, çeviri bizim; tat maddesi, Türklerde “Fars” (Dankoff ve Kelly’ye göre Türklerin çoğunda, Ercilasun ve Akkoyunlu’ya göre bütün Türklerin nezdinde), ama Yağma ve Tuhsılar arasında “Uygur kâfirleri”, II: 103; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 317; ve tat tavγač, I: 340–41).
Dinsel düşmanlık, demek ki, adlara iki yönde de işlendi; ama abartılmamalıdır. Kasai’nin Kâşgarlı’da saydığı Batı Uygurlarına karşı en az dört Karahanlı savaş şiirinden yalnızca biri Uygurların Budist ibadetine değinir; ötekilerin hiçbiri savaşı bir cihat olarak sunmaz (Kasai 2020, 85).
Koço Uygurları kendilerine özgü bir köken efsanesi de geliştirdi. Fu Ma, efsanenin efsanevi Bügü (Buku) Han — tarihsel Bögü Kağan (hükümdarlığı 759–779) ile karıştırılmamalıdır — ve Moğol yaylası etrafında döndüğünü; Batı Uygur döneminde köken geleneklerinin Karahanlıların İslami ve Fars geleneklerinden çok Hindistan’ın Budist dünyasına bakmış olabileceğini belirtir (Fu Ma 2019, 163, 172). Kasai efsaneyi bir hanedan meşruiyeti dayanağı olarak okur. Efsane Maniheist öğeler içerir ve batıya bir göçü anlatan son biçimi Batı Uygur dönemindendir. Koço hükümdarları büyük olasılıkla Yağlakar klanından değildi; Ganzhou’nun rakip hükümdarları ise bu soydan geldiklerini ileri sürüyordu. Efsane, Koço hükümdarlarının kendilerini Uygur Kağanlığı’nın mirasçıları olarak sunmalarını sağladı (Kasai 2020, 69, 71–73).
4.5 Yorum: bir dallanma noktası
§4.1–§4.4 birlikte okunduğunda, 744’ten sonra Türk adının yok oluşunu değil, farklılaşmasını gösterir. Uygurlar arasında beş şey aynı anda geçerliydi:
- türk yenik tarihsel siyasi yapıyı ve, genişletilerek, dışarıdakileri ve “barbarları” adlandırıyordu;
- Türk Kağanlığı Uygur egemenliğinin öncülü olarak hatırlanıyordu ve Uygur yazıtları onun yönetim yıllarını sayıyordu (§4.1); Batı Uygur döneminden tarihsel bir metin Türk devlet adamı Bilge Tonyukuk’u hâlâ adıyla anar (§5.6);
- resmî bir anıtın Soğdca kaydında Türk, Uygur kağanının yönettiği ülkeyi niteliyordu;
- türk Uygurların konuştuğu dili adlandırıyordu, bazen türk uyγur tili bileşiği içinde;
- topluluğun etnonimi uyγur idi.
Barth’ın terimleriyle, Batı Uygurlarının Karahanlılara karşı koruduğu sınır dil boyunca değil, din ve siyasi bellek boyunca uzanıyordu. Sınırın iki yanındaki kültürel malzeme — dil, edebî koine, siyasi dağarcığın büyük kısmı — ortaktı. Aynı sözcüğün Uygurlara hem dillerinin adı hem de başkalarını küçümseyen bir terim olarak hizmet edebilmesi bundandır.
Bunun tartışma için iki sonucu vardır.
- Süreklilik modeline karşı. 744’ten sonra Türk dilli bütün toplulukların bir Türk etnik kimliğini paylaştığı yönündeki her iddiayı dışlar. Uygur örneği etnonim için açık bir karşı örnektir; dil adı ya da Kağanlığın belleği için karşı örnek değildir (§4.3; §4.1, §5.6).
- Kopuş görüşünün güçlü bir biçimine karşı. Adın 744’ten sonra yalnızca dışarıdan uygulanan Arap-Fars kaynaklı genel bir ad olarak sürdüğü görüşünü dışlar; ne Barthold ne Lee bu görüşü bu güçlü biçimde savunur, çünkü ikisi de Budistlerin dil için türk sözcüğünü kullandığını not eder (Barthold [1927] 1968, 40; Lee 2016, 102 n. 6; Lee 2019). Dil adı türk tili, İslam dışı, Budist ve Maniheist bir ortamda iç ve öz-gönderimsel bir kullanımdır. Bu kullanımda türk tek bir halkı değil, bir dil sınıfını adlandırır (Fu Ma 2019, 164); dolayısıyla Barthold ile Lee’nin gerçekten savunduğu görüşü, adın geniş anlamının Müslüman yazarların eseri olduğu görüşünü de sınırlar (§7.2, 3. iddia).
Dil adının orada sürmesi, din sınırının öbür yanında Kâşgarlı’nın Uygurları neden Türk sayabildiğini ve Uygurcayı Türkçenin katışıksız bir biçimi olarak betimleyebildiğini anlamayı kolaylaştırır: “Uygurlar da katışıksız bir Türk diline sahiptir. Bunun yanında kendi aralarında konuştukları ikinci bir dil vardır” (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 83; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 11). Karahanlı sarayınınki ve Uygurlarınki dahil, zamanının Türk lehçeleri arasındaki farkları küçük sayıyordu: “Lehçelerin aslında fazla farklılık yoktur. Farklılıklar, bazı harflerin değişmesi veya düşürülmesi şeklinde ortaya çıkar” (I: 84; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 12). İki kullanım — Batı Uygurları arasında reddedilen etnonim ama korunan dil adı, Müslüman Türkler arasında benimsenen öz-ad — aynı addan ve aynı edebî dilden beslendi. (Bu makaledeki “dallanma” nüfusların değil, kullanımların dallanmasıdır.) §5 ikinci dalı izler; önce de onu Kağanlıktan ayıran aralığı.
4.6 Uygur kanıtının özeti
| Tanıklık | Kaynak ve tarih | K1 | Sınıf | Gösterdiği |
|---|---|---|---|---|
| türük bodun … yoq boltï | Şine Usu N10, 759 | — (Uygur, Türkler hakkında) | uyumlu dış anma (Uygurların kendi anıtlarında; adın olası iç yolunun ilk halkası, §4.3) | yenik siyasi yapı ve halk olarak Türk |
| türük elin … artatdïm | Tariat E5 | — (Uygur, Türkler hakkında) | uyumlu dış anma (Uygurların kendi anıtlarında; adın olası iç yolunun ilk halkası, §4.3) | Türk ülkesinin yıkımı (alternatif okuma: Sinor 1997, V: 24–25) |
| Bumın Kağan’ın ve iki yüz yıllık yönetimin anılması | Tariat (Sinor 1997, V: 24) | K1a | bellek (H5) | Bumın üzerinden ardıllık iddiası; Şine Usu Bumın’ı ve iki yüz yılı anmaz, Türk yönetiminin yıllarını Ötüken’den sayar |
| kurt sancağı (狼纛) | Xin Tang shu 217A, 756 | — (bir Çin kaynağının bildirimi) | bellek (H2, H4), dışarıdan bildirilen | Uygur kağanının koruduğu kurt simgesi (Aşina ve Gaoche gelenekleri, §5.6) |
| Türk yönetiminin yıllarının sayılması; giriş olarak Türk tarihi | Şine Usu, Tariat (Moriyasu vd. 2009, 46–47, 54–55) | K1a | bellek (H2, H5) | Uygur egemenliğinin öncülü olarak Türk Kağanlığı |
| Bilge Tonyukuk’un anılması | U 1, Batı Uygur dönemi (Moriyasu 2002, 149–50; Moriyasu vd. 2009, 46–47) | — (bellek, adın bir kullanımı değil) | bellek (H5) | 840’tan sonra adıyla hatırlanan bir Türk devlet adamı (§5.6) |
| yenik Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatar için käntü bodunum | Şine Usu E2 | K1a | sınıflanmamış (yönetim kalıbı; KT N4’te olduğu gibi L2 için bağlam) | Uygurlarca devralınan katılma kalıbı |
| twrkcʾny ʾβcʾnpδykw ʾxšywny | Karabalgasun, Soğdca metin, 808–821 | hükümdarın unvanı için K1a (Soğdca kayıt); Türk‘ün Uygurları kapsayıp kapsamadığı belirlenemez | belirlenemeyen (genel ya da toprağa ilişkin) | “Türk ülkesinin kralı” olarak Uygur hükümdarı |
| qamaγ türk bodun | U 72–73, Bögü Kağan’ın din değiştirmesi (Soğdcadan) | — | belirlenemeyen (iç kullanım, Soğd sınıflandırması ya da aşağılayıcı) | üç okuma: Sinor 1997; Fu Ma 2019; Moriyasu ve Zieme |
| tohrı tilintin türk tilinčä ävirmiš | Maitrisimit, Sängim kolofonu, 10. yy. yazması | K1a | iç tanıklık (L3 doğu; adın yolu belirlenemeyen, §4.3) | türk denen dil (çevirmen Prajñārakṣita) |
| türk tilinčä; türk uyγur tilinčä | Ci’en zhuan ve Altun Yaruk kolofonları, 10. yy. sonu–11. yy. | K1a | iç tanıklık (L3 doğu; yol belirlenemeyen) | aynı, Šiŋqo Säli Tutuŋ’dan (tek üretici) |
| türk yučul bodun = “Xiongnu”, “Koguryo” | Ci’en zhuan 6. kitap | — | anlam türevi (aşağılayıcı; Şehitoğlu 2021 itiraz eder) | “barbar dışarıdaki” olarak türk |
| türk türgiš ulušta | Maitrisimit (Hami) | — | anlam türevi (aşağılayıcı) | barbar kuzeydoğu ülkeleri |
| ¹türk “güç” | Wilkens 2021, 775 | — | eşadlılık | ilgisiz eşadlı |
5. 744–991 Aralığı ve İslam Dönemi Öz-Adı (8.–14. Yüzyıllar)
Adın ikinci kullanımı, §4’te anlatılan din sınırının öbür yanında gelişti. İslam dünyasında Türk (çoğ. Etrâk) bozkır halkları için geniş bir kategori oldu. Barthold’dan Lee’ye kopuş görüşü bunu belirleyici gelişme sayar: Arap ve Fars yazarlarının yaydığı, büyük ölçüde dış ad niteliğinde genel bir etiket, sonradan İslamlaşan topluluklarca benimsenmiştir. Golden soruyu kesin biçimde sormuştur: Türk‘ün Karahanlı edebiyatında görünmesi “Müslüman kullanımını mı yoksa eski geleneklerin sürmesini mi yansıtır”; ve şunu eklemiştir: “ortaçağ Türk topluluklarının etnik bilinci hakkında elimizde pek az veri var” (Golden 1992, 116). Bu bölüm önce İkinci Kağanlık’ın düşüşü ile batıdaki ilk kesin Türkçe öz-adlandırmalar arasındaki aralığı, sonra öz-adlandırmanın kendisini inceler. Karahanlı öz-adının en iyi bir buluşma olarak açıklandığını önerir — dışarıda taşınan genel bir adın içeride taşınan öğelerle, en başta Eski Türkçeyle sürekli bir yazı diliyle buluşması — ve bu hipotezin sınırlarını belirtir.
5.1 Aralık: taşıyıcılar neyi taşır
Güçlük açıkça söylenmelidir. 744 ile 990’lar arasında, batı bozkırından, bir topluluğun kendine türk dediğini gösteren kesin tarihli hiçbir Türkçe metin yoktur. Tek aday, kopyalanışını “övülmüş, kutlanmış ve muzaffer Türk ülkesinde, Argu ve Talas’ın kalbinde” diye yerleştiren bir Maniheist kolofondur (ögütmiš alqatmïš čärig türk uluš aryu talas kögüz ičintä; MIK III 198, verso, 24–26. satırlar); yeri de tarihi de tartışmalıdır. Moriyasu’yu izleyen Fu Ma, metnin Yedisu’da yazıldığını kabul eder (Fu Ma 2019, 162–63; Moriyasu 2015, 47–48; belge için bkz. Moriyasu 1991, 19 n. 43, lev. XIX–XX). Von Gabain’in eşzamanlılık hesabına dayanan Salman, metni 766–780’e, tercihen 766’ya tarihlemiştir (Salman 1988, 78–79, 85); Clark ise en azından kolofonun 11. yüzyıl başında Koço’da, hiç gerçekleşmemiş bir Argu teslimatı için yazıldığını ileri sürmüştür (Clark 2017, 71, 73, aktaran Smith 2026, nn. 4, 15). Kolofon burada aralık için kanıt olarak kullanılmaz.
Aralığın gerçekten gösterdikleri öğe öğe ayrılmalıdır (§2.5, K2).
- Ad. Ad baştan sona taşındı, ama dışarıdakilerce. Arapça ve Farsça kullanım, Türk‘ü atfedilen bir kategori olarak kesintisiz kullanımda tuttu. İbn Hurdâzbih (y. 846–885) “Türklerin, Tibetlilerin ve Hazarların krallarının hepsinin hakan unvanını taşıdığını, yalnızca Karluk kralının cabguya diye anıldığını” kaydeder (ed. de Goeje 1889, çev. 12, Ar. 16). 930’larda İstahrî, “Türklerin hepsi” (el-etrâk küllühâ) — Dokuz Oğuz, Kırgız, Kimek, Oğuz ve Karluk — için “dillerinin bir olduğunu, birbirlerini anladıklarını” yazar (ed. de Goeje 1870, 9; çev. Golden 1992, 195). Çin kaydı da aralığın toplulukları için Tujue‘yi kullanmayı sürdürdü: önderleri Kuzey Çin’de Beş Hanedan’ın üçünü kuran Shatuolar, Xin Tang shu‘da “Batı Türklerinin ayrı bir kolu” olarak tanıtılır (沙陀,西突厥別部處月種也; Xin Tang shu 218: 6153). Arapça kullanımlar genel türden ayrışan dış sınıflandırmalardır; Çince kullanım ise belirlenemeyen sınıfındadır, çünkü Shatuoların kendilerine ne dediği kayıtlı değildir. Arap yazarların adı ilk hangi kanaldan edindiği — Mâverâünnehir’deki erken Arap seferlerinin Batı Türkleri ve Türgişleri mi, yoksa Sâsânî ve destan geleneğinin Orta Farsça Turk‘u mu — burada çözülemez; genel ada sonradan bağlanan içeriğin büyük kısmı, Turan ve Efrasiyab gibi, İran kökenlidir.
- Unvan. 840’tan sonra Karluklar için bir yüce kağanlık iddiası bildirilir, ama yalnızca dış kaynaklarda ve bu kaynaklar birbiriyle tutarlı değildir. İbnü’l-Fakîh’in Meşhed yazması (y. 903) “hükümdarlığın” Karluklarda olduğunu bildirir (Golden 1992, 198; Pritsak 1951, 281). 930’larda yazan Mes’ûdî, Karluklardan “Kağanlar Kağanı’nın çıktığını”, “Fars ülkesini fetheden Türk Ferasiyab’ın bu Kağan’dan olduğunu” ve “‘Amât denen şehrin yıkılışından beri, şu anda, krallarının boyun eğdiği bir Türk Kağanı bulunmadığını” söyler (Golden 1992, 198, Mes’ûdî, Mürûc, ed. Pellat, I: 155’e dayanarak). Golden bu kayıtları “belirsiz biçimde ifade edilmiş ve çeşitli yorumlara açık” diye niteler (Golden 1992, 198); İbn Hurdâzbih de Karluk hükümdarına hakan değil cabguya der. Gerdîzî’nin kağanlık ardıllığı anlatısı (y. 1050) aralıktan sonradır; Golden bu anlatıyı Gerdîzî’nin zamanındaki Türk efsanelerine bağlar (Golden 1992, 198–99). Yine de Gerdîzî’nin Ötüken’in sahiplerini, İslam kaynaklarının genellikle Karahanlılara verdiği adla, el-Hâkāniyân diye anması anlamlıdır (Pritsak 1951, 280 n. 1): dış kayıt unvanı hanedan değişikliği boyunca taşımıştır. Bu kayıtların belgelediği şey, daha o zaman İran destanının çerçevesine yerleştirilmiş, geçmiş bir Türk üst hükümdarlığına ilişkin Arap-Fars anlatısıdır; kağanlık iddiasının anlatıldığını gösterirler, elde tutulduğunu değil. Ayrıca unvan ile ad burada “Türklerin hakanı” kalıp ifadesinde birlikte dolaşır; dolayısıyla unvanın kaydı dış genel addan bağımsız değildir. Unvanın kendisi ise o genel adın ürünü değil, bir bozkır kurumuydu: Türklerin kendi yazıtları qaγan der (§2.3, §3.2); İbn Hurdâzbih de hakanı Tibet kralına kadar genişletse bile Karluk hükümdarını bozkır dağarcığının başka bir unvanıyla, cabguya diye kaydeder.
- Edebî bir “biz Türkler”. 9. yüzyıl ortasında halifelerin Türk askerleri üzerine yazan Câhiz, onlara bir Arap muhatabına soy kütüğü diliyle yanıt verdirir: “İbrahim bizim babamızdır, İsmail amcamız” (çev. Harley Walker 1915, 687–88). Pasaj bir Arap yazarın edebî temsilidir, bir öz-tanıklık değildir; halifelik ortamında Türk adı altında Müslüman bir kolektif imgenin bulunduğunu gösterir.
Adın tarihlenebilen ilk Karahanlı kullanımı bir sikkedir. Karahanlılar Fergana vadisini Sâmânîlerden aldıklarında Fergana darphanesi, 381/991–92 tarihli ve Karahanlı hükümdarı Hârûn b. Süleyman’ı Türk Hâkān unvanıyla, valisi Arslan Tegin’le birlikte anan bir dirhem bastı. Unvan başka hiçbir Karahanlı sikkesinde geçmez; Kochnev, bu basımın Fergana’nın Karahanlı yönetimine geçişini kutlayan bir “zafer” basımı olmasını “pekâlâ mümkün” sayar (Kochnev 2006, 29, 149). Sikkenin adın tanığı olarak gücü sınırlıdır. Yazısı Arap harfli ve İslami kalıplıdır; Sâmânîlerden yeni alınmış bir darphanede basılmıştır. Etnonimler Karahanlı unvanlarında öz-adlandırma anlamına gelmeden de görünür: on üç Karahanlı hükümdarı Tavgaç Han ya da Hâkān unvanını taşımıştır (Kochnev 2006, 28); Kâşgarlı bunu “büyük ve eski hükümdar” diye açıklamıştır (Barthold üzerinden, aktaran Kochnev 2006, 28) ve kimse bunu Karahanlıların Çinli olduğu iddiası olarak okumaz. Türk Hâkān da aynı biçimde bir öz-ad değil bir unvan — “Türklerin hakanı” — olabilir; gerçi benzetme tam değildir: Türk, Tavgaç‘tan farklı olarak, hanedanın kendi metinlerinin onu adlandırdığı addır ve 1060’lar ve 1070’lerdeki bu metinler ilk kesin öz-adlandırmalardır (§5.3–§5.4). Adın tanığı olarak sikke, demek ki, Karahanlı unvanlarında Türk‘ün tarihlenebilen en erken geçişidir ve gücü belirsizdir. Unvan dağarcığının tanığı olarak daha açıktır. Türk‘ün gücü ne olursa olsun, sikke hanedanın kendi belgesidir ve hakan unvanını taşır: aralığın sonunda unvan artık yalnızca dışarıdakiler aracılığıyla değil, içeriden tanıklanır. Yazısı ve kalıbı unvanın nereden geldiğini göstermez, anlamı da dışarıdakilerin “Türklerin hakanı” ifadesiyle örtüşür (yukarıda); ama aynı yazı vali Arslan Tegin’i de anar ve tegin, böyle bir kalıbın veremeyeceği bir bozkır unvanıdır (§2.3).
Bu kanıta göre aralık, adın bir iç taşıyıcıda gömülü kalışı olarak betimlenemez: 744 ile 991 arasında batıda adın hiçbir iç taşıyıcısı belgelenmez ve K2’nin terimleriyle adın orada K2b’si yoktur. Söylenebilecek şey daha dardır. Ad dışarıdakilerce ve kesintisiz taşındı, ama onlarca icat edilmemişti: dışarıdakiler onu Türklerin kendi adı olarak taşıdığı addan almıştı (§3, §5.2). Karahanlılar adı benimsediklerinde bunu Eski Türkçeyle sürekli bir yazı dilinde, bir kağanlık unvan dağarcığıyla birlikte ve kağanlığa yönelik bir hanedan iddiası içinde yaptılar. §2.5’in sınıflarında bu bir buluşmadır: K1 (1060’lardan itibaren), dışarıda taşınan bir ad ve içeride taşınan devralınmış öğeler. Bunların güçlüsü yazı dilidir. Karahanlı edebî dili Orhon ve Uygur yazıtlarının diliyle süreklidir (§4.3, n. 2) ve Kutadgu Bilig onu türkčä diye adlandırır (§5.4). Zayıfı, K2b’si savunulabilecek tek devralınmış öğe olan hakan unvanıdır: bozkır hanedanları arasında bir kağanlık unvan dağarcığı sürdü, ama aralık içinde ancak dışarıdakiler aracılığıyla bilinir ve hanedanın kendi kaydında 991–92 sikkesinde görünür. Aralıktan sonra hanedanın sikkeleri bu öğeye alışılmadık bir ağırlık verir. Türkçe unvanlar Karahanlı sikkelerinde 2.846 kez geçer; bu, bütün unvanların yüzde 64,8’idir ve Arapça unvanların iki katıdır. Kochnev, Selçuklular dahil Türk kökenli başka hiçbir Moğol öncesi hanedanda buna benzer bir şey bilmediğini söyler ve bunu, Kljaštornyj’in deyişiyle, Karahanlı devletinde “eski Türk döneminin arkaik kurumlarının” uzun süre yaşamasıyla açıklar (Kochnev 2006, 32–33, Kljaštornyj 1986, 218’den alıntılayarak). Unvan Türklere özgü değildi, çünkü Juan-juan hükümdarları onu Türklerden önce taşımıştı (unvanın tarihi için bkz. Luo Xin 2009); ama §2.5’in sınıfı içeride taşınan devralınmış bir öğe ister, Türklere özgü bir öğe değil. Türklere özgü öğeler Karahanlı kaydında 991–92’den ve 1060’lardan itibaren görünür: Ötüken’in yetkesi (§5.4) ve, gücü belirsiz olmakla birlikte, Yenisey yazıtlarının türk kan‘ında runik (§4.1), “Türklerin hakanı”nda Arapça bir karşılığı olan Türk Hâkān bileşimi. Unvanı hesaba katmayan sıkı bir okumada vaka yalnızca yazı diline dayanırdı; yine de içeride hiçbir devralınmış öğenin taşınmadığı Macarların Hunni adını benimseyişinden ayrılırdı (§7.3). Buluşma, gömülü bir adın yeniden etkinleşmesinden daha zayıf, basit bir yeniden alıntıdan daha güçlü bir iddiadır; içselleştirilmiş dış ada dönüşeceği koşul Tablo 2’de belirtilmiştir.
Bir sorun da kaçınılmak yerine belirtilmelidir. Karahanlılar, çoğu yeniden kuruluma göre Karluk ve Yağma ortamından çıktı. Hanedanın kökeni üzerine yarışan yedi hipotez sayan Pritsak, kendisi de Aşina soyundan geldiğini ileri süren bir Karluk yönetici ailesini savunmuştur (Pritsak 1951; 1953, 21–23); bu özdeşleştirme tam olarak kanıtlanmış sayılmamıştır (Bosworth ve Clauson 1965, 5). Karluklar, üstelik, 742–744’te İkinci Kağanlık’ı yıkanlar arasındaydı (§4.1). Aynı konumdaki Uygurlar adı reddetti. Karluk kökenli hanedanın adı neden benimsediğini kaynaklar yanıtlamaz. Model din ve siyaset ortamındaki farkı not eder: Uygurlar, Kağanlığın ardıllığını ileri sürerken etnonimlerini yıkılan Türk siyasi yapısına karşı tanımladılar (§4.1); Karahanlılar ise bütün bozkır halklarına daha o zaman Türk diyen bir Müslüman dünyada, adı ve kağanlığı birlikte, Sâmânî ve Gazneli rakiplerine karşı ileri sürebilirdi.
990’larda ve izleyen on yıllarda üç koşul çakıştı: yeni bir hanedanın rakiplerine karşı meşruiyete ihtiyacı vardı; onun için kullanılan bir dış ad zaten vardı; ve kısa süre sonra Türkçe bir saray edebiyatı yazıldı (§5.4). Bunlar bir yasa değil, yazarın §7.3’te ele alınan vakalardan çıkardığı bir genellemedir. Çürütme koşulları (K5), hem bu katman hem de onun buluşma olarak sınıflanması için Tablo 2’de belirtilmiştir. Katman, Karahanlı öz-adı yalnızca Arapça okuyan bir kitleye yönelik metinlerde bulunsaydı ve hiçbir Türkçe ya da unvana ilişkin tanık olmasaydı çürürdü; 744 ile 991 arasında batı bozkırından Türkçe bir öz-tanıklığın bulunmamasıyla ise çürümez, çünkü buluşma okumasının betimlediği durum budur. Bu koşul karşılanmaz: Karahanlı sarayı için Türkçe yazılan Kutadgu Bilig, Türk beylerini dünya beylerinin en iyisi olarak sunar, onların en ünlüsü olarak hanedanın atası saydığı Alp Er Tunga’yı anar (§5.3, §5.6) ve kendi diline türkčä der (§5.4). İçselleştirilmiş dış ad değil buluşma olarak sınıflama ise ancak Karahanlı edebî dilinin Eski Türkçeyle sürekli olmadığına ilişkin kanıt ile hanedanın unvan dağarcığının yalnızca İslami kullanımdan geldiğine ilişkin kanıt birlikte bulunursa çürür. İkisi de yoktur: edebî dil Eski Türkçeyle süreklidir (§4.3, n. 2) ve hanedanın 991–92 tarihli kendi sikkesi, hükümdarın hakanının yanında bozkır unvanı tegin‘i taşıyan bir valiyi anar (yukarıda; §2.3).
5.2 Türk ve Etrâk
Golden’ın yeniden kurulumu hâlâ en kesin olanıdır. İkinci Kağanlık’ın düşüşünden sonra ad “Müslüman tarihçiler ve coğrafyacılar tarafından, birbirine yakın Türk dillerini ve lehçelerini konuşanların hepsi için soya dayalı genel bir ad olarak alınmıştır.” “Türkçe konuşan halklar, İslam’a girdikçe, kendilerini adlandırmak için İslami-Arap-Fars adı olan Turk’u kullandılar” ve “İslamlaşmış Karahanlılar özellikle Türk‘ü öz-ad olarak, Turk’u da daha geniş anlamda genel bir etnik ad olarak kullandılar” (Golden 2022, 5; krş. Golden 2015, 506). Bu genel adın çevresinde oluşan Arap Türk imgesi için bkz. Haarmann 1988.
Bu açıklamanın iki özelliği model için önemlidir.
- Alıntının yönü. İslami genel ad, Türklerin 6.–8. yüzyıllarda kendi adı olarak taşıdığı bir addan “alınmıştır” (§3) ve Soğd kullanımında daha geniş bir terim olarak İslam öncesi öncülleri vardır (§4.2).
- Benimseme edimi. Genel ad İslamlaşan Türk dilli topluluklara hangi yoldan ulaşmış olursa olsun, onlar onu kendi adları yaptılar. Bir topluluğun kendi dilinde ve kendi edebiyatında kendisine uyguladığı ad, başka kimin kullandığından bağımsız olarak bir öz-addır.
Aynı saraylardan bir karşılaştırma noktayı keskinleştirir. Gazneliler döneminde Farslar kendilerine Tâzîk (Tâcik) demeye başladı; bu ad “Türk egemenliği döneminde Fars halkını gösteren bir terim olarak yaygınlık kazandı”; tarihçi Beyhakī “kendini bir ‘Tâzîk’ olarak tanımladı” ve 11. ve 12. yüzyıl Farsça eserleri yeni bir “Türk ve Tâzîk” ikilisi kurdu (Ashraf 2006). Aynı ikilinin iki yanında, aynı ortamda bir dış kullanım benimsendi. İki yan her bakımdan benzer değildir: Türk yanında benimsenen ad Türklerin kendi adı olmuştu (yukarıda 1. madde) ve içeride taşınan bir dilde benimsendi (§5.1). Türk ve Tâzîk dağarcığı, bir yanın öbürüne dayattığı bir etiket değil, ortak bir saray dağarcığıydı.
Golden kendisi bir karmaşıklığı not eder. Kâşgarlı’nın Türk saydığı toplulukların bazılarına, Türk‘ü “genel bir etnik ada” dönüştürmüş olan İslami kullanım temelinde “Türk” deniyordu; Kâşgarlı için de dilsel Türkleşme “Türk dünyasına kabul için … en önemli adım”dı (Golden 2022, 2 n. 5). Barthold, Kâşgarlı’nın adı Doğu Asya’nın Türk olmayan halklarına bile uyguladığını gözlemlemişti (Barthold 1934, 904). Bu karmaşıklık burada betimlenen sürecin bir parçasıdır: kökeni bilinen bir kategori, dil yoluyla yeni üyeler kabul ederek genişledi. Dördüncü katmanın en güçlü kanıtının Kâşgarlı’nın sınıflandırmaları değil, hanedanın kendi kullanımı olması da bundandır.
5.3 Karahanlılar ve Kâşgarlı
Geniş adın Müslüman yazarların eseri olduğu görüşünün kurucusu Barthold, öbür taraf için belirleyici olguyu da kaydetmiştir: “Karahanlılar kendilerine yalnızca Türkler ve Efrasiyab hanedanı derlerdi” ve hiçbir kaynak hanedanın kendisinin hangi Türk halkından geldiğini söylemez (Barthold [1927] 1968, 93). Bu öz-adlandırmanın en kapsamlı erken tanığı Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk‘üdür. Eser 1072 ile 1077 arasında, Karahanlı ülkesinden bir bilgin tarafından Bağdat’ta derlenmiş, Arapça yazılmış ve Abbasi halifesi Muktedî’ye sunulmuştur (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 23, 70–71; Görkaş 2021, 18–19).
Amaç ve okur kitlesi. Dîvân, Arap okurlara Türkçe öğretmek için onlara yönelik bir Türkçe–Arapça sözlüktür (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 70–71). Yazarı, halifelik sarayına dilini ve halkını anlatan bir Türk olarak yazar.
Öz-adlandırma. Kâşgarlı Türk‘ü hem dar anlamda Karahanlı Türkleri hem de genel olarak Türk dillerini konuşanlar için kullanır. Golden, Kâşgarlı’nın Türk‘ü “Türkçe pasajlarında yalnızca birkaç kez”, ikisi etnonim olarak geçirdiğini ve dar ile geniş anlam arasında “bocalıyor göründüğünü” ekler (Golden 2015, 506). Sözlük türklä- fiilini kaydeder: ol mäni türklädi, “o beni Türk saydı”; birini Arap olmayan saymak için de kullanılır (Dankoff ve Kelly 1982–85, II: 378). Bu bireysel öz-atıf değil, başkasınca sınıflandırılmanın bildirimidir. Aynı sözlük ise adın tekil kullanımını öz-atıf türünden bir konuşmayla örnekler: “Kimsin?” anlamında kim sen denir; “Türküm” anlamında Türk men diye cevap verilir (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 274; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 151). Bu, aktarılmış bir söz değil, bir sözlük yazarının kullanım örneğidir; ama bireysel öz-atıf kalıbının (K1b) Kâşgarlı’nın ortamının Türkçesinde kullanıldığını gösterir. Kâşgarlı Kaşgar dilini “Hakaniye Türkçesi” diye adlandırır ve en fasih lehçeyi “Hakaniye (Karahanlı) hanlarının ve onlarla münasebette olanlarınki” sayar (I: 84; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 11). Lee de Karahanlı Türklerinin Türk‘ü öz-ad olarak kullandığını kabul eder (Lee 2023, 3, 25). Dîvân bütünüyle kolektif temsildir (K1a): yazarı dili ve halkı hakkında bir Türk olarak yazar.
Tanrı’nın verdiği ad. Önsöz adı ilahî bir armağan olarak sunar. Kâşgarlı’ya göre Tanrı “Türk burçlarında doğdurdu devlet güneşini; … ve onlara ad verdi Türk diye; ülkelerin idaresini verdi mülk diye; zamanın hakanları yaptı onları”; Dankoff’un çevirisinde Tanrı onlara “‘Türk’ adını verdi ve onlara egemenlik verdi” (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 70; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 1; Görkaş 2021, 18–19). Kâşgarlı, Oğuz Türklerinin çıkışı hakkında söylendiği rivayet edilen bir hadisi de anar: “Türk dilini öğreniniz, çünkü onların çok uzun sürecek saltanatları vardır” (I: 70–71; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 1). Sözlüğün kendi türk maddesi bunun “Nuh’un oğlu Türk’ün oğullarına yüce Allah tarafından verilmiş bir isim” olduğunu söyler (I: 273; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 151). Türk maddesi ayrıca İbn Ebi’d-Dünya aracılığıyla aktarılan ve Tanrı’nın şöyle dediği bir rivayeti anar: “benim bir ordum vardır; onları Türk diye adlandırdım … Bir kavme kızdığım zaman onları (Türkleri) onlara musallat ederim” (I: 274; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 151). Bu, Türkleri ilahî gazabın aracı olarak gören İslami bir ahir zaman rivayetidir. Kâşgarlı onu Türk egemenliğinin bir dayanağına dönüştürür. Pasaj, demek ki, içeriden doğmuş bir değerlendirmenin değil, buluşmanın dış yanının iyi bir kanıtıdır: Türkler hakkında Arap-İslam söylemi, Türklerin kendi dilini öğretmek için yazılmış bir eserde Türk öz-imgesi olarak benimsenmiştir.
Eşleştirilmiş halklar. Kâşgarlı tätsiz türk bolmās, bāšsïz börk bolmās atasözünü korur; Ercilasun ve Akkoyunlu’nun çevirisiyle: “Başsız börk olmadığı gibi Fars’sız Türk de olmaz” (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 273, börk maddesi; tat maddesinde tekrar, II: 103; Ercilasun ve Akkoyunlu 2014, 151, 317). Burada Tat Farsları gösterir (Golden 2011, 18); Türk ve Tat birbirine bağlı iki ayrı halk olarak görünür. Atasözü ikilinin Türk yanından söylenmiştir.
Ölçüt olarak dil. Fu Ma’nın Dîvân okuması öğreticidir (Fu Ma 2019, 161–62, Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 82–83, 341; II: 229’a dayanarak). Orta Asya Türklerinin gözünde “Bizans yakınındaki Peçeneklerden doğudaki Uygurlara kadar Türkçe konuşan bütün boylar Türk idi”; Türkleşmiş boylar ve Türkçe bilen boylar da Türk sayılıyordu; ve “Türkçe kullanabilmek, o dönemin Orta Asya Türklerinin ‘Türk’ kimliğinin önemli bir ölçütü sayılmalıdır.” Fu Ma, 11. yüzyıla gelindiğinde “Orta Asya’nın Türkçe konuşan boyları arasında ‘Türk’ kimliği merkezli bir etno-kültürel topluluğun oluştuğu” ve bunun en erken tanığının Dîvân‘ın kendisi olduğu sonucuna varır (Fu Ma 2019, 161; krş. 176–77). Bu, modelin dördüncü katmanına (L4) karşılık gelir; ifade Fu Ma’nın kendisinindir.
5.4 Yerel dil: Kutadgu Bilig
1069–70’te, Kâşgarlı eserini tamamlamadan birkaç yıl önce, Balasagunlu Yusuf Kutadgu Bilig‘i Kaşgar’da Karahanlı hükümdarı Tavgaç Buğra Han’a sundu. Eser, Kâşgarlı’nın Hakaniye Türkçesi dediği Karahanlı edebî diliyle yazılmış, yaklaşık 6.645 beyitlik (Arat 1947’nin numaralamasıyla) bir siyasetnamedir (Dankoff 1983; Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 84).
Metin argümana dört bakımdan ışık tutar.
- Yüksek kültür dili. Farsça söz varlığından ve Fars-İslam siyaset düşüncesinden yararlanırken, Müslüman bir Türk sarayının kendi yerel dilini yüksek edebiyat dili olarak işlediğini gösterir.
- Türk beyleri. “Türk beylerini” dünya beylerinin en iyisi olarak sunar ve onların en ünlüsü olarak Alp Er Tunga’yı anar; Taciklerin ona Efrasiyab dediğini de ekler: bu türk beglerinde atï belgülüg / toŋa alp er erdi qutï belgülüg … tejikler ayur anï afrasiyab, “bu Türk beyleri içinde adı belirgin, kutu belirgin olan Tonga Alp Er idi … Tacikler ona Efrasiyab der” (Kutadgu Bilig 276–80, ed. Arat 1947).
- Adı konan dil. Bir atasözüne geçerken Yusuf “Türkçe bir mesel geldi” diye yazar (mäsäl keldi türkčä; Kutadgu Bilig 273, ed. Arat 1947). Sarayın kendi Türkçe metni, demek ki, diline türk der; bu, İslam kolunda dil adının Kâşgarlı’nın Arapçasından bağımsız bir tanığıdır.
- Ötüken prensi. Eser iki kez “Ötüken beyi”ni yönetim konusunda bir yetke olarak anar: negü tir ešitgil ötüken begi ve … aymïš ötüken begi (Kutadgu Bilig 1962, 2682, ed. Arat 1947; 2682’de yazma farklarıyla). Dankoff “Ötüken Prensi” (1962) ve “Ötüken Beyi” (2682) diye çevirir.
Fars etkisi Karahanlı seçkinleri üzerinde gerçekti ve burada yadsınmaz. Kutadgu Bilig‘in gösterdiği, bu etkinin Türk dilinin ve bir Türk öz-imgesinin bilinçli olarak işlenmesinin yerini almadığı, onunla bir arada var olduğudur. Hem Dîvân hem Kutadgu Bilig sart‘ı “tüccar” anlamında da tanıklar (sartlar bašï, Kutadgu Bilig 5754; Kâşgarlı, sart maddesi, Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 269); Sart‘ın yerleşik İranlı nüfus anlamındaki sonraki kullanımı buradan gelişmiştir (Subtelny 1994, 49).
Aynı dönem, yerleşik nüfus arasında dilin öteki öğelerin önüne geçtiğini gösterir. Golden Karahanlı çağını, yerel yerleşik nüfusun “konuşmada giderek Türkleştiği” bir dönem olarak betimler ve antropologlara dayanarak şunu ekler: “kayma başlangıçta etnik değil dilseldi. Önceki halk yerinde kaldı, ama artık eski dilleri yerine Türkçe konuşuyordu” (Golden 2011, 73–74). Bu dizide önce dil geldi; bu nüfusların adı da benimseyip benimsemediğini bu kanıt göstermez, ama hanedanın kendi öz-adlandırması 1060’lardan ve 1070’lerden itibaren kesin olarak tanıklanır (§5.3). Benzer bir dizi Selçukluların Anadolu’yu fethini izledi; orada “Türk dilinin benimsenmesi İslam’a geçişleri bile geride bıraktı” (Golden 2011, 75).
5.5 Batı Oğuzları: Türkmen, Selçuklular ve Memlükler
Sirderya ve Aral bölgesinin batı Oğuzları koşut bir yol izler. Golden onları Dokuz Oğuzlara ya da yazıtların başka bir Oğuz öbeğine bağlayan “pek az doğrudan kanıt” bulur; çıkış yerleri Moğolistan ya da komşu topraklar gibi görünür ve “belki Oğuz ya da Dokuz Oğuz kökenli bir klan ya da boy çekirdeğinin önderliği altındaydılar” (Golden 1992, 205–7). 770’lerde Sirderya bölgesinde görünürler (Golden 2011, 63). Model bu sorunun çözülmesine bağlı değildir. Önemli olan, batı Oğuzlarının nasıl adlandırıldığı ve kendilerini nasıl adlandırdığıdır.
- Komşularınca “Türk” denmesi. 960 dolaylarında yazılan İbranice “Schechter Mektubu” batı Oğuzlarına TWRQY’ ve TWRQW der (Golb ve Pritsak 1982, 114–15, 120–21, 132–33; Golden 2022, 6). Eski Rus yıllıkları onlara 1054’ten itibaren Torki der (Golden 2022, 6).
- Türk üzerine kurulmuş bir öz-ad. Oğuzlar Türkmen adıyla anılmaya başladı; ad Türk ile pekiştirme eki -men‘den oluşmuş, “Türklerin en Türk’ü” diye çözümlenir; Bîrûnî’nin ve Kâşgarlı’nın eski halk etimolojisi ise onu Türk + Farsça mânend, “Türklere benzeyen”den türetiyordu (Clark 1998, 3–4; Golden 1992, 212–13). Bîrûnî, Oğuzların İslam’a geçen her Oğuza Türkmen dediğini bildirir; Kâşgarlı ise kısaca “Türkmen. Onlar Oğuzlardır” der (Golden 1992, 212; Dankoff ve Kelly 1982–85, II: 362). Eserinin tarihi olan 985 dolaylarında (Bosworth ve Clauson 1965, 4) Mukaddesî, İsficab hükümdarına armağanlar gönderen bir “Türkmen kralı”ndan söz eder (Mukaddesî 275, Golden 1992, 212 üzerinden). Mukaddesî, “korkudan” Müslüman olmuş “Türkmenlere karşı” iki sınır karakolunu da anar; Bosworth ve Clauson bunu adın en erken anılışı sayar (Bosworth ve Clauson 1965, 4). Sümer’in anlatımına göre ad, 10. yüzyıldan itibaren Mâverâünnehir’in yerli Müslümanlarınca İslam’a giren Oğuzlar için, onları gayrimüslim Oğuzlardan ayırt etmek üzere kullanıldı; 11. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Oğuzlar için genel olarak kullanılmaya başlandı ve 13. yüzyıla gelindiğinde topluluk adı olarak Oğuz‘un yerini almıştı (Sümer 2012).
- Türklerin adını taşıyan devletler. Bazı çağdaş kaynaklar Selçuklu devletine Devletü’l-Etrâk ve’l-Acem, “Türklerin ve Acemlerin devleti” der (Golden 2022, 3, Yosef 2012, 393’e dayanarak). Memlük yazarları sultanlığa “Türklerin devleti” (Devletü’l-Etrâk) dediler, tarihini bir Türk ve bir Çerkez dönemine ayırdılar ve yönetici seçkinleri “Türklerin oğulları” (evlâdü’t-Türk) ve Yafes’in torunları olarak betimlediler (Yosef 2012, 388, 390). Yosef, Etrâk‘ın burada etnik kökeni mi yoksa köle kökenini mi gösterdiğini sorar; yöneticilerin Türk olmadığı Çerkez döneminde de Devletü’l-Etrâk‘ın sürmesi, adın bir halkın olduğu kadar bir statünün adı hâline geldiğini düşündürür (Yosef 2012). Memlük kullanımı bu yüzden burada L4 için kanıt sayılmaz.
Adın değer yükü Türk dilli bir toplumun içinde de değişebiliyordu. Sümer’e göre Selçuklu ve sonraki Anadolu’da “şehirlerde yaşayan kozmopolit halk köylerde yerleşmiş Türkmenlere Türk diyordu”; bu yüzden Türk adı uzun süre “köylü” anlamında kullanıldı (Sümer 2012).
5.6 İslam kolunda bellek: neyin taşındığı, neyin yeniden kurulduğu
Müslüman Türk dilli seçkinlerin Kağanlığa ilişkin belleklere erişimi var mıydı? İki sınama gerekir, çünkü Orhon yazıtları Doğu Kağanlığı’nın belleğini kaydeder, Karahanlılar ise çoğu yeniden kuruluma göre Batı Türk ve Karluk ortamından çıkmıştır.
Yanıt öğeye göre değişir.
- Unvanlar ve kurumlar (H2): taşındı, gerçi kısmen yalnızca dışarıdakiler aracılığıyla bilinir. Hakan unvanı ve yüce hükümdarlık iddiası Kağanlık’tan 991–92’nin Türk Hâkān‘ına ve Kâşgarlı’nın “Hakaniye” diline ve hanlarına uzanır; aradaki dönemde ise yalnızca, elde tutulan değil anlatılan bir iddiayı kaydeden, bir Karluk “Kağanlar Kağanı”na ilişkin Arapça kayıtlardan bilinir (§5.1). Luo Xin’in ortaçağ kuzey halklarının siyasi unvanları üzerine çalışması, mekanizmayı Çin kaydında gösterir. Tam bir siyasi unvan bir kişisel unvandan (guanhao 官號, örneğin bilgä) ve bir kurumsal unvandan (guancheng 官稱, örneğin kağan) oluşur ve bazı önderlerin kişisel unvanları “giderek yönettikleri siyasi yapının (kabilenin) adına, yani tarih kaynaklarındaki etnonimlere dönüşmüştür” (其中一些领袖人物的官号……逐渐变成他所领导的政治体(部族)的名称,即史籍中的族名; Luo Xin 2009, önsöz).
- Kutsal coğrafya (H3): seçici olarak taşındı. Saray için Türkçe yazılan Kutadgu Bilig “Ötüken beyi”ni bir yetke olarak anar (§5.4). Bu yaşayan bir iddia değil, bir bellekti. Ötüken’e sahip olmanın bozkır üzerinde yüce egemenlik verdiği inancı 840’ta sona erdi: Uygur imparatorluğunu yıkan Kırgızlar Orhon geleneğini benimsemedi ve Yenisey’de kaldı; böylece “Orhon vadisinde ya da yakınında hiçbir Kırgız imparatorluğu kurulmadı” (Drompp 1999, 391, 403; Pritsak 1951, 279). Kâşgarlı’nın Şu Kral hikâyesi bir “Türk kralı”nı Batı Türklerinin ve Türgişlerin eski başkenti Suyab’a bağlar (Dankoff ve Kelly 1982–85, II: 362–63).
- Soy kütüğü, köken miti ve tarihsel olaylar (H1, H4, H5): yeniden kuruldu. Kâşgarlı, Alp Er Tunga’yı Efrasiyab’la özdeşleştirir (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 92, 270); Dankoff onu “Hakan hanedanının kurucusu” diye niteler (Dankoff 1983, 275 n. 21); Türkleri de Nuh’un ya da Yafes’in oğlu Türk’e bağlar (I: 82, 273). Aşina’nın kurt miti sonraki hanedanlara geçmedi ve Karahanlı yazarlar “(Batı) Türk Kağanlığı ile ilişkili tarihsel kişilerden hiç söz etmez” (Lee 2026, 202, 209, 217). Lee, ortaya çıkan köken geleneklerini “kesinti, türdeş olmama, tarihsel unutuş ve dış kültürel etkilerle” belirlenmiş olarak betimler (Lee 2026, 202; krş. 217). Bu makale H1, H4 ve H5 için onun bulgusunu kabul eder. Kurt teması ise Lee’nin incelediği hanedan geleneklerinin dışında, yeniden işlenmiş biçimde yüzeye çıktı. 13. ya da 14. yüzyıldan kalma Uygur harfli Oğuz Kağan anlatısında boz bir kurt Oğuz Kağan’ın seferlerine yol gösterir (Drompp 2011, 519); Moğol dönemi Kıpçak gelenekleri de ilk insanın torunları arasında bir “kurt yavrusu”nu anar (Golden 2018, 317). Bunlar Aşina hikâyesinin aktarımı değil, yeniden işlenişleridir; ama H4’teki kesintiyi sınırlarlar.
Uygur kolu bir karşıtlık sunar. Yazıtları Türk Kağanlığı’nı Uygur egemenliğinin öncülü olarak anlatır (§4.1) ve Batı Uygur döneminden tarihsel bir metin Türk devlet adamı Bilge Tonyukuk’un adını anar (U 1; Moriyasu 2002, 149–50; Moriyasu vd. 2009, 46–47).³ Budist Uygur ortamında, demek ki, Türk Kağanlığı’nın en az bir tarihsel kişisi adıyla hatırlanıyordu; Lee’nin incelediği Karahanlı yazarlar ise (Batı) Türk Kağanlığı’ndan hiç kimseyi adıyla anmaz ve Kutadgu Bilig‘in yönetim konusunda yetke olarak anılan “Ötüken beyi” de adsızdır (§5.4). Uygur kağanları Aşina’nın simgesini de korudu. 756’da kağan, Tang komutanı Guo Ziyi ile karşılaşınca askerlerini dizdi ve Guo’yu kabul etmeden önce ona kurt sancağı önünde eğilmesini sağladı (陳兵引子儀拜狼纛而後見; Xin Tang shu 217A: 6115; Sinor 1997, V: 5). Bir sancak bir köken anlatısı değil, bir egemenlik simgesidir. Uygur koluna taşınmış bir kurt simgesi (H4) gösterir, gerçi yalnızca Aşina’nınki olması gerekmez: Çin kaynaklarının Uygurları türettiği (Xin Tang shu 217A) Gaocheların da kendilerine ait bir kurt-ata efsanesi vardı (Wei shu 103). Fark, modelin kollar arasındaki ayrımına uyar: Kağanlık tarihinin belleği, aynı edebî dilin ve siyasi dağarcığın sürdüğü ve geçmişin İslami terimlerle yeniden anlatılmadığı yerde yaşadı.
³ Dunhuang’dan bir Tibetçe metin, P.T. 1283, aynı yöne işaret edebilir, ama yazıtlardan daha az ağırlıkla. Metin, 744’teki Uygur yükselişinden sonraki yıllarda kuzey halkları hakkında rapor verir. Bunlar arasında “Kral Zha ma kağan”ın boyunun başında bulunduğu “‘Bug chor (Bük čur) Türklerinin on iki boyu”nu sayar ve “kumlu çölün büyük dağ silsilesinin” ötesinde geçen iki efsane anlatır. Birincisinde “‘Bug chor kralı” Zha ma kağanın ordusundan iki adama Türkçe konuşan bir kadın yol gösterir ve bir köpek sürüsü onları evlerine gönderir. İkincisi Türkçe konuşan iki boyu, gökten inen bir köpekle Türk bir haneden kaçırılan bir kızdan türetir; Venturi bunu bir Türk köken miti olarak okur (7–9, 68–84. satırlar; Venturi 2008, 9, 20–21, 29–30; Erkoç 2018, 71–74). ‘Bug chor muhtemelen Doğu Türklerini ya da imparatorluklarından kalan bir öbeği gösterir; gerçi Ligeti onu Lop Nor yakınına yerleştirmiştir (Venturi 2008, 20–21 n. 35). Kanıt dolaylıdır. Metin Tibetçe kaleme alınmış bir eserdir; muhtemelen 787 ile 848 arasında, elçilerin raporunun sözlü Türkçe bir anlatımından yazıya geçirilmiştir ve elçilerin kendileri de efsanelerdeki halkları büyük olasılıkla ziyaret etmemiştir. Kim tarafından istendiği, tarihi ve dili tartışmalıdır (Venturi 2008, 6–8, 11–13). 8. yüzyıl sonunda bu tür malzemenin Türkçe konuşan bilgi verenler arasında dolaştığını tanıklar, Uygur sarayının onu koruduğunu değil. Zha ma’nın Ongi yazıtındaki “ata Yamı Kağan”la özdeşleştirilmesi kesin değildir (Rybatzki 2000, 208–9).
İslam kolunda süren bellek, demek ki, seçiciydi: unvanlar ve birkaç yetke yeri taşındı; anlatı İslami ve İrani terimlerle yeniden kuruldu. Anlatının yeniden kurulduğu yerde, yeniden kuruluşun kendisi geçmişin hangi koşullarda anlatılabildiğinin kanıtıdır. Kâşgarlı halife için Arapça yazdı ve “şirk ülkelerinin” dağlarının ve ırmaklarının çoğunu yararsız olduğu için atladığını söyler (Dankoff ve Kelly 1982–85, I: 82); Karahanlı sarayı için Türkçe yazılan Kutadgu Bilig ise Ötüken prensini anar. Golden, Kâşgarlı’nın putperest bir geçmişi vurgulamamayı seçmiş olabileceğini öne sürer (Golden 2015, 507, 533, 537). İran’ın erken İslam tarihi iyi incelenmiş bir koşutluk sunar. İslam öncesi bellek dihkanlar ve kâtipler arasında, Arapça çevirilerde ve Yeni Farsça destanda yaşadı (Ashraf 2006); İranlılar da “geçmişlerini yeni biçimlerde hatırlamaya” başladı (Savant 2013, 1–10): bellek gizlendiği için değil, yeniden çerçevelendiği için yaşadı. Türk vakası bir gizlenme örüntüsünden çok bu anlatılabilirlik örüntüsüne uyar. Asturias’ta Hıristiyanlığın yaptığı gibi, bir azınlık dininin daha eski bir belleği barındırdığı vakalardan da ayrılır (§7.3). Türklerin böyle bir sığınağı yoktu, çünkü geçmişlerini yeniden çerçeveleyen inanç benimsedikleri inançtı.
5.7 Yorum: öz-ad katmanı
Bu bölümün kanıtı kopuş görüşünün karşısına madde madde konabilir.
- Arap-Fars genel adı olarak Türk. Genel ad, Türklerin kendi adı olarak taşıdığı bir addan alınmıştır (§3) ve Soğd kullanımında İslam öncesi öncülleri vardır (§4.2); bozkır halkları için genel bir ad olarak kristalleşmesi ise, Barthold ile Lee’nin savunduğu gibi, İslam dönemine aittir. Türk dilli Müslümanlar onu Eski Türkçeyle sürekli bir yazı dilinde ve süregelen bir unvan dağarcığıyla birlikte benimsedi; ikincisi aralık içinde yalnızca dışarıdakiler aracılığıyla bilinir (§5.1).
- Dayatılmış bir etiket olarak Türk. Kâşgarlı, Arap okurlar için, kendi halkı hakkında bir Türk olarak yazar; Türkler hakkındaki bir İslami rivayeti bir egemenlik dayanağına dönüştürür, Türk ile Tat’ı yan yana koyan Türkçe atasözlerini kaydeder ve dili bir üyelik ölçütü olarak ele alır. Karahanlı sarayı kendi siyasetnamesini Türkçe yazdı.
- Orta Asya’da kimse kendini Türk saymıyordu. Barthold, Fu Ma, Golden ve Lee’nin hepsi Karahanlı Türklerinin adı kendileri için kullandığını kabul eder.
§4 ile birlikte, adın iki kullanımı artık yan yana görülebilir. Budist Uygurlar arasında türk dillerinin adı olarak yaşadı ve Türk Kağanlığı Uygur egemenliğinin öncülü olarak hatırlandı; etnonimleri ise uyγur olarak kaldı ve türk tarihsel düşman ve dışarıdaki anlamına geldi. Orta Asya’nın ve batı bozkırının Türkçe konuşan Müslümanları arasında ad bir öz-ad, bir topluluk ölçütü ve yeniden kurulmuş bir soy kütüğü belleğinin çerçevesi oldu. İkisi de adın ortadan kalkması anlamına gelmez; ikisi de Kağanlığın kimliğinin değişmeden sürmesi anlamına gelmez.
5.8 Kanıtın özeti
| Tanıklık | Kaynak ve tarih | K1 | Sınıf | Gösterdiği |
|---|---|---|---|---|
| Turk / Etrâk; hakan unvanlı krallar | İbn Hurdâzbih, y. 846–885; İstahrî, 930’lar | — | ayrışan dış sınıflandırma (genel) | adın dışarıda ve kesintisiz taşınması |
| “Batı Türklerinin ayrı bir kolu” olarak Shatuolar | Xin Tang shu 218: 6153 | — | belirlenemeyen (Shatuoların öz-adı kayıtlı değil) | aralık içinde Tujue‘nin Çince kullanımı |
| “İbrahim bizim babamızdır” | Câhiz, 9. yy. ortası | — (edebî temsil) | sınıflanmamış (bir dışarıdakinin edebî temsili) | halifelik ortamında Müslüman bir “biz Türkler” |
| Karluk “Kağanlar Kağanı”; “şu anda bir Türk Kağanı yok” | Mes’ûdî, 930’lar | — | bellek (H2), dışarıdan bildirilen | anlatılan kağanlık, “belirsiz biçimde” (Golden) |
| čärig türk uluš aryu talas | MIK III 198 (yeri ve tarihi tartışmalı) | K1a? | sınıflanmamış (yeri ve tarihi tartışmalı) | olası tanık, çözülmemiş |
| Türk Hâkān | Fergana dirhemi, 381/991–92 | hükümdarın unvanı için K1a; Türk‘ün hanedanı gösterip göstermediği belirlenemez | belirlenemeyen (unvan ya da öz-ad); bellek (H2): hanedanın kendi sikkesinde hakan unvanı | Karahanlı unvanlarında tarihlenebilen en erken Türk; unvan hanedanın kendi belgesinde |
| “Onlara ad verdi Türk diye”; “benim bir ordum vardır; onları Türk diye adlandırdım” | Kâşgarlı, 1072–77 | K1a | buluşma (L4) | egemenlik dayanağına dönüştürülen İslami rivayet |
| tätsiz türk bolmās; ölçüt olarak Türkçe konuşmak | Kâşgarlı | K1a | buluşma (L4) | Türk ve Tat’ın eşleşmesi; dil yoluyla kabul |
| mäsäl keldi türkčä | Kutadgu Bilig 273, 1069–70 | K1a | iç tanıklık (L3 İslam) | sarayın Türkçe metni diline türk der |
| ol mäni türklädi | Kâşgarlı, II: 378 | — (başkasınca sınıflandırılma) | sınıflanmamış (dış algı; K1b değil) | Türk sayılmak |
| kim sen? Türk men | Kâşgarlı, I: 274 | K1b (sözlük yazarının örneği) | buluşma (L4) | bireysel öz-atıf kalıbı |
| “Türk beyleri”; Ötüken prensi | Kutadgu Bilig, 1069–70 | K1a | buluşma (L4); bellek (H2, H3) | unvanlar ve kutsal coğrafya taşındı |
| Alp Er Tunga = Efrasiyab; Nuh’un oğlu Türk | Kâşgarlı; Kutadgu Bilig | K1a | bellek (H1, H4), yeniden kurulmuş | soy kütüğü için İrani ve İslami çerçeve |
| TWRQY’, TWRQW; Torki | Schechter Mektubu, y. 960; 1054’ten itibaren Rus yıllıkları | — | ayrışan dış sınıflandırma | komşularınca Türk denen batı Oğuzları |
| Türkmen < Türk + -men | Bîrûnî’nin bildirdiği Oğuz kullanımı; Kâşgarlı | K1 (bildirilen) | iç tanıklık (türetilmiş biçim); 10. yüzyıl tanıkları dıştır | Türk üzerine kurulmuş ad |
| Devletü’l-Etrâk | Memlük kaynakları, 1250–1517 | K1a | sınıflanmamış (etnik ya da statü kategorisi; Yosef 2012) | prestij kategorisi |
6. Moğol Sonrası Orta Asya: Bir Soy Kütüğü Çerçevesi (14.–17. Yüzyıllar)
Moğol fetihleri Türk dilli dünyaya yeni ve güçlü bir kimlik ekledi: Cengizli soyundan gelme ya da Cengizlilerin hizmetinde bulunma iddiası. Orta Asya’da Çağatay ulusunun ardılları — Timurlular, Moğollar (Moghul) diye bilinen doğu Çağataylıları ve Şibanî Özbekleri — ileri sürülen soy ya da siyasi bağlılık bakımından Moğol, dil bakımından Türk olan seçkinlerce yönetiliyordu. Kopuş görüşü en güçlü biçimine burada ulaşır. Lee, bu seçkinlerin kendilerini öncelikle Moğol olarak tanımladığını ileri sürmüştür (Lee 2016, 2019, 2021; §6.1). Bu bölüm, kanıtın modelin beşinci katmanına uyduğunu savunur: bir soy kütüğü çerçevesi olarak Türk, yani Moğol soyundan geldiğini ileri süren Türk dilli hanedanların kendilerini ve yönettikleri halkları altına yerleştirdikleri bir soy ağacı. §2.1’deki anlamda, aşağıda ele alınan soy kütükleri soyun kayıtları olarak değil, soya ilişkin siyasi ve metinsel iddialar olarak okunur. Cengizli ve Timurlu yazarların kendilerini Türk adı altına yerleştirdiğini söylemek, yönettikleri halkın soyu hakkında değil, yazdıkları soy kütükleri hakkında bir önermedir.
6.1 Tartışmanın durumu
Lee’nin tezi revizyonisttir: onun anlatımında bu seçkinlerin “Türk kimliği”, Türk Kağanlığı’yla ilişkili ya da etno-dilsel bir kimlik değil, Moğol kimliğini de kapsayan, Tacik olmayan, İç Asyalı göçebe bir kimlikti (Lee 2016, 2019, 2021). Lee, “tarihçilerin genel olarak Timurluların Moğol köklerine yaptığı vurguyu gerçek bir öz-kimlik ifadesi olarak değil, kendi meşruiyetlerini öne çıkarma isteği olarak yorumladığını” ve “birçok tarihçinin Timurluların Moğol kimliğini etnik değil siyasi bir kimlik olarak gördüğünü” kabul eder (Lee 2021, 201). Beatrice Manz’ın Timur’u “aynı anda Müslüman, Türk ve Moğol” olarak nitelemesini aktarır (Lee 2021, 202 n. 10, Manz 2009, 182’den alıntılayarak). 2016 tarihli makalesinin sonucu, Moğol sonrası Orta Asya’da Moğolların Türkleşmiş torunlarının, “Timurlular ve Özbek Cengizliler dahil, Türk‘ü öz-ad olarak kullanırken kendilerini Moğol olarak görmeyi sürdürebildiğini” söyler (Lee 2016, 132).
Lee kimliği “onların kendi bakış açısından ve çağdaşlarının bakış açısından” okur ve “modern etnisite kuramlarıyla ilgilenmez” (Lee 2021, 202 n. 8). Bu makale ise öz-adları, birkaç kimliğin aynı anda taşınabildiği ve dilsel Türkleşmenin bir topluluğun başka bir topluluk içinde erimesinin bir evresi olabildiği etnogenetik bir sürecin verileri olarak ele alır (§2). Burada izlenen soru, demek ki, Timurluların “gerçekte” Moğol mu yoksa “gerçekte” Türk mü olduğu değil, Türk adının bu dünyada nasıl işlediği ve bu işlevin zaman içinde ne iş gördüğüdür.
6.2 İlhanlı çerçevesi: Reşîdüddîn
Moğol sonrası yazarların içinde yazdığı soy kütüğü çerçevesi İlhanlı tarih yazımında kuruldu. Reşîdüddîn’in Câmiu’t-Tevârîh‘i (y. 1300–1310) bozkır halklarına ilişkin anlatısını “en eski çağlardan beri Türk denmiş ve hâlâ denen milletler” ile açar (Thackston 1998, 21) ve onları kollara ayırır. Soy kütüğü Nuh’un oğlu Yafes’ten — “Türkler Yafes’e Abulca Han der” — Dib Bakuy ve oğulları üzerinden Oğuz’a uzanır. Moğollar Oğuz’un soyuna değil, onu izlemeyi reddeden amcalarının torunları arasına yerleştirilir; bütün Moğolların, çeşitli Türk türlerinin ve bozkır göçebelerinin Abulca’dan geldiği söylenir (Thackston 1998, 25–27, 79–80). Bu şemada Türk cins, Moğol bir türdür: “eski zamanlarda Moğollar, göçebe Türklerin bütün boylarından yalnızca biriydi” (Thackston 1998, 44). Bu soy kütükleri eskicilik merakı değildi. Reşîdüddîn her boyun anlatısını o boyun kendi zamanında etkin olan üyeleriyle bitirdi; Cengiz Han’ın ordu komutanlarından gelmek de Moğol sonrası döneme kadar bir mevki kaynağı olarak kaldı. Bir yüzyıl sonra Şâhruh, Cengizli soylarını ve Timurluların Barlas soyunu izleyen Muizzü’l-Ensâb‘ı (830/1426–27) yazdırdı (Manz 2000, paragraf 8, 43).
Reşîdüddîn, kendi zamanında adın ters yönde aktığını da kaydeder. Cengiz Han’ın ve hanedanının talihi yüzünden Celayir, Tatar, Oyrat, Öngüt, Kereyit, Nayman ve Tangut gibi halklar, daha önce Tatar adıyla övündükleri gibi şimdi kendilerine Moğol demekle övünüyordu; oğulları da kendilerine hep Moğol dendiğini sanıyordu, “ama öyle değildir”; ad artık Uygurlara, Kıpçaklara, Türkmenlere ve Karluklara da uygulanıyordu (Thackston 1998, 25–26, 44).⁴ 1952 tarihli Rusça çevirinin bir notu, Reşîdüddîn’in “Türkler”ini etnik ya da dilsel değil, toplumsal bir terim, “göçebeler” olarak okur (Khetagurov 1952, n. 309). İtiraz, Reşîdüddîn’in sınıflandırıcı kullanımı için ağırdır. Aşağıda ele alınan yazarlara ise ancak kısmen uygulanır: onlar da ada toplumsal-siyasi bir içerik verdi (§6.3), ama onlar için soy kütüğü kendi soy kütükleriydi ve bazıları adı bir dile bağladı (§6.4–§6.5).
⁴ İlhanlı Anadolusu’ndan bir vaka kaymayı örnekler. 1335’te Sivas ve Kayseri merkezli bir beylik kuran İlhanlı komutanı Eretna, Uzunçarşılı’nın, Kâşgarlı’nın erdini‘sine dayanarak “büyük inci” diye açıkladığı ve Sanskritçe radna ile ilişkilendirdiği bir ad taşıyordu (Uzunçarşılı 1968, 162–63). Eretna emirken yazılan Kâşânî’nin Târîh-i Olcaytu‘su onu “Uygurlardan Torumtaz ve kardeşleri Senktaz ve Eredna” arasında sayar; İbn Arabşah gibi sonraki yazarlar ona Moğol der (Uzunçarşılı 1968, 162–64; Göde 1995).
Modelin terimleriyle İlhanlı şeması, soy kütüğünün (H1) Farsça bir depo belleğini sağladı. Bu şema, ancak Timurlu ve Cengizli yazarlar kendilerini onun içine yerleştirdiğinde, işlevsel ve kendine mal edilmiş bir çerçeveye dönüştü.
6.3 Moğol sonrası söz varlığında Türk: Türk–Tacik ikilisi
Timurlu ve Cengizli kaynaklarda Türk her şeyden önce bir ikilinin bir yarısıdır. Lee, terimin “‘İç Asyalı göçebe’ diye karşılanabilecek geniş bir anlamı” olduğunu gösterir: “İrani dil konuşan yerleşik nüfusu gösteren bir ad olan Tacik‘e göre tanımlanan bir terimdi, Moğol‘a göre değil” (Lee 2021, 209).
- Türk olarak Moğollar. Şerefeddin Ali Yezdî’nin Zafernâme‘si Moğol fetihleri için “Türkler birlik ve uzlaşmanın uğuru sayesinde dünyayı fethettiler” der ve Anadolu’daki İlhanlı Moğollarının bir kalıntısı olan Kara Tatarları “bir Türk boyu (kavmî ez Etrâk)” olarak betimler (Lee 2021, 209).
- Öz-ad olarak Türk. Uluğ Bey, Lee’nin sözleriyle, “Türk adını zaman zaman öz-ad olarak kullanır” (Lee 2021, 210).
- En seçkin kol. Orta Asya’daki Moğol ardılları — Timurlular, Moğollar ve Şibanî Özbekleri — “kendilerini Türklerin en seçkin kolu olarak görüyordu” (Lee 2019).
Aynı ilişkisel mantık Nevâyî’de de görülür. Nevâyî, talihin Arap krallarından ve “İranlı hükümdarlardan (Sart selâtîni)” Hülagü ve Timur’la başlayarak “Türk hanlarına (Türk hanlar)” geçtiğini yazar ve Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’e “bir İranlı hükümdar (Sart sultan)” diyebilir (Lee 2021, 213, Muhâkemetü’l-Lugateyn‘e dayanarak). Lee’ye göre bu, Nevâyî’nin kullanımında Türk‘ün modern anlamda etno-dilsel bir terim olmadığını gösterir.
Bu, bu metindeki Türk/Sart ikilisinin adil bir okumasıdır. Moğol sonrası söz varlığında Türk, 8. ya da 11. yüzyılda aynı biçimde sahip olmadığı toplumsal-siyasi bir içerik — göçebe, savaşçı, yönetici — kazanmıştı. Ad sürdü ve yeni bir kullanıma sokuldu; Fars kültürünün egemen olduğu bir dünyada Tacik’e ve Sart’a karşı dile getirildi. İki gözlem bunun yalnızca Moğol merkezli bir Türk‘ün kanıtına dönüşmesini engeller. Moğol soyunu ileri süren seçkinler kendilerini kategorinin içine, onun en seçkin kolu olarak yerleştirdi; kategorinin dilsel sonuçları da vardı, çünkü Nevâyî’nin Muhâkemetü’l-Lugateyn‘deki argümanı Türk dili üzerinedir.
Modelin terimleriyle bu ilişkisel kullanımlar beşinci değil dördüncü katmana aittir. Türk–Tacik ikilisi içindeki öz-adlardır ve Kâşgarlı’nın tätsiz türk bolmās atasözünde daha önce tanıklanan bir eşleşmeyi sürdürürler (§5.3). Asıl soy kütüğü çerçevesi §6.5’in konusudur.
6.4 Dil: yüksek kültür dili olarak Çağatayca
Timurlu döneminde Türkçe, Orta Asya’da yüksek edebiyat dili olarak yerleşti.
- Çağatayca. “15. ve 16. yüzyılların klasik döneminin yüksek edebî dili”dir; “Farsçanın etkisinin çok güçlü olduğu ve yalnız seçkinler arasında değil yaygın iki dillilikle pekiştiği” bir ortamda gelişmiştir (Boeschoten 2022, 160, 161).
- Nevâyî’nin Muhâkemetü’l-Lugateyn‘i (905/1499). Aralık 1499’da yazılan eser (Bilgin 2020, 395), Türkçenin edebî imkânlar, söz varlığı ve dil bilgisi bakımından Farsçadan üstün olduğunu savunur (Bilgin 2020, 395; Lee 2021, 213). Türkçe ile Farsçayı iki halkın, Türk ile Sart’ın iki dili olarak ele alır (Subtelny 1994, 49, aktaran Lee 2021, 213 n. 65).
- Babür. Hatıratını, Timurlu döneminde Mâverâünnehir’in başlıca Türk dili olan Türkîde yazdı (Dale 2004, 16 n. 3, 149). Andican’ı anlatırken şöyle yazar: “Andicanlıların hepsi Türktür; şehirde ve çarşıda Türkî bilmeyen tek kişi yoktur. Halkın konuşması yazıya uygundur; bu yüzden Mir Ali Şir Nevâyî’nin yazıları … onların ağzıyla birdir” (Bâburnâme, vr. 2b, çev. Beveridge 1922, I: 4; krş. Thackston 1996). Burada Türk göçebe bir yaşam biçimine değil, doğrudan dile ve bir şehrin yerleşik nüfusuna bağlanır; bu, yalnızca Moğol merkezli bir Türk‘e karşı Moğol sonrası dönemin en açık tanığıdır. Lee’nin ilişkisel Türk–Tacik okumasıyla çelişmez; “İç Asyalı göçebe” açıklamasıyla çelişir ve terimin etno-dilsel olmadığı iddiasını sınırlar. Babür, Türk konfederasyonunu Moğollardan da ayırır: Mughul ve Turk ulusi (Bâburnâme, vr. 45b, aktaran Dale 2004, 158 ve n. 73). Babür, Farsça yerine Türkîde yazarak “bir Timurlu hükümdar, Mâverâünnehir’in Türk-Moğol aristokrasisinin bir önderi olarak saygınlığını artırmayı amaçladığını hiç şüpheye yer bırakmayacak biçimde açıkça gösterdi” (Dale 2004, 15–16, 149).
İslam Batı Asyası genelinde 15. yüzyıl siyaseti, Timurlu, Osmanlı, Türkmen ve Suriye-Mısır hükümdarlarının “dilsel ve kültürel anlatım biçiminin ‘Türklüğü’” ile nitelendirilmiştir (Van Steenbergen 2020, 35). Timurlu sanatı da “Moğol Cengizli ailesinin üyeleri olarak Türk ve Moğol geleneklerini sürdüren” hükümdarları gösterir (Kadoi ve Masuya 2017, özet). Şibanî Özbekleri bu eğilimi sürdürdü. Muhammed Şeybânî Han Türkçeyi Mâverâünnehir’de ve Horasan’da “gücünü yaymanın bir aracı olarak” destekledi (Malikov ve Torlanbaeva 2022, 392); Şibanî dönemi de Timurlu döneminden farklı olarak yönetici hanedanın tarihini Türkçe yazan bir tarih yazımı üretti (Malikov ve Torlanbaeva 2022, 398).
6.5 Soy kütüğü çerçevesi
Beşinci katmanın başlıca kanıtı soy kütüğüne ilişkindir ve tek bir yönü göstermez.
- Yezdî ve Timurlu sarayı. Yezdî’nin Mukaddime‘si, “Türklerin Babası (Ebü’t-Türk) denen” Yafes’i ve oğlu Türk’ü bütün Türk-Moğol ağacının başına koydu; ikizler Tatar Han ve Moğol Han sonraki torunlar, Oğuz da Moğol Han’ın soyundandı (Lee 2026, 213, Yezdî’den alıntılayarak; Nagamine 2025, 443–45). Lee’ye göre Yezdî Türkmenleri de Yafes’in bir başka oğlu Mansak’tan türetmiş ve Türk ile Türkmen’i eskiden beri düşman olarak betimlemiştir (Lee 2019; Lee 2026, 212–13).⁵ Binbaş sonucu, kısmen Reşîdüddîn’e dayanan ve Tatar Han ile Moğol Han arasındaki ayrımı üreten “tamamen yeni bir soy kütüğü yapısı” olarak betimler (Binbaş 2010). Bu biçimiyle çerçeve Moğol merkezlidir: Türk, Cengizlileri ve Timurluları kapsayan cinstir, Türkmenler ise ayrı tutulur. Bu noktada kanıt Lee’nin 4a iddiasını destekler.
- Uluğ Bey. Moğol İmparatorluğu’nun bir tarihi olan Târîh-i Erbaa Ulûs‘u, Timur’un atalarını Moğol Han’dan gelen Moğollar arasına yerleştirir; bu iddia Timurlu sarayında geliştirilmiştir (Manz 2009, 195–96; Lee 2021, 210). Eserin adsız kısaltması Şeceretü’l-Etrâk, “Türklerin Soy Kütüğü” başlığıyla dolaştı (Lee 2021, 210; Miles 1838, vii).
- Hive hanı Ebulgazi Bahadır Han (hükümdarlığı 1644–63; Lee 2026, 213 n. 55). Şibanî soyundan bir Cengizli olarak Çağatayca iki soy tarihi yazdı. Birincisine 1074/1663–64’te başladığını ve ona “Şecere-i Türk, Türklerin soy ağacı” adını verdiğini söyler (Desmaisons 1871–74, II: 3). Bölüm başlığı “Moğollardan ve Türk ırkından öteki boylardan” söz eder (II: 34) ve Cengiz Han’ın soyu Yafes’in oğlu Türk’e bağlanır (II: 75). Bu, Reşîdüddîn’in ve Yezdî’nin cins-tür kullanımıdır; Lee eseri bu geleneğin içine yerleştirir (Lee 2026, 213 n. 55) ve eser onun okumasını destekler. Ebulgazi kendi soyunu da Şiban, Cuci ve Cengiz üzerinden “Nuh oğlu Yafes oğlu Türk”e bağlar (II: 313–14). Türkçe ile Moğolcayı da iki ayrı dil olarak ayırır: Reşîdüddîn’in eserini kopyalayanları “Moğolcayı da Türkçeyi de bilmeyen Farslar ya da Tacikler” diye eleştirir ve kendi kitabını anlaşılsın diye sade Türkçe yazdığını söyler (II: 36). Ebulgazi, demek ki, Türk‘ü aynı anda iki anlamda kullanır: Moğolları da kapsayan bozkır halklarının soy kütüğüne dayalı cinsi olarak ve Moğolcadan ayrı bir dilin adı olarak.
- Şecere-i Terâkime. Ebulgazi’nin ikinci eseri, istenen bir çerçeveyi gösterir. Türkmenlerle yıllarca süren ve kendi yazdığına göre “bizim yüzümüzden” yirmi bin kadar insanın öldüğü savaşlardan sonra Türkmen mollaları, şeyhleri ve beyleri ona geldi: ellerinde Oğuznâme’nin birçok nüshası vardı, “ama tek bir iyisi yoktu: hepsi yanlışlarla dolu ve birbirini tutmuyor”; “doğru ve güvenilir tek bir tarih” istediler (Kononov 1958, 35–36). Ebulgazi eseri, dökülen kanı dengeleyebilecek bir sevap olarak sunar. Soy kütüğü, betimleyeceği kişilerce istenmiş ve onların eski düşmanınca yazılmıştır.
⁵ Lee 2026, 213 ve Nagamine (2025, 446 n. 11) Ebü’t-Türk sıfatını Yafes’e verir; Lee 2019 ise Yafes’in oğlu Türk’e. Mukaddime‘nin Farsça metnine burada başvurulmamıştır; çevrimiçi erişilebilen Kalküta baskısında yoktur, Lee ile Nagamine de farklı baskılara atıf yapar.
Bu metinler çerçeveyi iki biçimde gösterir. Yezdî’de çerçeve, Moğolları kapsayan ve Türkmenleri ayrı tutan bir Timurlu saray kurgusudur. Ebulgazi’de ise Türkçe yazan, Moğolları bir Türk cinsinin içine koyan, Türkçe ile Moğolcayı iki dil olarak ayıran ve hem kendini hem Türkmenleri tek bir ağacın içine yerleştiren bir Cengizlinin kendine mal ettiği, kendi soyunun soy kütüğüdür. §2.5’in sınıflarında ikisi de, onları yazan saraylarda, saray soy kütüğü türünden iç aktarımdır (L5) (K1a: bir hanedanın kendi soy kütüğünde öz-gönderme; K2: Reşîdüddîn ve Yezdî üzerinden izlenebilen bir soy kütüğü taşıyıcısı; K3: ad ve Yafes soyundan adını veren ata). K4 ancak zayıf biçimde karşılanır, çünkü tanıklar tek bir soy kütüğü yazımı geleneğine aittir ve içerik bakımından bağımsız değildir. Soy kütüklerinin sınıflandırdığı halklar açısından ise dış sınıflandırmadırlar; Türkmen beylerinde olduğu gibi, soy kütüğünün onu betimlediği kişilerce istendiği durum bunun dışındadır. Çürütme koşulu (K5) belirlidir: Türk‘ün, Hazar, Saklab ve Rus’un yanında Yafes’in oğullarından yalnızca biri olarak, bir üyelik ya da meşruiyet işlevi olmaksızın geçtiği yerde L5 yoktur. Ebulgazi’nin soy kütüğü bu sınamayı geçer: Yafes’in büyük oğlu Türk, yedi kardeşinin hükümdarı yapılır (“Türk’ü hükümdarınız bilin”; Kononov 1958, 39; krş. Desmaisons 1871–74, II: 8–9).
6.6 Siyasi yapıların adları
Tartışmadaki ilgili bir iddia, bu devletlerin kendilerine ait adlarının olmadığı, yalnızca hanedan ya da şehir adıyla bilindiğidir. Kanıt bunu desteklemez.
- Timur’un kendi yazıtı. Timur’un Toktamış’a karşı seferinde kazınan 1391 tarihli Karsakpay yazıtı, Uygur harfleriyle sekiz satır Çağatayca içerir. Timur’a “Turan Sultanı” der (turan-nïŋ sultanï temür beg, 2–3. satırlar) (Poppe 1940, 185–87; okuma Ponomarev 1945, 222–24 ve Usmanova vd. 2026, 210’da korunmuştur).
- Ming kayıtları. Ming shi Beşbalık’a “Batı Bölgeleri’nin büyük bir devleti” (西域大國也) der ve Yongle’nin 16. yılında (1418) amcasının oğlu olan kralı öldürüp boylarını batıya taşıyan Ways (Üveys) Han’ın “devletin adını (guohao) İlibalık olarak değiştirdiğini” (更國號曰亦力把里) bildirir (Ming shi 332: 8606, 8608).
- Timur’un unvanının dışarıda tanınması. Aynı bölüm, Yuan’ın sonunda Semerkant’ın hükümdarının “imparatorluk damadı (fuma) Timur” olduğunu kaydeder (元末為之王者,駙馬帖木兒也); demek ki Timur’un Cengizli güregen unvanı dışarıdakilerce bile biliniyordu (Ming shi 332: 8597).
Boy ve şehir kimlikleri, her modern öncesi toplumda olduğu gibi, gerçek ve önemliydi. Aynı katmanlı yapının başka düzeylerinde hanedan, siyasi ve etnik adlarla bir arada var oldular.
6.7 Kıpçak bozkırı ve çerçevenin sınırları
Lee, Orta Asya ile Kıpçak bozkırı arasında önemli bir ayrım yapar. Ona göre orada Moğol ardılları — bozkır Özbekleri, Kazaklar ve Tatarlar — “kendilerini Türk olarak tanımlamadı”, “kendilerini Moğol torunları olarak tanımladı” (Lee 2019). Bu burada kabul edilir; 15. ve 16. yüzyıllarda beşinci katmanın gerçek bir sınırını gösterir.
- yüzyıl başından bir dış gözlemci, adın o sırada batıda nasıl duyulduğunu gösterir. 1517’de ve 1526’da Moskova’ya imparatorluk elçisi olarak giden Herberstein, Tatar ordaları hakkında, “hepsi Muhammed’in dininden olsalar da kendilerine Türk denmesine çok gücenir ve bunu bir hakaret sayarlar, ama Türklerin de anılmaktan hoşlandığı bir ad olan Besermen diye anılmaktan hoşlanırlar” diye yazmıştır (Herberstein 1851–52, II: 53; krş. Izmailov 2022, 752–53). Bir önceki paragrafta “Türkler”, Konstantinopolis’i kuşatan Osmanlılardır; Müslüman adı Besermen de Tatarların onlarla paylaştığı bir addır. Ordaların reddettiği şey, kendi bozkır geçmişlerinin bir adı değil, Osmanlı Türkleriyle özdeşleştirilmekti; pasaj, 16. yüzyıla gelindiğinde Moskova ve Batı kullanımında Türk‘ün Osmanlılar anlamına geldiğini gösterir. Cuci ulusunda üstün gelen ad Tatar‘dı. Reşîdüddîn daha o zaman Kıpçak bozkırında ve kuzeyindeki topraklarda “bütün Türk boylarına Tatar dendiğini” bildirir; 14. ve 15. yüzyıllarda ad devleti, onun hizmet aristokrasisini ve, bir dış ad olarak, göçebelerini gösteriyordu (Izmailov 2022, 749–51, Reşîdüddîn’e dayanarak). Sultanov genel örüntüyü betimler: Cuci ulusuna ilişkin kaynaklar onun göçebe nüfusu için “Tatar”, “Moğol”, “Türk” ve “Kıpçak”ı birbirinin yerine kullanır; bugün etnonim olan adlar önce etnik değil, siyasi ve toplumsal bağlılıkları ifade ediyordu (Sultanov 2017, 74, 78). Beşinci katmanın Kıpçak bozkırındaki sınırı Herberstein’a değil, Lee’nin Moğol öz-tanımlamasına ilişkin kanıtına dayanır.⁶
⁶ Herberstein’ın Moskova sınırının ötesindeki halklara ilişkin bilgisi büyük ölçüde Rus bilgi verenlerden gelir. Onun “Tatarları” bu yüzden dönemin çok geniş Rus kullanımını yansıtır ve Tatar‘ın 16. yüzyıl başından önce Şibanî tebaası arasında bir iç etnonim olduğu gösterilemez (Trepavlov 2019, 358, 361 n. 8). Türk, yani Osmanlı denmeye itiraz Tatarların kendisine ait olarak bildirilir; itiraz edenlere verilen Tatar etiketi ise Herberstein’ındır.
Kıpçak bozkırı etnogenezin süreç niteliğini de örnekler. Lee’nin kendi anlatımına göre erken Kazaklar ve Şibanî Özbekleri “çağdaşlarınca bir ve aynı halk sayılıyordu”: ikisi de “Cengizli Moğol kimliğini korumuş, aynı Kıpçak Türkçesini konuşmuş ve benzer bir Cuci boyları takımından oluşmuştu”; ikisi de Kıpçak bozkırında “Moğolların ve çeşitli İç Avrasya topluluklarının kaynaşmasından” doğmuştu (Lee 2023, 140). Timur’un kendi boyu Barlaslar, Golden’ın sözleriyle “Moğol soyundan gelen Türkleşmiş bir boy”du (Golden 2011, 94); muhtemelen Çağatay’a verilen binliklerden birinden geliyorlardı (Manz 1989, 31) ve Moğol soy kütükleri de Timurlu sarayında geliştirilmişti (Manz 2009, 195). Manz, Moğol yönetici sınıfının konuşma dili olarak Moğolcadan Türkçeye geçişini Moğol dönemi içine yerleştirir (Manz 1989, 7). Timur’un zamanına gelindiğinde, Soucek’in sözleriyle, Barlas boyu “Moğol adı ve soyuyla övünüyordu, ama her pratik bakımdan Türk’tü” (Soucek 2000, 123).
Her vakada Moğol kökeni ileri süren bir topluluk bir Türk dilini benimsedi ve Türk dilli bir ortama girdi. Bu toplulukların sonradan nasıl Türk halklarının bir parçası olduğu Bölüm II’nin sorusudur; 15. ve 16. yüzyıllarda kendilerini Moğol torunları olarak tanımlamaları burada olduğu gibi kabul edilir; Barlaslar ve Timurlular için bu tanımlama, Türk‘ün öz-ad olarak kullanılmasıyla bir arada var olmuştur (§6.1, §6.3).
6.8 Moğol sonrası kanıtın özeti
| Tanıklık | Kaynak ve tarih | K1 | Sınıf | Gösterdiği |
|---|---|---|---|---|
| Moğollar “göçebe Türklerin bütün boylarından yalnızca biri”; Yafes = Abulca | Reşîdüddîn, y. 1300–1310 | — (sınıflandırıcı) | ayrışan dış sınıflandırma; bellek (H1, Farsça tarih yazımında depolanmış) | cins olarak Türk, tür olarak Moğol |
| Türk halklarına “Moğol da” denmesi | Reşîdüddîn (Thackston 1998, 45) | — | ayrışan dış sınıflandırma | adın Türk’ten Moğol’a akışı |
| “Türkler dünyayı fethettiler” | Yezdî, Zafernâme, 15. yy. | K1a (saray) | iç tanıklık (L4, ilişkisel) | Türk sayılan Moğollar; Tacik‘e göre tanımlanan Türk |
| Ebü’t-Türk Yafes, ağacın başında Yafes oğlu Türk; Mansak’tan Türkmenler | Yezdî, Mukaddime | K1a (saray) | iç aktarım (saray soy kütüğü, L5), Moğol merkezli | Lee’nin 4a iddiasını destekler |
| Öz-ad olarak Türk | Uluğ Bey, 15. yy. | K1b | iç tanıklık (L4) | adın Timurlu kullanımı |
| Türk hanlar ile Sart selâtîni | Nevâyî, 1499 | K1a | iç tanıklık (L4, ilişkisel; savunulan dil için L3) | yönetici kategori; savunulan dil |
| “Andicanlıların hepsi Türktür … Türkî bilmeyen tek kişi yoktur” | Babür, Bâburnâme, 16. yy. başı | K1a | iç tanıklık (L3, L4) | dile ve yerleşik bir nüfusa bağlanan ad |
| Şeceretü’l-Etrâk | Uluğ Bey’in eserinin kısaltması | K1a | iç aktarım (saray soy kütüğü, L5) | “Türklerin soy kütüğü” olarak Moğol tarihi |
| “Moğollardan ve Türk ırkından öteki boylardan”; kendi soyu “Yafes oğlu Türk”e | Ebulgazi, Şecere-i Türk, 1663–64 | K1a | iç aktarım (saray soy kütüğü, L5), cins anlamı | Lee’nin okumasını destekler |
| sade Türkçe yazılmış kitap; Moğolcadan ayrılan Türkçe | Ebulgazi, II: 36 | K1a | iç tanıklık (L3) | cins anlamının yanında dil anlamı |
| Türkmen beyleri “doğru ve güvenilir tek bir tarih” ister | Ebulgazi, Şecere-i Terâkime | K1a | iç aktarım (saray soy kütüğü, L5) | betimlediği kişilerce istenen soy kütüğü |
| Moğol torunları olarak Özbekler, Kazaklar, Tatarlar | Lee 2019 | K1 | sınıflanmamış (Moğol öz-tanımlaması) | Kıpçak bozkırında L5’in sınırı |
| Tatarlar “kendilerine Türk denmesine çok gücenir” | Herberstein, 1517–26 | — (bir dışarıdakinin bir öz-algıyı bildirmesi) | sınıflanmamış (adın Osmanlı anlamında reddi; bir dışarıdakinin bildirimi, n. 6) | Moskova ve Batı kullanımında Türk = Osmanlı |
7. Tartışma: Katmanlı Bir Tarih
7.1 Model
§3–§6’da toplanan kanıt bir katmanlar takımı olarak özetlenebilir. Her katman, onu taşıyan nüfusla değil, Türk adının yerine getirdiği işlevle tanımlanır. Tablo 1, her katman için adı o işlevde kimin kullandığını, başlıca tanıkları, kanıtın sınıfını ve adın nasıl taşındığını (K2) belirtir; son satır, bir katman olmayan dış taşıyıcıyı kaydeder. Üçüncü katman, taşıyıcıları farklı olduğu için doğu ve İslam olmak üzere iki satırda verilir. Tablo 2, her katman ve her tartışmalı sınıflama için onu çürütecek kanıtı ve çürütmeyecek yokluğu belirtir (K5).
| Katman | Türk‘ün işlevi | Dönem | Adı bu işlevde kim kullandı | Başlıca tanıklar (§) | Sınıf | Nasıl taşındı (K2) |
|---|---|---|---|---|---|---|
| L1 | Ad ve siyasi yapıyla tanımlanan bir çekirdek halkın etnonimi | 6.–8. yy. | Türk kağanları ve türk bodun | Zhou shu 27, 50; Bugut; Orhon yazıtları (§3.1–§3.2) | iç tanıklık (Bugut); iç aktarım (Orhon yazıtları) | Kağanlığın kendi metinlerinde K2a; K4, uyumlu Çince ve Soğdca tanıklar ve Tonyukuk yazıtı aracılığıyla (KT ve BQ tek üretici sayılır) |
| L2 | Esnek siyasi ad | 6.–8. yy.; Soğdca kullanım 9. yy.’a uzanır | Kağanlar, egemenlikleri altındaki halklar için; Soğdlu yazarlar | “bizim Türklerimiz” olarak Türgişler ve türk sir bodun (§3.2–§3.3); Karabalgasun, “Türk ülkesinin kralı”, belirlenemeyen (§4.2) | iç tanıklık; Soğdca kullanım belirlenemeyen | K2a; uygulandığı halkların bazılarınca itiraz edildi (Türgişler; Dokuz Oğuz ayaklanmaları) |
| L3 doğu | Budist Uygurlar arasında dil adı | 10.–13. yy. | Eski Uygurca çevirmenler | türk tili, türk uyγur tili (§4.3) | iç tanıklık; adın yolu belirlenemeyen | yazı dili K2a; ad ya Uygur yazılı geleneği ya da Soğd kullanımı yoluyla (§4.3) |
| L3 İslam | İslam kolunda dil adı | 11.–17. yy. | Kâşgarlı; Balasagunlu Yusuf; Çağatay yazarları; Babür; Ebulgazi | Kâşgarlı (§5.3); Kutadgu Bilig 273 (§5.4); Çağatayca (§6.4) | iç tanıklık | Eski Türkçeyle sürekli yazı dili, K2a |
| L4 | İslam dönemi öz-adı; bir etno-kültürel topluluğun merkezi; Timurlu döneminden itibaren Türk–Tacik ikilisinin Türk yarısı da | 11.–16. yy. | Karahanlılar; Oğuzlar/Türkmenler; Selçuklular; Timurlu yazarlar | Kâşgarlı; Kutadgu Bilig; sikkeler (§5.1, §5.3–§5.5); Yezdî’nin Zafernâme‘si, Nevâyî, Babür (§6.3–§6.4) | benimseme anında buluşma (§5.1, §5.8); sonrasında iç tanıklık (§6.3–§6.4, §6.8) | benimseme anında ad dışarıda taşındı (Etrâk); içeride taşınanlar: yazı dili ve, dışarıdakilerin bildirdiğine göre, hakan unvanı (§5.1); benimseme, hanedanın 1060’lar ve 1070’lerdeki kendi Türkçe metinlerinde tanıklanır (§5.3–§5.4) |
| L5 | Soy kütüğü çerçevesi | 15.–17. yy. (İlhanlı çerçevesi y. 1300–1310) | Timurlu ve Cengizli (Şibanî) saraylar, İlhanlı tarih yazımının kurduğu bir çerçeve içinde (§6.2) | Reşîdüddîn (çerçeve); Yezdî’nin Mukaddime‘si; Ebulgazi (§6.2, §6.5) | onu yazan saraylarda iç aktarım (saray soy kütüğü); sınıflandırdıkları için dış sınıflandırma, onu kendileri istemedikçe (Türkmen beyleri, §6.5) | soy kütüğü (H1) İslami ve Moğol terimleriyle yeniden kuruldu; K4 zayıf (tek bir soy kütüğü yazımı geleneği) |
| X | Dış taşıyıcı (katman değil) | 6. yy.’dan itibaren | Çinli, Soğdlu, Arap, Fars, Bizanslı, Süryani ve Slav yazarlar | Xiongnu üzerinden Tang okuması (§3.4); Turk/Etrâk (§5.2); Golden 2018, 295 n. 21 (§7.2) | uyumlu dış anma; ayrışan dış sınıflandırma | dışarıda kesintisiz; 744–991 boyunca batıda adın belgelenmiş tek taşıyıcısı |
Tablo 1. Türk etnoniminin katmanları, 6.–17. yüzyıllar.
| Katman | Şununla çürür | Şununla çürümez |
|---|---|---|
| L1 | Orhon yazıtlarındaki türk bodun‘un hiçbir zaman bir halkı değil, yalnızca hanedanı ya da yalnızca siyasi yapıyı gösterdiğine ilişkin kanıt | en erken anıtların Türkçe olmayan dilleri |
| L2 | adın Türklerin kendi metinlerinde çekirdek dışı halklara hiç uygulanmadığına ilişkin kanıt | böyle adlandırılan halkların bazılarının ayrı adlandırılması ya da ayaklanması (Türgişler, Dokuz Oğuzlar) |
| L3 doğu | kolofonlardaki türk tili‘nin tek bir üreticinin kopyalanmış bir kalıbı olduğuna ilişkin kanıt | uyγur tili‘nin yanında bulunması; aynı edebiyatta türk‘ün aşağılayıcı kullanımları (§4.4) |
| L3 İslam | İslam kolunun Türkçe metinlerinin dillerine hiçbir zaman türk ya da türkčä demediğine ilişkin kanıt | Kâşgarlı’nın saray lehçesi için kullandığı bölgesel ad Hakaniye |
| L4 | Karahanlı öz-adının yalnızca Arapça okuyan kitlelere yönelik metinlerde bulunması, hiçbir Türkçe ya da unvana ilişkin tanık olmaması | 744–991’de batıda Türkçe öz-tanıklığın bulunmaması |
| L5 | Türk‘ün yalnızca Yafes’in oğullarından biri olarak, hiçbir üyelik ya da meşruiyet işlevi olmadan görünmesi | aynı soy kütüklerinin Moğol merkezli cins anlamı |
| Tartışmalı sınıflamalar | ||
| Çekirdeğin ötesine genişleme olarak L2 (§3.3) | Türklerin kendi metinlerinde türk‘ün çekirdek dışı halklara her uygulanışının (Türgişler, türk sir bodun) Aşina önderliğindeki çekirdeğin öbeklerini gösterdiğine ilişkin kanıt | Fu Ma’nın, türk bodun ile Dokuz Oğuzların ayrı aktörler olduğu BQ E30–31 okuması, çünkü bir siyasi ad bileşenlerini ayrı ayrı adlandırır |
| Ödünç değil iç kaynaklı olarak L3 doğu (§4.3) | dil adının yalnızca Soğd kullanımından geldiği gösterilirse çürümez, buluşma olarak yeniden sınıflanır; ancak kolofonlardaki türk‘ün çevirmenlerin kendi dilini adlandırmadığı gösterilirse çürür | dil adının Uygur Kağanlığı’nın runik yazıtlarında bulunmaması |
| İçselleştirilmiş dış ad değil buluşma olarak L4 (§5.1) | Karahanlı edebî dilinin Eski Türkçeyle sürekli olmadığına ilişkin kanıt ile hanedanın unvan dağarcığının yalnızca İslami kullanımdan geldiğine ilişkin kanıt, birlikte | hakan unvanının aralık içinde yalnızca dışarıdakiler aracılığıyla tanıklanması; bu, §5.1’de ve §7.5’te belirtilen bir zayıflıktır |
| 744 öncesinde “tek siyasi dünya” (§4) | Türklerin ve Dokuz Oğuzların 744’ten önce yazı, edebî dil ya da unvan dağarcığı paylaşmadığına ya da Uygur yazıtlarının Türkleri kökence yabancı saydığına ilişkin kanıt | Uygurların etnonimi reddetmesi ve Türklere düşmanlıkları (§4.1) |
Tablo 2. Her katman ve tartışmalı sınıflamalar için açıkça belirtilmiş çürütme koşulları (K5).
Modelin dört özelliği buradan çıkar.
- Katmanlar birbirini izlemez, birikir. L3, L1’in yerini almadı; ondan uzun yaşadı. L4, L3’ten beslendi, çünkü Kâşgarlı Türk dilini bir üyelik ölçütü yaptı. L5, L4’ü içine aldı ve bir Cengizli soy kütüğü ekledi. Herhangi bir anda birkaç katman aynı anda etkin olabiliyordu ve farklı topluluklar farklı katmanları etkinleştirebiliyordu.
- Kullanımlar ayrıştı. 744’ten sonra Uygurlar L1’i bir etnonim olarak reddetti ve türk‘ü tarihsel düşmanın ve “barbar” dışarıdakilerin adına dönüştürdü; Budist ardılları ise kendi dillerine türk demeye başladı (L3; §4). Orta Asya’nın ve batı bozkırının Müslüman Türk dilli toplulukları L4’ü geliştirdi (§5). İkisi de aynı addan ve aynı edebî dilden beslendi ve din ile siyasi bellek çizgisi boyunca ayrıştı. Ayrışma nüfusların değil, kullanımların ayrışmasıdır.
- Bazı öğeler gömülü olabilir. Kağanlığın kendi kaydında Türk unvanları ve kağanlık elli yıl boyunca bırakıldı ve 682’de, iletişimsel bellek içinde yeniden kuruldu (§3.4). 744–991 boyunca batıda adın hiçbir iç taşıyıcısı belgelenmez; içeride yaşayan, yazı dili ve, dışarıdakilerin bildirdiği kadarıyla, bir unvan dağarcığıydı. Karahanlı öz-adı, demek ki, gömülü bir adın yeniden etkinleşmesi olarak değil, dışarıda taşınan bir adın içeride taşınan bu öğelerle buluşması olarak en iyi açıklanır (§5.1). Burada sınama olumsuz sonuçlandı: ad için gömülülük sınandı ve bulunmadı; kanıt bunun yerine buluşmayı destekler (§1). Bir öğenin taşıyıcısı gösterilemediği yerde model o öğe için gömülülük ileri sürmez.
- İçerikteki değişim sürecin bir özelliğidir, ona karşı kanıt değildir. Ad bir çekirdek halktan bir siyasi yapıya, bir siyasi yapıdan bir dile, bir dilden kısmen dille tanımlanan bir topluluğa ve o topluluktan Moğolları alabilecek genişlikte bir soy kütüğü çerçevesine geçti. Her aralıktan sonra dönen şey hiçbir zaman bir kopya değildi: ad ve unvanlar eskiydi, anlatı yeniydi. Golden’ın Geary’den aldığı deyişle adlar “yenilenebilir kaynaklardı” (Golden 2022, 2, Geary 2002, 118’den alıntılayarak).
Şekil 1. Türk etnoniminin zaman içindeki katmanları, y. 540–1700. Çubuklar nüfusları değil, adın bir işlevinin tanıklandığı dönemleri gösterir; bir çubuğun rengi adı o işlevde kullanan topluluğu belirtir ve katmanlar birikimli oldukları için örtüşür (1. özellik). Noktalar tarihlenmiş başlıca tanıklardır (§3–§6); içi boş noktalar gücü belirsiz ya da sınıfı belirlenemeyen tanıklardır; yalnızca yüzyıla göre tarihlenen tanıklar o yüzyılın içine yerleştirilmiştir ve çubuk uçları yaklaşıktır (552 ve 744 Kağanlığı sınırlar; Uygur çubuğu en geç Eski Uygurca Budist kolofonlarla biter). Tarama, bırakılan bir öğeyi (Türk unvanları ve kağanlık, 630–682; §3.4) ve adın hiçbir iç tanığının belgelenmediği 744–991 batı aralığını gösterir (§5.1). Noktalı kesimler, gücü belirsiz ya da sınıfı belirlenemeyen kullanımları (siyasi adın 744 sonrası Soğdca kullanımı; 991–92 sikkesi) ve soy kütüğü şeridinde, çerçevenin kendine mal edilmiş kullanımından önceki İlhanlı çerçevesini gösterir (§6.2). Gri çizgi, bir katman olmayan dış taşıyıcıdır (Tablo 1). Addan önce gelenler ve adın 17. yüzyıldan sonraki akışı Bölüm II’nin konusudur. Şeklin kaynağı: her tarih için bölümü kaydeden figures/sekil1.py; İngilizce sürüm figures/figure1_en.png‘dir.
7.2 İki görüşün yeniden değerlendirilmesi
Süreklilik modeli. Dilin Kağanlık’tan itibaren sürdüğü, adın ve bazı bellek öğelerinin — doğuda içeride, batıda büyük ölçüde dışarıda — taşındığı konusunda haklıdır. Üç bakımdan yanılır: bu sürmeyi türdeş bir halkın tarihi olarak tasarlar; etnonimin açıkça reddedildiği Uygur vakasını gözden kaçırır; ve adın değişen içeriğini, soy kütüğünün ve köken mitlerinin İslami ve İrani terimlerle yeniden kuruluşu dahil, göz ardı eder. Yalnızca §4’ün kanıtı, Türk dilini konuşanların hepsinin 744’ten sonra bir Türk etnik kimliğini paylaştığı yönündeki her iddiayı dışlar; aynı kanıt, Uygurların etnonimi reddetmesiyle çizilen sınırın Türklerin yazısını, edebî dilini ve siyasi dağarcığını paylaşan bir dünyanın içinden geçtiğini ve ardıllarının kendi dillerine türk dediğini de gösterir.⁷
⁷ Süreklilik okumalarının Türk tarih yazımında uzun bir geçmişi vardır. Kafesoğlu’nun Barthold’a yanıtı §1’de verilmiştir; Kafesoğlu Efrasiyab’ı da tarihsel bir Türk hükümdarı olarak ele almıştır (Kafesoğlu 1966, §I). Standart Türkçe başvuru eseri Türklerin tarihine Güney Sibirya’nın Tunç Çağı kültürleriyle başlar ve Hunları “Türklerin kurduğu ilk devlet” sayar (Taşağıl 2012); addan önce gelenler Bölüm II’nin sorusudur ve burada hükme bağlanmaz. Kafesoğlu’ndan yararlanan yakın tarihli bir inceleme, Bilge Kağan yazıtındaki “Dokuz Oğuz benim milletim idi” ifadesini, Türgiş, Basmıl, Dokuz Oğuz, Otuz Tatar ve Sirlerin “Türk oldukları”nı gösteren bir kanıt olarak okur (Durmuş 2017, 43); §3.3 aynı kalıbı kağanın topluluğuna üyelik iddiası olarak okur; Türk adını içermediği için de orada siyasi adın bir tanıklığı sayılmaz; Türgişler ve Sirler için ise yazıtların başka pasajları adı gerçekten uygular ve bunlar siyasi adın tanıklıkları olarak sayılır (L2; §3.2–§3.3). §1’de belirtilen süreklilik modelinin saf biçimi bir ideal tiptir ve bu eserlerin hiçbirine mal edilmez; Kafesoğlu’nun kendi tezi daha dardır.
Kopuş görüşü. Lee kitabını, Türk halklarının tarihini “baba soyuyla bağlı bir soy varlığının kesintisiz tarihi olarak değil, uzun bir kaynaşma ve bütünleşme süreci olarak” ele alan bir çalışma olarak çerçeveler (Lee 2023, 4). Bu makale o öncülü paylaşır. Lee’nin dört iddiasıyla, dördüncüsü iki parçasına ayrılarak, ilişkisi kesin olarak belirtilebilir.
| İddia | Lee | Bu makale | Dayanak |
|---|---|---|---|
| 1 | Türk Kağanlığın çekirdeğine aitti | değiştirilerek kabul edilir: çekirdek ad ve siyasi yapıyla tanımlanır ve ad bir siyasi ad olarak genişletilebilirdi | §3.1–§3.3 |
| 2 | Uygurlar ve Kırgızlar adı benimsemedi ve Türkleri düşman saydı | kısmen kabul edilir: ikisi için de etnonim bakımından doğrudur — Yenisey yazıtları bir “Türk kağanı”nı ve bir “Uygur kağanı”nı kendilerininkinden başka hükümdarlar olarak anar ve Kırgızlar Orhon geleneğini devralmadı (§4.1, §5.6); Batı Uygurları arasında dil adı için doğru değildir; Uygur kağanlarının Türk geçmişiyle, kendi egemenliklerinin girişi olarak anlattıkları ilişkisi için de doğru değildir; düşmanlık tek bir siyasi dünya içinde bir üstünlük mücadelesiydi (§4) | §4, §5.6 |
| 3 | Geniş anlam Müslüman yazarlarca yaratıldı | sınırlanır: genel ad, Türklerin kendi adı olarak taşıdığı ve bir siyasi ad olarak daha o zaman çekirdeklerinin ötesine genişlettikleri bir addan alındı (§3.3); genelleşmenin Soğd kullanımında, belki resmî bir Uygur anıtı da dahil, İslam öncesi öncülleri vardı; bozkır halkları için genel bir ad olarak kristalleşmesi İslam dönemine aittir | §3.3, §4.2, §5.1–§5.2 |
| 4a | Moğol sonrası seçkinler kendilerini öncelikle Moğol olarak tanımladı; Türk etno-dilsel değil, Tacik‘e göre tanımlanan bir terimdi | sınırlanır: Yezdî’nin ve Ebulgazi’nin cins anlamı ve Türk/Sart ikilisi için doğrudur; tek anlam değildir, çünkü Babür adı konuşulan bir dile ve yerleşik bir nüfusa bağlar, Ebulgazi de Türkçe ile Moğolcayı iki dil olarak ayırır | §6.3–§6.5 |
| 4b | “Modern anlamda” Türk kimliği modern zamanlardan önce yoktu (Lee 2021, 215) | Bölüm II’ye bırakılır: Bölüm I modern öncesi aktörlere modern bir ulusal bilinç yüklemez; adı, dili ve seçilmiş belleği ve 11. yüzyıldan itibaren ad etrafında merkezlenen bir etno-kültürel topluluğu (§5.3), modern Türk uluslarının sonradan içinden oluştuğu malzeme olarak belgeler (§2.6); bu ulusların ondan nasıl oluştuğu ve adın bugüne uzanan akışı Bölüm II’de ele alınır | §1, §2.6, §5.3, §7.4 |
Üçüncü iddia Lee’den eskidir. Barthold onu 1926–27’de formüle etti; Soğd kanıtını bilmiyordu ve Budist türk uyγur tili‘ni ve Karahanlı öz-adını kendisi kaydetmişti (§4.3, §5.3). Lee’nin ikinci ve üçüncü iddiayı destekleyen iki argümanı doğrudan yanıtlanmalıdır. Lee, Tibetçe Drugu‘nun Türk dilli bütün boylar için geniş bir terim olmadığını belirtir (Lee 2016, 106); bu doğrudur ve Soğd kanıtının burada tamamlanmış bir genelleşme değil bir öncül olarak okunmasıyla tutarlıdır. Ayrıca Moğolların Gizli Tarihi‘nin Nayman, Öngüt, Kırgız, Uygur, Kıpçak ya da Kanglılara “Türk” demediğini belirtir ve Uygurlar adı kendileri için kullansaydı Naymanların onu Moğollara aktaracağını öne sürer (Lee 2016, 106 ve n. 28). Bu argüman, makalenin de Uygurların kullanmadığını kabul ettiği etnonime ilişkindir; dil adına ilişkin değildir. Golden da Lee’nin, Golden’ın özetine göre, adın Kağanlığın düşüşünden sonra Müslüman olmayan kaynaklardan neredeyse kaybolduğu görüşüne itiraz eder: Bizans Τοῦρκοι’si ve Süryani Turkāyē çok çeşitli bozkır halklarını kapsıyordu, İbranice Twrq ve Doğu Slavca Tork ise Oğuzları gösteriyordu (Golden 2018, 295 n. 21).
4a iddiası Yezdî, Reşîdüddîn’in sınıflandırıcı kullanımı ve Ebulgazi’nin cins anlamı tarafından desteklenir; Babür’ün Andican halkını betimlemesi ve Ebulgazi’nin dilleri ayırması tarafından sınırlanır. Anlaşmazlık, Timurlu ve Cengizli sarayların Türk‘ü Moğol merkezli bir anlamda kullanıp kullanmadığı üzerine değildir, kullandılar; o anlamın elde bulunan tek anlam olup olmadığı üzerinedir.
Bellek konusunda makale, İslam kolu için Lee’nin en son bulgusunu kabul eder. Sonraki Türk hanedanlarının köken gelenekleri kesintili ve türdeş değildir; Karahanlılar Batı Türk Kağanlığı’nın tarihsel kişilerini hatırlamadı (Lee 2026, 209, 217). Bulgu, yazıtları Türk tarihini kendi tarihlerinin girişi olarak anlatan, kağanları bir kurt sancağı koruyan ve sonraki edebiyatı Tonyukuk’un adını anan Uygur koluna uzanmaz (§4.1, §5.6). İslam kolu için modelin bellek konusunda ileri sürdüğü daha dardır: unvanlar ve birkaç yetke yeri taşındı; soy kütüğü, köken miti ve tarih anlatısı yeniden kuruldu (§5.6).
Anlaşmazlık, demek ki, büyük kısmı ortak olan kanıttan çok onu okumak için kullanılan modele ilişkindir. Kimliği belirli bir anda kendine uygulanan etnonimle eşitleyen bir model, o etnonimin değiştiği her yerde kopuş bulacaktır. Ad, dil ve belleği ayrı katmanlar olarak ele alan ve her taşıyıcının hangi öğeyi taşıdığını soran bir model ise daha ayrıştırılmış bir tablo bulur: dilin sürmesi ve dil adının yükselişi, kullanımların ayrışması, içeriden ve dışarıdan kullanımın buluşması ve belleğin seçici olarak taşınması ve yeniden kuruluşu.
7.3 Karşılaştırmalı bakış
Türk vakası, sessizleşip geri dönen başka adların yanına konabilir; yeter ki benzerlikler kadar farklılıklar da açıkça belirtilsin. 1204’ten sonra Latince Graikoi etiketi Bizans yazarlarını kendi seçtikleri Hellenes adına doğru itti ve benimsedikleri Helen kimliği Romalı kimliğinin yerine geçmedi, ona eklendi: II. Theodoros Laskaris “Romania’nın yerine Hellas’ı koymadı” (Kaldellis 2007, 342, 375). Bu, Karahanlı vakasında olduğu gibi, dışarıdan adlandırmanın daha eski bir adın içeriden benimsenmesini tetiklediği bir vakadır; ama orada daha eski ad sürekli bir Yunan edebî geleneğince içeride taşınmıştı; batı Türk aralığında bu tür bir ad taşıyıcısının belgelenmiş bir karşılığı yoktur. İran’da siyasi ad Ērān ilk İslam yüzyıllarında ancak sınırlı biçimde kullanıldı ve İlhanlılar döneminde bir ülkenin adı olarak yeniden kuruldu (Savant 2013, 9–10; Ashraf 2006); ama İran belleği arada büyük bir Yeni Farsça edebiyatça, dihkan soylarınca ve saray kültürünce taşındı; Türk aralığında bunların karşılığı yoktur. Bizans vakası, demek ki, Karahanlı vakasıyla tetikleyicide koşuttur, taşıyıcıda değil; İran vakasıyla birlikte batı Türk aralığının, bu vakalardaki türden ne adın bir iç taşıyıcısını ne de bir anlatı belleği bütününü belgelediğini gösterir; ikisi de §5.1’in Karahanlı buluşmasının daha güçlü iç öğesi saydığı yazı dilini ilgilendirmez. 1185’te Bulgar devletinin aradaki dönemde Ohri başpiskoposluğunca taşınarak yeniden kurulması da (Polyvyannyy 2025, 268–70) aralık içinde tanıklanan bir iç kuruma dayanıyordu; batı Türk tarafındaki en yakın karşılığı olan kağanlık unvan dağarcığı ise aralık içinde yalnızca dışarıdakiler aracılığıyla bilinir (§5.1). III. Alfonso döneminde Asturias’ın Got ardıllığı iddiası, yeniden etkinleşmeden çok yeniden kuruluş olarak betimlenebilir (Escalona 2004, 232–33; Martin 2020, §§9–24).
En öğretici karşıtlık Macar vakasıdır. 10. yüzyıldan itibaren Batı kronikleri Macarlara “Hun” dedi ve 13. yüzyılda bu dış ad, halkın kendi geçmişi olarak Macar tarih yazımına girdi (Bozóky 2014, ¶2–5, 21–24; Szűcs 1999).⁸ §2.5’in sınıflarında bu bir içselleştirilmiş dış addır: ad yalnızca dışarıda taşındı ve içeride devralınmış başka hiçbir öğe taşınmadı. Karahanlı vakası belgelenmiş iki noktada ayrılır — Eski Türkçeyle sürekli bir yazı dili ve kağanlık unvan dağarcığı; ikincisi yalnızca dışarıdakiler aracılığıyla bilinir — ve bu noktalarda içselleştirilmiş dış ad değil buluşma olarak sınıflanır. Fark sınırlıdır, çünkü adın kendisi için bir iç taşıyıcı sağlamaz; ama küçük değildir: en başta iki öğenin güçlüsü olan yazı diline dayanır (§5.1). Adın dışarıda taşınmasıyla birlikte, modelin batı aralığında adın taşınması için ileri sürdüğünün tamamı budur. Adın kökeni konusunda model bir şey daha ileri sürer: ad batıda dışarıdakilerce taşındı, ama onlarca icat edilmemişti, çünkü dışarıdakiler onu Türklerin kendi adı olarak taşıdığı addan almıştı (§5.1).
⁸ 19. yüzyılda Süryani Hıristiyanlar arasında misyoner ve akademik etkiyle yeniden canlandırılan Asur adı, içselleştirilmiş bir dış adın bir başka örneğidir; bu makalenin döneminin dışında kalır.
7.4 Modelin iddia etmedikleri
-
- yüzyıldan itibaren değişmeden süren türdeş bir Türk halkı varsaymaz. İzlediği süreklilik — adın, dilin ve seçilmiş belleğin sürekliliği — gerçektir, ama aynılık değildir; modern Türk uluslarının yararlandığı malzemedir ve bugüne uzanan akışı Bölüm II’nin konusudur.
- Türk dilli toplulukların hepsinin herhangi bir anda Türk‘ü etnonim olarak kullandığını iddia etmez. Uygurlar onu etnonim olarak reddetti ama dillerine türk dedi; Kıpçak bozkırında Moğol ardılları kendilerini Moğol torunları olarak tanımladı. Paylaştıkları şey, değişen derecelerde, dil ve 11. yüzyıldan itibaren Kâşgarlı’nın Türkçe konuşanların hepsine uyguladığı bir kategoriydi (§5.3).
- Biyolojik soydan kimliğe giden hiçbir argüman kurmaz. §§5–6’da ele alınan soy kütükleri soyun kayıtları olarak değil, soya ilişkin siyasi ve metinsel iddialar olarak okunur. Burada izlenen süreklilik adların, dilin ve seçilmiş belleğin sürekliliğidir; bunları taşıyan nüfuslar ve eski DNA’nın onlar hakkında söyleyebilecekleri Bölüm II’nin konusudur (§2.1); “Türk dilli halklar” öncelikle dilsel bir adlandırmadır (Golden 2022, 6 n. 15).
- Sessizlikten gömülülük çıkarmaz ve Türk adının 744 ile 991 arasında batıda bir iç taşıyıcıda gömülü olduğunu iddia etmez.
- Modern ulusal kimlikler hakkında 6.–17. yüzyılların kanıtından hüküm vermez. Modern Türk, Uygur ve öteki Türk kimlikleri bu çalışmanın konusudur ve adı ve onu taşıyanları 17. yüzyıldan bugüne izleyen Bölüm II’de ele alınır (§1, §2.6).
7.5 Sınırlılıklar
- Kaynaklar ezici çoğunlukla seçkinlere ait ve yazılıdır: hükümdar yazıtları, bilgin çevirmenlerin kolofonları, bir sikke yazısı, halifelik sarayı için derlenmiş bir sözlük, hanedan tarihleri ve soy kütükleri. Bunlarda dile gelen kimliklerin seçkin olmayan nüfuslarca ne ölçüde paylaşıldığı bu kanıtla ölçülemez; kanıtın gösterdiği, hükümdarların, çevirmenlerin ve saray yazarlarının topluluğu nasıl temsil ettiği ve zaman zaman daha geniş bir nüfusu nasıl betimlediğidir; Babür’ün Andican’ın şehirlilerine konuşmalarından dolayı Türk demesi gibi (§6.4).
- Eski Uygurca metinler düzensiz biçimde günümüze ulaşmıştır. Maitrisimit, Ci’en zhuan ve MIK III 198 kolofonu dahil temel metinlerin tarihlenmesi tartışmalıdır ve dil adı az sayıda bağımsız üreticiye dayanır.
- 744–991 kanıtı simetrik değildir. Bozkır hanedanlarına içkin olan unvan taşıyıcısı, aralık içinde yalnızca dış kaynaklardan — Mes’ûdî, İbnü’l-Fakîh, İbn Hurdâzbih ve, daha sonra, Gerdîzî — bilinir ve bu kaynaklar Karluk unvanı konusunda tutarlı değildir. L4’ün buluşma okuması esas olarak yazı dilinin sürekliliğine dayanır; bu unvan kanıtı onun daha zayıf dayanağıdır.
- Birkaç kol yalnızca değinilerek ya da hiç ele alınmamıştır: - Batı Türkleri, Hazarlar, Bulgarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar; - seçkinlerin öz-ad olarak Rûmî‘yi tercih ettiği, ama dillerine Türkçe dediği ve hanedanlarını Oğuzlara bağladığı, Türk‘ün de kırsal ve aşiret nüfusları için küçümseyici bir terim olabildiği Osmanlı kolu (Kafadar 2007, 11); - Toharların ve Soğdluların Eski Uygurca yazı kültürüne katkıları.
- Erken olabilecek bir tanıklık bir kenara bırakılmıştır. Nomgon yazıtları, yayımlanmış bir okuma beklenerek dışarıda tutulmuştur.
- Bazı kaynaklar yalnızca kısmen, basılı sayfa numarası olmayan elektronik metinlerde ya da ikinci elden okunmuştur. Her vaka metinde ya da kaynakça girdisinde belirtilmiştir. Yalnızca böyle bir okumaya dayanan tek iddia, burada Lee ve Nagamine aracılığıyla bilinen Yezdî’nin soy kütüğüdür (n. 5).
8. Sonuç
Bu makale, bir süreklilik modeli ile bir kopuş ya da dış ad görüşü arasındaki karşıtlık göz önünde tutulduğunda, Türk etnoniminin 6. ile 17. yüzyıllar arasındaki tarihinin nasıl modellenmesi gerektiğini sordu. İkisinin de kanıta uymadığını savundu ve onların yerine, adın farklı zamanlarda ortaya çıkan, bir arada var olan ve ayrışan beş işlevi yerine getirdiği katmanlı bir tarih önerdi.
Türk Kağanlığı’nda ad hem bir çekirdek halkın etnonimi hem de esnek bir siyasi addı; Dokuz Oğuzlara da “kendi halkım” diyen bir egemenlik alanı içinde Türgişleri “bizim Türklerimiz, bizim halkımız” diye betimleyebiliyordu ve kapsamına uygulandığı halklarca itiraz ediliyordu. Kağanlığın kendi anıtları ilk bir kayıp ve yeniden kuruluş döngüsünü kaydeder: Türk unvanlarının ve kağanlığın bırakıldığı elli yıl ve ardından 682’de yeniden kuruluşları.
744’ten sonra adın kullanımları ayrıştı.
- Uygurlar arasında — İkinci Kağanlık’ı tek bir siyasi ve dilsel dünya içindeki bir üstünlük mücadelesinde yıkmışlardı — türk yenilen düşmanı ve, genişletilerek, “barbar” dışarıdakileri adlandırdı. Yine de Uygur kağanları Türklerin siyasi dağarcığını devraldı ve Türk Kağanlığı’nı kendi egemenliklerinin öncülü olarak anlattı; Batı Uygur edebî ortamı da kendi diline türk tili, bazen türk uyγur tili dedi.
- Batıda, yaklaşık iki buçuk yüzyıl boyunca adın hiçbir iç tanığı kalmamıştır; Arap, Fars ve Çin yazarları ise onu kesintisiz kullanımda tuttu ve, dışarıdakilerin bildirdiğine göre, kağanlık unvan dağarcığı bozkır hanedanları arasında sürdü. Karahanlılar adı benimsediklerinde bunu Eski Türkçeyle sürekli bir yazı dilinde ve o unvan dağarcığıyla birlikte yaptılar: dışarıda taşınan genel bir adın içeride taşınan öğelerle buluşması; ilk kez, gücü belirsiz olmakla birlikte 991–92 tarihli bir sikkede, kesin olarak da 1060’ların ve 1070’lerin Türkçe metinlerinde görünür. O zamana gelindiğinde, Kâşgarlı’nın tanıklığına göre ve Fu Ma’nın sözleriyle, ad, Türk dilinin bir üyelik ölçütü işlevi gördüğü bir etno-kültürel topluluğun merkeziydi.
- Moğol sonrası dönemde ad bir soy kütüğü çerçevesi ve bir dilin adı olarak işledi; Türk–Tacik ikilisinde de bir öz-ad olarak kaldı. Çerçeveyi Reşîdüddîn kurdu; Timurlu saray tarihçileri onu Moğol merkezli bir cins anlamında kullandı; Hiveli bir Cengizli han onu hem bu anlamda hem de Moğolcadan ayrı bir dilin adı olarak kullandı ve kendi soyunu Yafes oğlu Türk’e bağladı; Babür de onu Andican halkının konuşmasına bağladı.
Dil baştan sona sürdü. Dil adı doğuda 10., batıda 11. yüzyıldan itibaren tanıklanır; adın kendisi doğuda içeride, batıda ise yaklaşık iki buçuk yüzyıl boyunca dışarıda taşındı. Bellek iki kolda seçici ve farklı biçimlerde sürdü: Uygur yazıtları Türk Kağanlığı’nı Uygur egemenliğinin öncülü olarak anlattı ve bir Batı Uygur metni Tonyukuk’un adını hâlâ andı; İslam kolunda unvanlar ve bazı yetke yerleri taşındı, soy kütüğü ve köken miti ise İslami ve İrani terimlerle yeniden kuruldu. Değişen, adın yerine getirdiği işlev ve onu sahiplenen topluluklardı. Bu süreklilik ve dönüşüm bileşimi — adın Kağanlığın bazı ardıl siyasi yapılarınca reddedilmesi ve başkalarınca benimsenmesi dahil — burada ardışık etnogenezlerle kastedilen şeydir.
Makale, özgül bulgularının ötesinde yöntemsel bir nokta da ortaya koyar. Bu tartışmadaki kanıtın büyük kısmı, karşıt sonuçlara varan araştırmacılarca paylaşılır. Anlaşmazlık büyük ölçüde o kanıtı okumak için kullanılan modele bağlıdır. Açık ölçütler, öğe öğe kodlanan taşıyıcılar ve her katman ve her tartışmalı sınıflama için yazılmış çürütme koşulları, kopuş kanıtının ve süreklilik kanıtının birbirine karşı değil birlikte okunmasını sağlar ve kanıtın nerede ince olduğunu açıkça gösterir.
Daha ileri araştırma için üç yön çıkar.
- Eski Uygurca kolofonlarda öz-gönderimsel türk‘ün sistemli bir taraması: çevirmenler, kesin tarihlemeler ve redaksiyonlarla birlikte ve MIK III 198’in yerinin ve tarihinin çözülmesiyle.
- 744–1060 arasında Karlukların ve erken Karahanlıların unvan dağarcığının daha kapsamlı belgelenmesi: sikke kaydı dahil; aralığın Shatuoları ve öteki toplulukları için Çince kullanımın belgelenmesi de.
- Modelin Kıpçak bozkırına ve Osmanlı koluna genişletilmesi ve Çince, Japonca, Rusça ve Türkçe literatürün uluslararası tartışmaya daha kapsamlı biçimde katılması.
Burada izlenen katmanlar, modern Türk uluslarının sonradan içinden oluştuğu etnik malzemedir (§2.6). Bu çalışmanın Bölüm II’si, bu makalenin bilerek dışarıda bıraktığı konuları ele alır: addan önce gelenler, onu taşıyan nüfuslar ve adın bugüne uzanan akışı; bu malzemenin modern Türk uluslarının oluşumunda nasıl benimsendiği, değiştiği ve zenginleştiği de buna dahildir. Bu makalenin savunduğu gibi ad, sabit bir halkın sabit bir özelliği değildi. Taşındı, genişletildi, reddedildi, benimsendi ve yeniden kuruldu: adını korurken yatağını ve suyunu değiştiren bir ırmak. Süreklilik, bu anlamda, gerçektir ama aynılık değildir.
Yapay zekâ kullanımına ilişkin beyan
Araştırma sorusu, model, tezler, kaynakların seçimi ve yorumu ve metne ilişkin bütün kararlar yazara aittir; içerikten yazar sorumludur. Bir yapay zekâ sistemi (Anthropic’in Claude’u) dört iş için kullanılmıştır:
- kaynakların taranmış görüntülerinden optik karakter tanıma (OCR) ve metin çıkarma;
- özgün metinlerle karşılaştırılarak denetlenen çalışma çevirileri;
- iki kaynak doğrulama turu: 408 alıntı ve kaynak yeri göndermesi, ayrıca yayın öncesinde değişen bölümlerin ve 175 kaynakça girdisinin tümünün yeniden denetimi, 1.1 sürümü için de ek bir denetim (Doğrulama Raporu v1.1);
- argümanın iç değerlendirmesi.
Ayrıca İngilizce metnin taslağının yazılmasına ve gözden geçirilmesine yazarın yönlendirmesi altında yardım etmiştir. Hiçbir alıntı ya da sayfa numarası kaynakta denetlenmeden kabul edilmemiştir.
Teşekkür
Yazar, Bölüm II’nin planını biçimlendiren nüfus tarihi üzerine fikir alışverişleri için Turkic DNA Project ve Turkish Genomics Project gönüllü çalışma gruplarına teşekkür eder. X’teki Türkoloji topluluğuna ve orada argüman üzerine yorum yapan Türkologlara teşekkür eder. X’teki kamusal tartışmalarda kendisiyle aynı görüşte olmayan, çoğu Çince yazan katılımcılara da minnettardır: itirazları birkaç kaynağı dikkatine getirdi; bunlar arasında burada kullanılan Clauson’un 1965 tarihli eleştirisi ve Kim Ho-dong’un bugünkü Uygur adı üzerine gözlemi vardır; itirazları ayrıca onu argümanı daha kesin dile getirmeye zorladı.
Çıkar çatışması ve finansman
Yazar, Türkiye’de özel bir eğitim grubu olan Çözüm Eğitim Kurumları’nda okullardan sorumlu Genel Müdür Yardımcısıdır. Araştırma bu görevden bağımsız olarak, kurumsal destek ya da finansman olmaksızın yürütülmüştür. Yazar, bu makalenin ve Türkçe çevirisinin yayımlandığı, Türk tarihi ve tarihsel nüfus genetiği üzerine ticari olmayan bir web sitesi olan turk.kim’i yönetmektedir. Başka bir çıkar çatışması beyan etmez.
Veri ve kaynak erişilebilirliği
Aşağıdakiler makaleyle birlikte Zenodo’da ve turk.kim’de CC BY 4.0 lisansıyla yayımlanır:
- makalenin tam Türkçe çevirisi;
- madde madde tabloları, doğrulayıcıların kuralları ve kaynak erişim haritalarıyla Doğrulama Raporu v1.1 (yerel dosya adlarının yerine “yazarın kopyası” yazılmıştır);
- Şekil 1’in İngilizce ve Türkçe sürümleri, onu üreten betikle birlikte;
- atıf dosyaları (CITATION.cff, BibTeX).
Birincil ve ikincil kaynaklar basılı baskılarına atıfla verilmiş, açık oldukları yerde veri tabanı ya da depo bağlantıları eklenmiştir. Telif hakkıyla korunan kaynaklar yeniden dağıtılmaz. Çince pasajlar, her biri için belirtildiği gibi, Scripta Sinica aracılığıyla Zhonghua baskılarıyla ya da Wikisource metniyle karşılaştırılarak denetlenmiştir. Doğrulanamayan öğeler metinde belirtilmiştir.
Kaynakça
Kaynakça, İngilizce asıl metindeki biçimiyle verilir; köşeli ayraç içindeki başlık çevirileri İngilizcedir.
- Abramson, Marc S. 2008. Ethnic Identity in Tang China. Philadelphia: University of Pennsylvania Press.
- Anderson, Benedict. 1983. Imagined Communities: Reflections on the Origin and Spread of Nationalism. London: Verso.
- Arat, Reşid Rahmeti, ed. 1947. Kutadgu Bilig I: Metin. Istanbul: Millî Eğitim Basımevi.
- Ashraf, Ahmad. 2006. “Iranian Identity iii. Medieval Islamic Period.” In Encyclopaedia Iranica, vol. 13, fasc. 5, 507–22.
- Assmann, Aleida. 2011. Cultural Memory and Western Civilization: Functions, Media, Archives. Cambridge: Cambridge University Press.
- Assmann, Jan. 2006. “Körper und Schrift als Gedächtnisspeicher: Vom kommunikativen zum kulturellen Gedächtnis.” Kakanien Revisited, 31 January 2006. https://www.kakanien-revisited.at/beitr/theorie/JAssmann1.pdf.
- Assmann, Jan. 2008. “Communicative and Cultural Memory.” In Cultural Memory Studies: An International and Interdisciplinary Handbook, edited by Astrid Erll and Ansgar Nünning, 109–18. Berlin: de Gruyter.
- Aydın, Erhan. 2013. “Uygur Kağanlığı Yazıtları ile Yenisey Yazıtlarında Türk Adının Kullanımı Üzerine” [On the Usage of the Name Türk in the Uyghur Qaghanate and Yenisei Inscriptions]. Belleten 77 (278): 81–88. https://doi.org/10.37879/belleten.2013.81.
- Aydın, Erhan. 2017. Orhon Yazıtları: Köl Tegin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor [The Orkhon Inscriptions: Köl Tegin, Bilge Qaghan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor]. Istanbul: Bilge Kültür Sanat. (Cited from the 6th printing, 2024.)
- Aydın, Erhan. 2018. Taşa Kazınan Tarih: Türklerin İlk Yazılı Belgeleri [History Carved in Stone: The First Written Documents of the Turks]. Asya Tarihi Dizisi 8. Istanbul: Kronik Kitap.
- Bacon, Elizabeth E. 1958. Obok: A Study of Social Structure in Eurasia. New York: Wenner-Gren Foundation.
- Barat, Kahar. 2000. The Uygur-Turkic Biography of the Seventh-Century Chinese Buddhist Pilgrim Xuanzang: Ninth and Tenth Chapters. Bloomington: Indiana University. (Cited via Fu Ma 2019.)
- Barth, Fredrik, ed. 1969. Ethnic Groups and Boundaries: The Social Organization of Culture Difference. Bergen: Universitetsforlaget; London: Allen & Unwin.
- Barthold, V. V. [1927] 1968. “Dvenadtsat’ lektsii po istorii turetskikh narodov Srednei Azii” [Twelve Lectures on the History of the Turkic Peoples of Central Asia]. In Sochineniia, vol. 5, 17–192. Moscow: Nauka. (Lectures delivered in Istanbul in 1926; first published 1927.)
- Barthold, W. 1934. “Turks. A. I. Historical and Ethnographical Survey.” In The Encyclopaedia of Islam, 1st ed., vol. 4, 900–908. Leiden: Brill.
- Baski, Imre. 2025. “On the Historical Layers of Central-Asian Turkic Ethnonyms.” In Mongols, Tatars, and Turks in the Persianate World: Essays in Honor of István Vásáry, edited by Ferenc Csirkés and Benedek Péri, 317–33. Leiden: Brill. https://doi.org/10.1163/9789004720664_014.
- Berta, Árpád. 2004. Szavaimat jól halljátok… A türk és ujgur rovásírásos emlékek kritikai kiadása [Hear My Words Well…: A Critical Edition of the Türk and Uyghur Runic Inscriptions]. Szeged: JATEPress.
- Beveridge, Annette Susannah, trans. 1922. The Bābur-nāma in English (Memoirs of Bābur). 2 vols. London: Luzac.
- Bilgin, A. Azmi. 2020. “Muhâkemetü’l-Lugateyn” [Muḥākamat al-Lughatayn (The Judgement of the Two Languages)]. In TDV İslâm Ansiklopedisi, vol. 30, 395–96. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı.
- Binbaş, İlker Evrim. 2010. “Oğuz Khan Narratives.” In Encyclopaedia Iranica, online edition. Last updated 15 April 2010. https://www.iranicaonline.org/articles/oguz-khan-narratives.
- Blockley, R. C., ed. and trans. 1985. The History of Menander the Guardsman: Introductory Essay, Text, Translation, and Historiographical Notes. ARCA 17. Liverpool: Francis Cairns.
- Boeschoten, Hendrik. 2022. “Chaghatay.” In The Turkic Languages, 2nd ed., edited by Lars Johanson and Éva Á. Csató, 160–73. London: Routledge. https://doi.org/10.4324/9781003243809-11.
- Bosworth, C. E., and Gerard Clauson. 1965. “Al-Xwārazmī on the Peoples of Central Asia.” Journal of the Royal Asiatic Society (1/2): 2–12.
- Bozóky, Edina. 2014. “Huns et Hongrois, une seule nation…” In Nation et nations au Moyen Âge: XLIVe Congrès de la SHMESP (Prague, 23–26 mai 2013), 37–50. Paris: Éditions de la Sorbonne.
- Brubaker, Rogers, and Frederick Cooper. 2000. “Beyond ‘Identity’.” Theory and Society 29 (1): 1–47.
- Bulag, Uradyn E. 2024. “The Wheel of History and Minorities’ ‘Self-Sacrifice’ for the Chinese Nation.” Comparative Education 60 (1): 96–117. https://doi.org/10.1080/03050068.2023.2271781.
- Chandra, Kanchan, ed. 2012. Constructivist Theories of Ethnic Politics. Oxford: Oxford University Press.
- Chen Hao. 2021. A History of the Second Türk Empire (ca. 682–745 AD). Brill’s Inner Asian Library 40. Leiden: Brill. https://doi.org/10.1163/9789004464933.
- Chen Yinke 陳寅恪. 2001a. Sui Tang zhidu yuanyuan lüelun gao; Tangdai zhengzhishi shulun gao 隋唐制度淵源略論稿 唐代政治史述論稿 [A Draft Outline of the Origins of Sui and Tang Institutions; A Draft Account of Tang Political History]. Chen Yinke ji. Beijing: Sanlian shudian. (Tangdai zhengzhishi shulun gao first published 1943.)
- Chen Yinke 陳寅恪. 2001b. Hanliutang ji 寒柳堂集 [Collected Writings from the Hall of the Cold Willow]. Chen Yinke ji. Beijing: Sanlian shudian. (Includes “Lun Tang Gaozu chengchen yu Tujue shi” 論唐高祖稱臣於突厥事 [On Tang Gaozu’s Submission as a Vassal to the Türks], 108–21, first published 1951.)
- Clark, Larry. 1998. Turkmen Reference Grammar. Turcologica 34. Wiesbaden: Harrassowitz.
- Clark, Larry. 2017. Uygur Manichaean Texts. Vol. 3, Ecclesiastical Texts: Texts, Translations, Commentary. Corpus Fontium Manichaeorum, Series Turcica 3. Turnhout: Brepols. (Pages 71, 73 cited via Smith 2026.)
- Clauson, Gerard. 1965. Review of An Eastern Turki–English Dictionary, by Gunnar Jarring. Journal of the Royal Asiatic Society 97 (1): 57. https://doi.org/10.1017/S0035869X00123640.
- Dale, Stephen F. 2004. The Garden of the Eight Paradises: Bābur and the Culture of Empire in Central Asia, Afghanistan and India (1483–1530). Brill’s Inner Asian Library 10. Leiden: Brill.
- Dankoff, Robert, and James Kelly, eds. and trans. 1982–85. Maḥmūd al-Kāšγarī: Compendium of the Turkic Dialects (Dīwān Luγāt at-Turk). 3 vols. Sources of Oriental Languages and Literatures 7. Cambridge, MA: Harvard University Printing Office.
- Dankoff, Robert, trans. 1983. Wisdom of Royal Glory (Kutadgu Bilig): A Turko-Islamic Mirror for Princes. Chicago: University of Chicago Press.
- de Goeje, M. J., ed. 1870. Viae regnorum: Descriptio ditionis moslemicae auctore Abu Ishák al-Fárisí al-Istakhrí. Bibliotheca Geographorum Arabicorum 1. Leiden: Brill. (Reprint 1927.)
- de Goeje, M. J., ed. and trans. 1889. Kitâb al-Masâlik wa’l-Mamâlik (Liber viarum et regnorum) auctore Abu’l-Kâsim Obaidallah ibn Abdallah Ibn Khordâdhbeh. Bibliotheca Geographorum Arabicorum 6. Leiden: Brill.
- de la Vaissière, Étienne. 2018. “The Historical Context to the Khüis Tolgoi Inscription.” Journal asiatique 306 (2): 315–19. https://doi.org/10.2143/JA.306.2.3285622. (First page only consulted; the argument is summarized in Maue et al. 2018, 79–80.)
- Desmaisons, Petr I., ed. and trans. 1871–74. Histoire des Mogols et des Tatares par Aboul-Ghâzi Béhâdour Khân. 2 vols. St. Petersburg: Imprimerie de l’Académie impériale des sciences.
- Dietz, Siglinde, Mehmet Ölmez and Klaus Röhrborn. 2015. Die alttürkische Xuanzang-Biographie V. Wiesbaden: Harrassowitz. (Cited via Fu Ma 2019.)
- Dobrovits, Mihály. 2004. “The Thirty Tribes of the Turks.” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae 57 (3): 257–62.
- Drompp, Michael R. 1999. “Breaking the Orkhon Tradition: Kirghiz Adherence to the Yenisei Region after A.D. 840.” Journal of the American Oriental Society 119 (3): 390–403. https://doi.org/10.2307/605932.
- Drompp, Michael R. 2011. “The Lone Wolf in Inner Asia.” Journal of the American Oriental Society 131 (4): 515–26.
- Durmuş, İlhami. 2017. “Türk Adının Ortaya Çıkışı, Anlamı ve Yayılışı” [The Appearance of the Word Türk, Its Meaning and Its Pervasion]. Gazi Akademik Bakış 10 (20): 37–47. https://doi.org/10.19060/gav.321022.
- Ecsedy, Hilda. 1968. “Trade-and-War Relations between the Turks and China in the Second Half of the 6th Century.” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae 21 (2): 131–80. https://www.jstor.org/stable/23682060.
- Ercilasun, Ahmet B., and Ziyat Akkoyunlu, eds. 2014. Kâşgarlı Mahmud: Dîvânu Lugâti’t-Türk. Giriş–Metin–Çeviri–Notlar–Dizin [Maḥmūd al-Kāshgharī: Dīwān Lughāt al-Turk. Introduction, Text, Translation, Notes, Index]. Türk Dil Kurumu Yayınları 1120. Ankara: Türk Dil Kurumu.
- Erkoç, Hayrettin İhsan. 2018. “Çin ve Tibet Kaynaklarına Göre Göktürk Mitleri” [Göktürk Myths according to Chinese and Tibetan Sources]. Belleten 82 (293): 51–82. https://doi.org/10.37879/belleten.2018.51. (An English version, “Elements of Turkic Mythology in the Tibetan Document P.T. 1283,” appeared in Central Asiatic Journal 61 (2): 297–311; not consulted.)
- Escalona, Julio. 2004. “Family Memories: Inventing Alfonso I of Asturias.” In Building Legitimacy: Political Discourses and Forms of Legitimation in Medieval Societies, edited by Isabel Alfonso, Hugh Kennedy and Julio Escalona, 223–62. Leiden: Brill.
- Fei Xiaotong 费孝通. 1989a. Zhonghua minzu duoyuan yiti geju 中华民族多元一体格局 [The Pattern of Diversity in Unity of the Chinese Nation]. Beijing: Zhongyang minzu xueyuan chubanshe.
- Fei Xiaotong 费孝通. 1989b. “Zhonghua minzu de duoyuan yiti geju” 中华民族的多元一体格局 [The Pattern of Diversity in Unity of the Chinese Nation]. Beijing daxue xuebao (zhexue shehui kexue ban) 北京大学学报(哲学社会科学版) 1989 (4): 1–19. (Chinese text of the Tanner Lecture “Plurality and Unity in the Configuration of the Chinese People,” delivered at the Chinese University of Hong Kong, 15 and 17 November 1988.)
- Fei Xiaotong. 1990. “Plurality and Unity in the Configuration of the Chinese People.” In The Tanner Lectures on Human Values 11, edited by Grethe B. Peterson, 165–221. Salt Lake City: University of Utah Press.
- Fu Ma 付马. 2019. Sichou zhi lu shang de Xizhou Huigu wangchao: 9–13 shiji Zhongya dongbu lishi yanjiu 丝绸之路上的西州回鹘王朝——9~13世纪中亚东部历史研究 [The West Uighur Kingdom on the Silk Road: A Study of the History of Eastern Central Asia, 9th–13th Centuries]. Beijing: Shehui kexue wenxian chubanshe. (Chapter 3, “Huigu bu shi ‘Tujue’: Huigu wenxian zhong de ‘Tujue’ yu Huigu de zuqun rentong” 回鹘不是”突厥”——回鹘文献中的”突厥”与回鹘的族群认同 [The Uyghurs Are Not “Türks”: “Türk” in Uyghur Texts and Uyghur Ethnic Identity], 155–77.)
- Fu Ma. 2026. The West Uighur Kingdom on the Silk Road: A History of Eastern Central Asia from the Ninth to the Thirteenth Centuries. Translated by Guo Jinghua, Wang Fengyuan and Xu Changsheng. London: Routledge. https://doi.org/10.4324/9781003751694.
- Geary, Patrick J. 2002. The Myth of Nations: The Medieval Origins of Europe. Princeton: Princeton University Press.
- Geng Shimin and Hans-Joachim Klimkeit. 1988. Das Zusammentreffen mit Maitreya: Die ersten fünf Kapitel der Hami-Version der Maitrisimit. Wiesbaden: Harrassowitz.
- Gillett, Andrew, ed. 2002. On Barbarian Identity: Critical Approaches to Ethnicity in the Early Middle Ages. Studies in the Early Middle Ages 4. Turnhout: Brepols.
- Gillett, Andrew. 2006. “Ethnogenesis: A Contested Model of Early Medieval Europe.” History Compass 4 (2): 241–60.
- Göde, Kemal. 1995. “Eretnaoğulları” [The Eretnids]. In Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, vol. 11, 295–96. Istanbul: TDV.
- Golb, Norman, and Omeljan Pritsak. 1982. Khazarian Hebrew Documents of the Tenth Century. Ithaca: Cornell University Press.
- Golden, Peter B. 1992. An Introduction to the History of the Turkic Peoples: Ethnogenesis and State-Formation in Medieval and Early Modern Eurasia and the Middle East. Turcologica 9. Wiesbaden: Harrassowitz.
- Golden, Peter B. 2011. Central Asia in World History. New Oxford World History. Oxford: Oxford University Press.
- Golden, Peter B. 2015. “The Turkic World in Maḥmûd al-Kâshgharî.” In The Complexity of Interaction along the Eurasian Steppe Zone in the First Millennium CE, edited by Jan Bemmann and Michael Schmauder, 503–55. Bonn Contributions to Asian Archaeology 7. Bonn: Vor- und Frühgeschichtliche Archäologie, Rheinische Friedrich-Wilhelms-Universität Bonn.
- Golden, Peter B. 2018. “The Ethnogonic Tales of the Türks.” The Medieval History Journal 21 (2): 291–327. https://doi.org/10.1177/0971945818775373.
- Golden, Peter B. 2022. “Reflections on the Ethnonym Türk.” In From the Khan’s Oven: Studies on the History of Central Asian Religions in Honor of Devin DeWeese, edited by Eren Tasar, Allen J. Frank and Jeff Eden, 1–50. Leiden: Brill. https://doi.org/10.1163/9789004471177_002.
- Görkaş, İrfan. 2021. “Kaşgarlı Mahmut’un İsim Monizmi ve Dîvânu Lügâti’t-Türk’te Varlık Kavramları” [Maḥmūd al-Kāshgharī’s Monism of Names and the Concepts of Being in the Dīwān Lughāt al-Turk]. Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 20: 15–42. https://doi.org/10.51553/bozifder.990731.
- Gulcalı, Zemire. 2015. “Altun Yaruk Sudur X. Kitap (Metin–Çeviri–Açıklamalar–Sözlük)” [The Altun Yaruk Sutra, Book 10: Text, Translation, Commentary, Glossary]. PhD diss., Yıldız Teknik Üniversitesi, Istanbul.
- Gumilev, L. N. 1967. Drevnie tiurki [The Ancient Turks]. Moscow: Nauka. (Introduction cited from an unpaginated electronic text; print page not checked.)
- Haarmann, Ulrich. 1988. “Ideology and History, Identity and Alterity: The Arab Image of the Turk from the ʿAbbasids to Modern Egypt.” International Journal of Middle East Studies 20 (2): 175–96. (Given as further reading; not consulted, and not used for any claim.)
- Harley Walker, C. T., trans. 1915. “Jahiz of Basra to al-Fath ibn Khaqan on the ‘Exploits of the Turks’ and the Army of the Khalifate in General.” Journal of the Royal Asiatic Society 1915: 631–97.
- Hastings, Adrian. 1997. The Construction of Nationhood: Ethnicity, Religion and Nationalism. Cambridge: Cambridge University Press.
- Herberstein, Sigismund von. 1851–52. Notes upon Russia: Being a Translation of the Earliest Account of That Country, Entitled Rerum Moscoviticarum Commentarii. Translated and edited by R. H. Major. 2 vols. London: Hakluyt Society.
- Hobsbawm, Eric. 1983. “Introduction: Inventing Traditions.” In The Invention of Tradition, edited by Eric Hobsbawm and Terence Ranger, 1–14. Cambridge: Cambridge University Press.
- Horowitz, Donald L. 1975. “Ethnic Identity.” In Ethnicity: Theory and Experience, edited by Nathan Glazer and Daniel P. Moynihan, 111–40. Cambridge, MA: Harvard University Press.
- Huang Xingtao 黃興濤. 2017. Chongsu Zhonghua: Jindai Zhongguo “Zhonghua minzu” guannian yanjiu 重塑中華:近代中國「中華民族」觀念研究. Sanlian xueshu wenku. Hong Kong: Sanlian shudian (Xianggang) [Joint Publishing (H.K.)]. ISBN 978-962-04-3820-2.
- Izmailov, I. L. 2022. “Tatars of the Jochid Ulus: The Formation and Development of an Ethnopolitical Identity in the 13th–15th Centuries.” Zolotoordynskoe obozrenie / Golden Horde Review 10 (4): 744–57. https://doi.org/10.22378/2313-6197.2022-10-4.744-757.
- Jenkins, Richard. 2008. Rethinking Ethnicity: Arguments and Explorations. 2nd ed. London: Sage.
- Jiu Tang shu 舊唐書. 1975. Compiled by Liu Xu 劉昫 et al. Beijing: Zhonghua shuju. (Juan 38, “Dili 1” 地理一, 1416; juan 99, “Zhang Jiazhen” 張嘉貞, 3090; juan 104, “Geshu Han” 哥舒翰 (quoted in Chen 2001a, 216); juan 195, “Huihe” 回紇, 5195. Pages checked in the Scripta Sinica database.)
- Johanson, Lars. 2022. “The History of Turkic.” In The Turkic Languages, 2nd ed., edited by Lars Johanson and Éva Á. Csató, 83–120. London: Routledge. https://doi.org/10.4324/9781003243809-6.
- Kadoi, Yuka, and Tomoko Masuya. 2017. “Chinese and Turko-Mongol Elements in Ilkhanid and Timurid Arts.” In A Companion to Islamic Art and Architecture, edited by Finbarr Barry Flood and Gülru Necipoğlu, vol. 2, 636–67. Hoboken, NJ: Wiley-Blackwell. https://doi.org/10.1002/9781119069218.ch25.
- Kafadar, Cemal. 2007. “A Rome of One’s Own: Reflections on Cultural Geography and Identity in the Lands of Rum.” Muqarnas 24: 7–25.
- Kafesoğlu, İbrahim. 1966. “Tarihte ‘Türk’ Adı” [The Name ‘Türk’ in History]. In Reşid Rahmeti Arat İçin, 306–19. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. (Read in a retypeset reprint without the original pagination; pages approximate.)
- Kaldellis, Anthony. 2007. Hellenism in Byzantium: The Transformations of Greek Identity and the Reception of the Classical Tradition. Cambridge: Cambridge University Press.
- Kasai, Yukiyo. 2008. Die uigurischen buddhistischen Kolophone. Berliner Turfantexte 26. Turnhout: Brepols.
- Kasai, Yukiyo. 2020. “Uyghur Legitimation and the Role of Buddhism.” In Buddhism in Central Asia I: Patronage, Legitimation, Sacred Space, and Pilgrimage, edited by Carmen Meinert and Henrik H. Sørensen, 61–90. Leiden: Brill. https://doi.org/10.1163/9789004417731_005.
- Kasai, Yukiyo. 2022. “Central Asian and Iranian Influence in Old Uyghur Buddhist Manuscripts: Book Forms and Donor Colophons.” In The Syntax of Colophons: A Comparative Study across Pothi Manuscripts, edited by Nalini Balbir and Giovanni Ciotti, 373–98. Berlin: De Gruyter. https://doi.org/10.1515/9783110795271-013.
- Katayama Akio 片山章雄. 1981. “Toquz Oγuz to ‘kyūsei’ no sho mondai ni tsuite” Toquz Oγuzと「九姓」の諸問題について [On Problems of Toquz Oγuz and the “Nine Surnames”]. Shigaku zasshi 史學雜誌 90 (12): 1785–1801. https://doi.org/10.24471/shigaku.90.12_1785.
- Khazanov, Anatoly M. 1994. Nomads and the Outside World. 2nd ed. Madison: University of Wisconsin Press.
- Khetagurov, L. A., trans. 1952. Rashid ad-Din: Sbornik letopisei [Rashīd al-Dīn: Collection of Chronicles], vol. 1, part 1. Edited by A. A. Semenov. Moscow–Leningrad: Izdatel’stvo Akademii nauk SSSR. (Note 309 cited from the Vostlit electronic text.)
- Kljaštornyj, S. G. 1964. Drevnetiurkskie runicheskie pamiatniki kak istochnik po istorii Srednei Azii [Old Turkic Runic Monuments as a Source for the History of Central Asia]. Moscow: Nauka.
- Kljaštornyj, S. G. 1986. “Osnovnye cherty sotsial’noi struktury drevnetiurkskikh gosudarstv Tsentral’noi Azii (VI–X vv.)” [The Main Features of the Social Structure of the Old Turkic States of Central Asia, 6th–10th Centuries]. In Klassy i sosloviia v dokapitalisticheskikh obshchestvakh Azii: Problemy sotsial’noi mobil’nosti [Classes and Estates in the Pre-Capitalist Societies of Asia: Problems of Social Mobility]. Moscow. (Not seen; cited as given in Kochnev 2006.)
- Kljaštornyj, S. G., and V. A. Livšic. 1972. “The Sogdian Inscription of Bugut Revised.” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae 26 (1): 69–102.
- Kochnev, B. D. 2006. Numizmaticheskaia istoriia Karakhanidskogo kaganata (991–1209 gg.) [A Numismatic History of the Qarakhanid Qaghanate (991–1209)]. Part 1, Istochnikovedcheskoe issledovanie [A Source Study]. Moscow: Sofiia. (Cited from the electronic edition, whose page markers reproduce the pagination of the print edition, as checked against its table of contents.)
- Kononov, A. N. 1949. “Opyt analiza termina turk” [An Attempt at an Analysis of the Term Turk]. Sovetskaia etnografiia 1949 (1): 40–47.
- Kononov, A. N. 1958. Rodoslovnaia turkmen: Sochinenie Abu-l-Gazi, khana khivinskogo [The Genealogy of the Turkmens: A Work by Abu’l-Ghāzī, Khan of Khiva]. Edited by S. E. Malov. Moscow–Leningrad: Izdatel’stvo Akademii nauk SSSR.
- Lee, Joo-Yup. 2016. “The Historical Meaning of the Term Turk and the Nature of the Turkic Identity of the Chinggisid and Timurid Elites in Post-Mongol Central Asia.” Central Asiatic Journal 59 (1–2): 101–32.
- Lee, Joo-Yup. 2019. “Turkic Identity in Mongol and Post-Mongol Central Asia and the Qipchaq Steppe.” Oxford Research Encyclopedia of Asian History. https://doi.org/10.1093/acrefore/9780190277727.013.443.
- Lee, Joo-Yup. 2021. “The Timurid View of the Mongols: An Examination of the Mongol Identity of the Timurids.” Iran Namag 6 (3–4): 200–217.
- Lee, Joo-Yup. 2023. The Turkic Peoples in World History. London: Routledge. (Page numbers follow the print edition, as marked in the publisher’s EPUB.)
- Lee, Joo-Yup. 2026. “The Origin Myths of the Turkic Peoples: From the Wolf Tale of the Gaoche to the Kazakh Legend of Alasha Khan.” Medieval Worlds 24: 202–20. https://doi.org/10.1553/medievalworlds_no24_2026s202.
- Leibold, James. 2007. Reconfiguring Chinese Nationalism: How the Qing Frontier and Its Indigenes Became Chinese. New York: Palgrave Macmillan.
- Luo Xin 羅新. 2009. Zhonggu beizu minghao yanjiu 中古北族名號研究 [Studies on the Political Titulary of the Medieval Northern Peoples]. Beijing: Beijing daxue chubanshe. (Preface cited from its published text; print page not checked.)
- Malikov, A. M., and K. U. Torlanbaeva. 2022. “Nekotorye osobennosti kul’turnoi identichnosti Sheibani-khana i monumental’noe stroitel’stvo v Samarkande v nachale XVI veka” [Some Features of the Cultural Identity of Shaybani Khan and the Monumental Construction in Samarkand at the Beginning of the Sixteenth Century]. Zolotoordynskoe obozrenie / Golden Horde Review 10 (2): 391–413. https://doi.org/10.22378/2313-6197.2022-10-2.391-413.
- Malinowski, Bronisław. 1926. Myth in Primitive Psychology. London: Kegan Paul.
- Manz, Beatrice Forbes. 1989. The Rise and Rule of Tamerlane. Cambridge: Cambridge University Press.
- Manz, Beatrice Forbes. 2000. “Mongol History Rewritten and Relived.” Revue des mondes musulmans et de la Méditerranée 89–90: 129–49. https://doi.org/10.4000/remmm.276. (Cited by paragraph number of the online edition.)
- Manz, Beatrice Forbes. 2009. “Temür and the Early Timurids to c. 1450.” In The Cambridge History of Inner Asia: The Chinggisid Age, edited by Nicola Di Cosmo, Allen J. Frank and Peter B. Golden, 182–98. Cambridge: Cambridge University Press.
- Martin, Georges. 2020. “La ‘pérdida y restauración de España’ en la historiografía latina de los siglos VIII y IX.” e-Spania 36. https://doi.org/10.4000/e-spania.34836.
- Maue, Dieter, and Mehmet Ölmez, with Étienne de la Vaissière and Alexander Vovin. 2018. “The Khüis Tolgoi Inscription.” In Ideas behind Symbols – Languages behind Scripts: Proceedings of the 60th Meeting of the Permanent International Altaistic Conference, edited by Ákos Bertalan Apatóczky, 73–89. Studia uralo-altaica 52. Szeged: University of Szeged. https://doi.org/10.14232/sua.2018.52.73-89.
- Miles, William, trans. 1838. The Shajrat ul Atrak, or Genealogical Tree of the Turks and Tatars. London: W. H. Allen.
- Ming shi 明史. 1974. Compiled by Zhang Tingyu 張廷玉 et al. Beijing: Zhonghua shuju. (Juan 332, “Xiyu si” 西域四: Samarqand 8597, Bešbalïq 8606–8. Pages checked in the Scripta Sinica database.)
- Moriyasu Takao 森安孝夫, Suzuki Kōsetsu 鈴木宏節, Saitō Shigeo 齊藤茂雄, Tamura Takeshi 田村健 and Bai Yudong 白玉冬. 2009. “Shineusu hibun yakuchū” シネウス碑文訳注 [Šine-Usu Inscription: Translation and Notes]. Nairiku Ajia gengo no kenkyū 内陸アジア言語の研究 24: 1–92. https://hdl.handle.net/11094/20767.
- Moriyasu Takao 森安孝夫. 1991. Uiguru = Manikyō shi no kenkyū ウイグル=マニ教史の研究 [Studies in the History of Uyghur Manichaeism]. Ōsaka daigaku bungakubu kiyō 大阪大学文学部紀要 31/32. https://hdl.handle.net/11094/6385.
- Moriyasu Takao 森安孝夫. 2002. “Uiguru kara mita Anshi no ran” ウイグルから見た安史の乱 [The An Lushan Rebellion Seen from the Uyghur Side]. Nairiku Ajia gengo no kenkyū 内陸アジア言語の研究 17: 117–70, 2 pls. https://hdl.handle.net/11094/17824.
- Moriyasu Takao 森安孝夫. 2015. “Uiguru = Manikyō shi kankei shiryō shūsei” ウイグル=マニ教史関係史料集成 [A Collection of Sources on the History of Uyghur Manichaeism]. Heisei 26 nendo Kinki daigaku kokusai jinbun kagaku kenkyūjo kiyō 平成26年度近畿大学国際人文科学研究所紀要: 1–137. (Cited via Fu Ma 2019.)
- Nagamine, Hiroyuki. 2025. “‘Tatar’ v tiurko-mongol’skoi traditsii pozdnedzhuchidskikh istoricheskikh istochnikov” [‘Tatar’ in the Turco-Mongol Tradition of the Later Jochid Historical Sources]. Zolotoordynskoe obozrenie / Golden Horde Review 13 (2): 441–59. https://doi.org/10.22378/2313-6197.2025-13-2.441-459.
- Pinault, Georges-Jean. 2022. “Colophons in Tocharian Manuscripts.” In The Syntax of Colophons: A Comparative Study across Pothi Manuscripts, edited by Nalini Balbir and Giovanni Ciotti, 347–72. Berlin: De Gruyter. https://doi.org/10.1515/9783110795271-012.
- Pohl, Walter. 2010. “Archaeology of Identity: Introduction.” In Archaeology of Identity – Archäologie der Identität, edited by Walter Pohl and Mathias Mehofer, 9–24. Forschungen zur Geschichte des Mittelalters 17. Vienna: Verlag der Österreichischen Akademie der Wissenschaften.
- Pohl, Walter. 2018a. “Ethnonyms and Early Medieval Ethnicity: Methodological Reflections.” Hungarian Historical Review 7 (1): 5–17.
- Pohl, Walter. 2018b. “Von der Ethnogenese zur Identitätsforschung.” In Neue Wege der Frühmittelalterforschung: Bilanz und Perspektiven, edited by Maximilian Diesenberger, Walter Pohl and Bernhard Zeller, 9–33. Forschungen zur Geschichte des Mittelalters 22. Vienna: Verlag der Österreichischen Akademie der Wissenschaften. (Cited by the pagination of the author’s accepted manuscript, ÖAW ePub.)
- Polyvyannyy, Dmitry I. 2025. “The Renewal of the Bulgarian Tsardom at the Turn of the Centuries and Empires (1185–1207).” Vestnik Volgogradskogo gosudarstvennogo universiteta. Seriya 4, Istoriya 30 (6): 266–76. https://doi.org/10.15688/jvolsu4.2025.6.19.
- Ponomarev, A. I. 1945. “Popravki k chteniiu ‘Nadpisi Timura’” [Corrections to the Reading of the “Inscription of Timur”]. Sovetskoe vostokovedenie 3: 222–24.
- Poppe, N. N. 1940. “Karasakpaiskaia nadpis’ Timura” [The Karasakpai Inscription of Timur]. Trudy Otdela Vostoka Gosudarstvennogo Ermitazha 2: 185–87.
- Pritsak, Omeljan. 1951. “Von den Karluk zu den Karachaniden.” Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft 101: 270–300.
- Pritsak, Omeljan. 1953 [1955]. “Die Karachaniden.” Der Islam 31: 17–68. https://doi.org/10.1515/islm.1955.31.1.17.
- Rybatzki, Volker. 2000. “Titles of Türk and Uigur Rulers in the Old Turkic Inscriptions.” Central Asiatic Journal 44 (2): 205–92.
- Salman, Hüseyin. 1988. “Hoço Harabelerinde Bulunan Bir Mani Metni ve Türk Tarihi Bakımından Önemi.” Belleten 52 (202): 75–86. https://doi.org/10.37879/belleten.1988.77.
- Savant, Sarah Bowen. 2013. The New Muslims of Post-Conquest Iran: Tradition, Memory, and Conversion. Cambridge: Cambridge University Press.
- Şehitoğlu, Muammer. 2021. “Budist Çevreye Ait Eski Uygur Türkçesi Dönemi Eserlerinde Geçen ‘Yuçul Bodun’ Kavram İşareti Üzerine Bir Değerlendirme” [An Assessment of the Concept Marker Yuçul Bodun in Old Uyghur Works of the Buddhist Milieu]. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi 10 (1): 18–28.
- Semet, Ablet. 2014. “Eski Uygurca Çeviri Metinleri Işığında Orhun Yazıtlarının Söz Varlığına Katkılar (I).” Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten 62 (1): 7–17.
- Sinor, Denis. 1985. “Some Components of the Civilization of the Türks (6th to 8th Century A.D.).” In Altaistic Studies, edited by Gunnar Jarring and Staffan Rosén, 145–59. Stockholm: Almqvist & Wiksell.
- Sinor, Denis. 1990. “The Establishment and Dissolution of the Türk Empire.” In The Cambridge History of Early Inner Asia, edited by Denis Sinor, 285–316. Cambridge: Cambridge University Press.
- Sinor, Denis. 1997. “The Uighur Empire of Mongolia.” In Denis Sinor, Studies in Medieval Inner Asia, V: 1–29. Variorum Collected Studies Series 583. Aldershot: Ashgate. (First publication.)
- Sinor, Denis. 2005. “Reflections on the History and Historiography of the Nomad Empires of Central Eurasia.” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae 58 (1): 3–14.
- Skaff, Jonathan Karam. 2012. Sui-Tang China and Its Turko-Mongol Neighbors: Culture, Power, and Connections, 580–800. Oxford: Oxford University Press.
- Smith, Anthony D. 1986. The Ethnic Origins of Nations. Oxford: Blackwell.
- Smith, Leighton. 2026. “The Many Uses of Folio ‘III 198’: Book Culture and Lived Religion in Early Medieval Turfan.” Document of the Month 7/26, Invisible East, edited by M. Arghandehpour, E. Shawe-Taylor and A. Azad. Oxford, 3 August 2026. https://doi.org/10.5287/ora-nr8wvpqn8.
- Smith, Stuart T. 2008. “Crossing Boundaries: Nomadic Groups and Ethnic Identities.” In The Archaeology of Mobility: Old World and New World Nomadism, edited by Hans Barnard and Willeke Wendrich, 343–66. Los Angeles: Cotsen Institute of Archaeology, UCLA.
- Soucek, Svat. 2000. A History of Inner Asia. Cambridge: Cambridge University Press.
- Subtelny, Maria Eva. 1994. “The Symbiosis of Turk and Tajik.” In Central Asia in Historical Perspective, edited by Beatrice F. Manz, 45–61. Boulder: Westview Press. (Cited via Lee 2021.)
- Sui shu 隋書. 1973. Compiled by Wei Zheng 魏徵 et al. Beijing: Zhonghua shuju. (Juan 84, “Tiele” 鐵勒, 1879–80. Pages checked in the Scripta Sinica database.)
- Sultanov, T. I. 2017. “K istoriografii etnopoliticheskoi istorii ulusov Dzhuchi i Chagataia” [Historiography of the Ethnic and Political History of the Jochid and Chaghataid Uluses]. Zolotoordynskoe obozrenie / Golden Horde Review 5 (1): 74–92. https://doi.org/10.22378/2313-6197.2017-5-1.74-92.
- Sümer, Faruk. 2012. “Türkmenler” [The Turkmens]. In TDV İslâm Ansiklopedisi, vol. 41, 607–11. Istanbul: Türkiye Diyanet Vakfı. https://islamansiklopedisi.org.tr/turkmenler.
- Suzuki Kōsetsu 鈴木宏節. 2008a. “Tokketsu dai-ni kakankoku no rekishikan: Kyoru Tegin hibun tōmen bōtō no saikentō” 突厥第二可汗国の歴史観:キョル=テギン碑文東面冒頭の再検討 [The Historical Outlook of the Second Türk Qaghanate: A Re-examination of the Opening of the East Face of the Kül Tegin Inscription]. Shigaku zasshi 史学雑誌 117 (1): 115. https://doi.org/10.24471/shigaku.117.1_115_1. (Abstract of a paper read at the 105th meeting of the Shigakkai.)
- Suzuki Kōsetsu 鈴木宏節. 2008b. Tokketsu kakankoku no ōken to tenkai 突厥可汗国の王権と展開 [Royal Authority and Its Development in the Türk Qaghanate]. PhD diss., Osaka University. Summary of contents (論文内容の要旨), 35. https://hdl.handle.net/11094/49091.
- Szűcs, Jenő. 1999. “Theoretical Elements in Master Simon of Kéza’s Gesta Hungarorum (1282–1285).” In Simonis de Kéza Gesta Hungarorum / Simon of Kéza, The Deeds of the Hungarians, edited and translated by László Veszprémy and Frank Schaer, xxix–cii. Budapest: Central European University Press.
- Taşağıl, Ahmet. 2012. “Türk (I. Tarih)” [Turk (I. History)]. In TDV İslâm Ansiklopedisi, vol. 41, 467–74. Istanbul: Türkiye Diyanet Vakfı. https://islamansiklopedisi.org.tr/turk.
- Tekin, Şinasi. 1980. Maitrisimit nom bitig: Die uigurische Übersetzung eines Werkes der buddhistischen Vaibhāṣika-Schule. 2 vols. Berlin: Akademie Verlag.
- Tekin, Talât. 1968. A Grammar of Orkhon Turkic. Indiana University Publications, Uralic and Altaic Series 69. Bloomington: Indiana University; The Hague: Mouton.
- Thackston, W. M., trans. 1998. Rashiduddin Fazlullah’s Jamiʿu’t-tawarikh: Compendium of Chronicles. Part One. Sources of Oriental Languages and Literatures 45. Cambridge, MA: Harvard University, Department of Near Eastern Languages and Civilizations.
- Thackston, Wheeler M., trans. 1996. The Baburnama: Memoirs of Babur, Prince and Emperor. New York: Oxford University Press.
- Thierry, François. 2005. “Autour d’une Histoire des marchands sogdiens.” Revue numismatique, 6th ser., 161: 191–209. https://doi.org/10.3406/numi.2005.2601.
- Tishin, V. V. 2020. “K proiskhozhdeniiu svedenii o tiurkakh (Tu-jue 突厥) v ‘Vei shu’ 魏書” [On the Origin of the Data on the Türks in the Wei shu]. Vestnik Buriatskogo nauchnogo tsentra SO RAN 2020 (4): 57–63. https://doi.org/10.31554/2222-9175-2020-40-57-63.
- Tishin, V. V. 2023. “Origo gentis tiurkov: nekotorye voprosy mifologicheskoi i istoricheskoi khronologii” [Origo Gentis of the Türks: Some Problems of Mythological and Historical Chronology]. Vestnik Buriatskogo nauchnogo tsentra SO RAN 2023 (2): 72–79. https://doi.org/10.31554/2222-9175-2023-50-72-79.
- Trepavlov, V. V. 2019. “Shibany: nesostoiavshiisia etnonim” [The Shibans: A Failed Ethnonym]. Zolotoordynskoe obozrenie / Golden Horde Review 7 (2): 351–71. https://doi.org/10.22378/2313-6197.2019-7-2.351-371.
- Usmanova, E. R., R. M. Zhumashev, G. T. Edgina, and I. P. Panyushkina. 2026. “Epigraficheskii pamiatnik ‘Karsakpaiskaia nadpis’’ na sopke Altynshoky v landshafte voennogo konflikta 1391 goda Amira Timura” [The Epigraphic Monument “Karsakpay Inscription” on Altynshoky Hill in the Landscape of Amir Timur’s Military Conflict of 1391]. Turkic Studies Journal 8 (2SI): 198–228. https://doi.org/10.32523/2664-5157-2026-2SI-198-228.
- Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. 1968. “Sivas–Kayseri ve Dolaylarında Eretna Devleti.” Belleten 32: 161–90.
- Van Steenbergen, Jo. 2020. “From Temür to Selim: Trajectories of Turko-Mongol State Formation in Islamic West-Asia’s Long Fifteenth Century.” In Trajectories of State Formation across Fifteenth-Century Islamic West-Asia, edited by Jo Van Steenbergen, 27–87. Leiden: Brill. https://doi.org/10.1163/9789004431317_004.
- Venturi, Federica. 2008. “An Old Tibetan Document on the Uighurs: A New Translation and Interpretation.” Journal of Asian History 42 (1): 1–35.
- Vovin, Alexander. 2019. “A Sketch of the Earliest Mongolic Language: The Brāhmī Bugut and Khüis Tolgoi Inscriptions.” International Journal of Eurasian Linguistics 1 (1): 162–97.
- Weber, Max. 1978. Economy and Society. Edited by Guenther Roth and Claus Wittich. Berkeley: University of California Press.
- Wei shu 魏書. 1974. Compiled by Wei Shou 魏收. Beijing: Zhonghua shuju. (Juan 103, “Gaoche” 高車, cited by juan from the Wikisource text; Zhonghua page not checked.)
- Wenskus, Reinhard. 1961. Stammesbildung und Verfassung: Das Werden der frühmittelalterlichen gentes. Cologne: Böhlau.
- Wilkens, Jens. 2021. Handwörterbuch des Altuigurischen: Altuigurisch – Deutsch – Türkisch. Göttingen: Universitätsverlag Göttingen.
- Wimmer, Andreas. 2013. Ethnic Boundary Making: Institutions, Power, Networks. Oxford: Oxford University Press.
- Xin Tang shu 新唐書. 1975. Compiled by Ouyang Xiu 歐陽修 and Song Qi 宋祁. Beijing: Zhonghua shuju. (Juan 110, “Lun Gongren” 論弓仁, 4126; juan 217A, “Huihu 1” 回鶻上, 6115; juan 218, “Shatuo” 沙陀, 6153. Pages checked in the Scripta Sinica database.)
- Yasin Ušur 雅森·吾守尔. 2006. “Gudai Hanwen wenxian zhong ‘Xiongnu’ deng mingcheng de Huiguyu yiming” 古代汉文文献中”匈奴”等名称的回鹘语译名 [Old Uyghur Renderings of “Xiongnu” and Other Names in Ancient Chinese Texts]. Minzu yuwen 民族语文 2006 (1): 12–25. (Reference as given in Fu Ma 2019.)
- Yosef, Koby. 2012. “Dawlat al-Atrāk or Dawlat al-Mamālik? Ethnic Origin or Slave Origin as the Defining Characteristic of the Ruling Élite in the Mamlūk Sultanate.” Jerusalem Studies in Arabic and Islam 39: 387–410.
- Yoshida Yutaka. 2020. “Studies of the Karabalgasun Inscription: Edition of the Sogdian Version.” Modern Asian Studies Review 11: 1–139. Tokyo: Toyo Bunko.
- Zhou shu 周書. 1971. Compiled by Linghu Defen 令狐德棻 et al. Beijing: Zhonghua shuju. (Juan 27, biography of Yuwen Ce 宇文測, 454; juan 50, “Yiyu xia: Tujue” 異域下·突厥, 907–9. Pages checked in the Scripta Sinica database.)
- Zieme, Peter. 2011. “Were the Xiongnu Identical with the Türk?” In Ötüken’den İstanbul’a Türkçenin 1290 Yılı (720–2010) Sempozyumu: Bildiriler / From Ötüken to Istanbul, 1290 Years of Turkish (720–2010): Papers, edited by Mehmet Ölmez, Erhan Aydın, Peter Zieme and Mustafa S. Kaçalin, 37–52. Istanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi.
- Zimonyi, István. 2018. “Changing Perceptions of Türk Identity Among the Medieval Nomads of Central Eurasia.” Studia Orientalia Electronica 6: 79–89. https://doi.org/10.23993/store.69834.
- Zizhi tongjian 資治通鑑. 1956. By Sima Guang 司馬光. Annotated by Hu Sanxing 胡三省. Beijing: Zhonghua shuju. (Juan 159 and 193 cited by juan and year, checked against the Wikisource text; juan 215 cited with Zhonghua pages as given in the standard source compilations.)